Yok, edilmeye çalışılan bir sulak alan: MİLLEYHA  « Samandağ Ayna Haber

Kardeşim 1 tane 5 tane eklesen neyse sitenin anasını sikmeyin bu kadar aç gözlü olmayın 5 tane koy 4 tane koy kaldıran namerttir.

Şişlide Gece Hayatı

SON DAKİKA

Yok, edilmeye çalışılan bir sulak alan: MİLLEYHA 

Bu haber 25 Şubat 2022 - 10:57 'de eklendi ve 309 kez görüntülendi.

Doğayla savaş halindeyiz… Kazanırsak kaybedeceğiz!

Hubert Reeves

Sulak alanlar, doğal veya suni, daima veya geçici suyu akan yada durgun, tatlı, acı veya tuzlu, gelgit bölgelerinde suların çekildiği dönemlerde su seviyesi altı metreyi aşmayan deniz kesimlerini de kapsayan, (bütün) bataklık, turba ve suyla kaplı alanlar olarak tanımlanır. Sulak Alanlar, tropik ormanlardan sonra birim alandaki organik madde üretimi ve canlı sisteme verdiği destek açısından biyolojik çeşitliliğin en yüksek olduğu ekosistemlerdir. Pek çok tür ve çeşitteki canlılar için uygun beslenme, üreme ve barınma ortamı olan sulak alanlar, yalnız bulundukları ülkenin değil, tüm dünyanın doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilirler. Yakın çevresinde yaşayan halkın yaşamında önemli yer tutan, bölge ve ülke ekonomisine katkılar sağlayan sulak alanlar; doğal dengenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması yönünden de diğer ekosistemler içinde önemli ve farklı bir yere sahiptirler. Kuşların göç yolları üzerindeki sulak alanlar her yıl milyonlarca su kuşuna ev sahipliği yapar. Bununla birlikte ekolojik sürekliliğin sağlanmasında sulak alanlar çok önemli bir faydaya sahiptir. Sulak alanlar: yeraltı suyu depolanması ve deşarjı, taşkın kontrolü, taban suyunun dengelenmesi, tortu ve zehirli maddelerini alıkoyması ve besin maddelerini kullanarak suyu temizlemeleri, yeryüzünün en önemli genetik rezervuarları olması, yüksek bir ekonomik değere sahip olup, bölge ve ülke ekonomisine katkı sağlamaları gibi çok önemli faydalara sahiptir. Sulak alanların değeri ve bölge ekonomisine ve çevreye katkıları konusunda binlerce araştırma yapılmıştır. Örneğin İngiltere’de yapılan bir araştırma sulak alanlardaki üretimin işlev ve değerinin yıllık 20 bin dolar/ha olduğunu göstermektedir. Bunun en iyi ispatı da dünya tarım alanlarının yalnızca %16’sını oluşturmasına karşın dünya gıda üretiminin yaklaşık %40’ını sulak alanların (çeltik, balık, vb.) karşılaması olarak gösterilebilir.

Dünya genelinde 7-9 milyon km2 sulak alan bulunmakta ve bu değer kara alanlarının %4-6’sına karşılık gelmektedir. Yaklaşık 2.5 milyon hektar sulak alana sahip olan Türkiye son 50 yılda 1 milyon 300 bin hektarlık sulak alanını kaybederek bir sulak alan mezarlığına döndü. 24 Eğirdir Gölü veya 3 Van Gölü ya da Marmara Denizi kadar alanı ya aşırı su kullanımı nedeniyle, ya kirlenme nedeniyle yada iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri nedeniyle kaybettik. Bazı sulak alanları ise sudan sebeplerle bizzat biz kuruttuk. Rahmetli Süleyman Demirel’in ‘siyasal hayatımın en büyük hatası’ dediği Amik Gölünü kurutma projesi maalesef onca çabaya emeğe ve masrafa rağmen başarısız oldu. Kaderi ‘Göl’ olan Amik Gölü yine her yıl ortaya çıkmakta, yapılan hatayı yüzümüze vurmakta.

Hatay’ın farklı ilçelerinde çok sayıda sulak alan var. Bir kısmı yukarda saydığımız doğal süreçlerin etkisiyle yok olmayla karşı karşıya iken Amik Gölü örneğinde olduğu gibi bir kısmı da insan eliyle bilerek ve bilinçli olarak yok edilmeye çalışılmakta. Bunlardan biri Milleyha Sulak alanı.

Milleyha sulak alanı yaklaşık 120 ha büyüklüğünde ve biyolojik çeşitlilik açısından bir rezervuar niteliğinde. Çok sayıda kuş türüne ev sahipliği ve göçmen kuşlara konaklama imkanı sunmakta. Milleyha, Amik Gölü sulak alan niteliğini kaybedince Kuzey-Güney hattında uçan göçmen kuşların uğrak noktası haline geldi. Neredeyse her yıl yüzbinlerce kuş bu alanda konaklamakta. Ancak bu alan son zamanlarda yok olmaya zorlanmakta. Kamu yöneticilerinin ve yerel belediyenin kayıtsızlığı, siyasilerin ilgileniyormuş gibi görünmeleri ve toplum bilincinin yetersizliği Milleyha’nın sonunu hazırlıyor. Milleyha’nın neredeyse ortasına hayvan kesim işletmesi açmak, ortasından yol geçirmek, şehrin moloz yığınlarını dökmek, hayvan otlatarak etrafındaki kıyı kumullarını erozyonla baş başa bırakmak Milleyha’yı öldürüyor. Yapılmak istenen bu sulak alanın doldurularak ilerde yapılaşmaya açılması ise bu beyhude bir çaba. Çünkü zemin özellikleri, toprak yapısı ve sıhhi koşullar (sivrisinek üremesi vs) yaşam için uygun değil. Yukarıda belirttiğim gibi sayısız ekolojik zenginliği barındıran bu alanın korunması doğaya ve siyasal sorunlara duyarlı Samandağ Halkının görevi. Duyarlı, okur-yazarı bu kadar fazla olan bir toplumda bazı insanların kendi bölgesine bu kadar kayıtsız olması ise oldukça düşündürücü…..

Prof. Dr. Berkant Ödemiş

Mustafa Kemal Üniv.

Öğr. Üyesi