Dün Siverekte yaşanan saldırının bir benzeri bu gün Marş’ta yaşandı ve bir okulda 9 çocuk öldürüldü.
Bu cümle sadece bir trajedi değil, bir sistemin iflas ilanıdır. Toplumun neyi “sakıncalı” bulup neyi “baş tacı” ettiğine baktığımızda karşımıza çıkan tablo, bugün yaşadığımız cinnet halinin reçetesidir: Ekranlarda öpüşmenin sansürlendiği, ancak sokaklarda infazların alkışlandığı bir iklim.

Şiddetin Prestiji: Siyasetin Gölgesinde Meşruiyet
Şiddet bu toplumda sadece bir “suç” değil, bir “statü” aracı haline getirildi. Gençler; Sedat Peker veya Alaattin Çakıcı gibi figürlerin, siyasi parti liderleriyle kurdukları samimi ilişkileri, paylaştıkları fotoğrafları ve gördükleri “protokol” ilgisini izleyerek büyüdüler.
Suç dünyasının aktörleri, siyasetin meşru alanına “vatanseverlik” örtüsüyle taşındığında, genç zihinlerde şu mesaj perçinlendi: “Eğer yeterince güçlüysen ve ‘doğru’ taraftaysan, suç işlemek seni toplumdan dışlamaz; aksine sana imtiyaz, dokunulmazlık ve prestij sağlar.”
Beyaz Perdede Kutsanan Suç: Abdullah Çatlı Örneği
Daha dün; adı uyuşturucu ticareti, katliamlar ve karanlık cinayetlerle anılan bir şahsın, yani Abdullah Çatlı’nın beyaz perdeye bir “trajedi kahramanı” olarak taşınmasına şahitlik etmedik mi?
Katil vasfı, “devlet için yapan” masalıyla örtüldü.
Uyuşturucu ticareti gerçeği, “operasyonel zorunluluk” retoriğiyle görünmez kılındı.
Kurgu dünyasının yarattığı bu “karizmatik suçlu” imajı, adalet duygusu henüz gelişmemiş gençler için zehirli bir model oluşturdu. Gençler adaleti mahkemede değil, karanlık dehlizlerde aramanın “havalı” olduğunu bizzat bu “kahramanlaştırma” operasyonlarından öğrendiler.
Ahlaki pusulanın kırılması: beden mi, namlu mu?
Toplumun sansür refleksi sevgiyi hedefe koyarken, şiddeti serbest bırakıyor. Bir çocuk;
İki insanın birbirine sarılmasını “ayıp” ve “toplum ahlakını bozan” bir eylem olarak öğreniyor.
Ancak elinde silahla racon kesen figürlerin siyasetçilerle el sıkışmasını “güç ve saygınlık” olarak kodluyor.
Bu, ahlaki pusulanın tam anlamıyla kırılmasıdır. Ahlakın sadece “bedene” indirgenip, şiddetin “millî” bir kılıfla serbest bırakılması, şiddeti bir hak arama yöntemi olarak sokağa indirmiştir.
Fail mi, zemin mi?
Bir okulda tetiği çeken öğrenciyi “münferit bir cani” olarak görmek, sistemi aklama çabasıdır. Oysa o çocuk; şiddetin ödüllendirildiği, suçun kutsandığı ve merhametin zayıflık sayıldığı bir kültürel ekosistemin doğrudan ürünüdür. Faili üreten; o dizilerdeki sahte kahramanlar, o meydanlardaki samimi fotoğraflar ve o sansürlenmiş sevgi sahneleridir.
Sarsılmayan Gelecek, Sarılmayan Toplum
Sevgiyi sansürleyerek koruduğunuzu sandığınız ahlak, şiddeti “rol model” yaparak bizzat kendi elinizle yok edildi.
Sarılmayı sakıncalı, öldürmeyi ve çeteleşmeyi “prestijli” kılan bir sistemde çocuklara “şiddet kötüdür” demek, en hafif tabiriyle ikiyüzlülüktür.
Gerçek şudur: Gençler yanlış öğrenmiyorlar; onlara “doğru” ve “güçlü” diye gösterilen karanlık dünyayı taklit ediyorlar.
Sevginin yasaklandığı, suçun ise siyasi bir zırhla kutsandığı bir toplumda; çocuklar katil olmaz, düzen tarafından katil olarak yetiştirilir.
Salim Diyap



HATAY VE ÇEVRE İLLER İÇİN “KUVVETLİ YAĞIŞ” UYARISI
CHP CUMHURBAŞKANI ADAYI EKREM İMAMOĞLU: “OKULLARDAKİ ŞİDDET BİR GÜVENLİK ZAFİYETİNDEN FAZLASIDIR”
CHP Samandağ İlçe Başkanlığı’ndan Eğitimde Şiddet Tepkisi : “OKULLAR GÜVENLİ ALANLAR OLMAKTAN ÇIKIYOR”
Samandağ’da Eğitim Emekçilerinden Duygusal Yürüyüş: “OKULLARIN SORUNU GÜVENLİK DEĞİL, GELECEK KAYGISIDIR!”
BENİ BENDEN EDEN SENSİN
SANSÜRLENEN SEVGİ, MEŞRULAŞTIRILAN ŞİDDET VE KAHRAMANLAŞTIRILAN SUÇ
DEPREM BÖLGESİNDE İKTİSADİ ALARM: KREDİ KISITLAMALARI KALKINMAYA ENGEL OLUYOR!