logo

reklam

YAŞAYAN SOSYALİZM VE OKALİPTÜS


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

(Gürcistan Gezi Notlarım)

Tarımsal üretim: Üzüm, Narenciye, Çay, Fındık, Sebze, Kömür, Patates, Çiftlik hayvanları.

Madenler : Manganez, bakır, çelik, çinko, kömür, petrol.

Para Birimi: Lari (GEL)

Resmi Dil: Gürcüce.

Okuma -Yazma oranı % 99

 Ben giderim Batum’a

Batum’un batağına

Bahçenizden içeri

Al beni otağına…

Aslında bu bir Sinop türküsü de yolumuz Rize Sarp Hudut kapısından Gürcistan ziyareti olunca, Gürcistan ile ilgili her bir konuyu öğrenmek istiyor insan.

Türkülerini, Söylencelerini, Yemeklerini, Tarihini,

Ve Gürcistan insanının sosyal ve ekonomik yaşamlarını.

Biz de Kamyon sürücüleri gibi en uygun, ziyarete de uygun türkü ile başladık.

Kafkasların giriş kapılarından bir olan Sarp’tan çoluk çocuk doluştuğumuz aracımızla saatler süren sırada bekledikten sonra, sınırdan geçiyoruz.

Ve Gürcistan toprağındayız!

Arabanın sigorta işlemleri için bir kulübenin önüne çekip, çıkıyoruz dışarı ilk kez kendi ülkemin dışında olmanın rehberimizin bize, her ne kadar pratik konuşma gürcüce anahtar kelimeler öğretmeye çalıştıysa da aklımda sadece Gamarcoba- merhaba kalmış. Çocukların her biri çekiştirip, soruyorlar, o nedir, bu nedir ne dediler, neden Türkçe konuşmuyorlar.

Arabamızın sigorta işlemeleri kısa sürüyor ve 17 kilometre ilerideki Batu’ma doğru ilerliyoruz. İlk karşımıza çıkan yerleşim bölgesi Gonio, içinde Osmanlı hamamı ve mezarları bulunan meşhur kalesi oluyor.

Telefonlarımızdaki saatlerin otomatik olarak değiştiğini fark ettiğimizde öğreniyoruz Gürcistan’ın, bizden bir saat ileride olduğunu.

Ders kitaplarım dışında çok kitabım olmadı okul yıllarımda, yine de bulduklarımı okurdum.

Eski Hatay Milletvekili, Doktor Mehmet Sılay’ın “Göz gördü, Gönül sevdi” adında okuduğum seyahat notlarından oluşan kitabının özellikle Gürcistan bölümü çok ilginç gelmişti.Şimdi o ilginçliklere kendim tanık olduğumda adrenalim baş döndüren bir hıza çıktı.

Ve huzurunuzda Doktor Mehmet Sılay’ı saygıyla anmak istiyorum. Batum’a kadar yol boyunca çift sıralı okaliptüs ağaçlarını görüyoruz.

Rehberimiz, bir ağacın yılda 100-250 tona kadar  su emdiğini belirtiyor. Bu marifetli ve yararlı okaliptüs ağaçlarının dikilmesi korunmasının Çarlık Rusya’sı döneminde başladığını, sosyalist dönemde çok daha bataklığın kurutulup tarım arazisi ıslah edilmesi için dikilmiş olduğunu da ekliyor.

Hatta Gürcü kökenli Stalin, ülkesini ziyarete gelen Arnavutluk’un komünist lideri Enver Hoca’ya da ülkesinde ki bataklıkların kurutması için bu ağaçlardan hediye etmiş.

Bunları görüp yararlarını öğrendikten sonra acaba diyorum,

Samandağ’ımıza diksek bu OKALİPTÜS ağaçlarını, bataklıkları kurutabilir miyiz?

Batum, yemyeşil dağlar ile kilometrelerce uzayıp giden bir kumsal arasındaki geniş bir düzlükte kurulmuş bir şehir.

Gürcistan özerk bölgelerinden Acara Cumhuriyeti’nin başkenti olan Batum, harika doğasıyla dağ ve denizi buluşturan güzel bir şehir. Karadeniz’den sonra ‘bir yeşil bir memlekete bu kadar mı yakışır’ dedirtiyor. Batum’u gördükten ve bu bilgileri öğrendikten sonra meşhur türkünün sözlerini bencilce kendime çeviriyorum.

‘’Ben dönerim Hatay’a da kuruyan batağına …’’

Henüz daha Batum’a varmadan bir nehir üzerine kurulmuş köprüden geçiyoruz. Yol arkadaşımız, Artvin’den gelen Çoruh nehri olduğunu ve biraz geride Acara Suyu ile birleşerek buradan Karadeniz’e döküldüğünü söylüyor. Doğu Karadeniz’in erimiş karlarıyla ve bol yağan yağmurlarıyla beslenen Çoruh, dünyanın debisi en yüksek nehirleri arasında yer alıyor.

Üstelik, Dağlarımızdan, taşlarımızdan selam getirerek bizi bu ülkede de yalnız bırakmıyor.

Sokaktayız,  Batum şehrinde yürüyoruz. Turistlere alışveriş için kurulan sergilere bakıyoruz.

İlk kez görücüye çıkmış gibi sergi de gülerek karşılayan daha çok kadın satıcılara Madloba – teşekkür ediyorum. Üç beş kelime öğrendiğim gürcü diliyle.

Gürcistan’daki ikinci günümüzün akşamı Ğulo’ya doğru yola çıkıyoruz. Bize eşlik eden bir yerli –Gürcü de eşlik ediyor. Adı Aslan, Resmi kayıtlarda birinci adı Merab olan bu Gürcü hasat dönemi Rize Pazar ilçesinde ailece çay hasatında çalışmak üzere yaz aylarında gider.

Bu arada Türkçe de öğrenmiş.

Doğu Karadeniz’in sanki ikizi olan bölgede seyahatimiz sürerken zaman zaman Çoruh’u sağımıza alarak ilerliyoruz. Ğulo şehrine geldiğimiz de dünyanın en uzun insan taşıyan vadinin üzerine kurulmuş teleferik bulunan yerde mola veriyoruz.

Sıcaktan bunalan bedenlerimiz bir anda serin hafif soğuk bir hava ile buluşunca saatler süren yolculuktan uyuşukluktan bir anda irkilip uyanıyoruz.

Arabalara binip yeniden yola çıkıyoruz. Hedef bölge Agara köyü oradan NATELATI yayla şenliklerine katılacağız.

Köye yakın bir yerde arabayı park edip iniyoruz yerel saatle 03.30 yollar bozuk olduğundan köye kadar eski Sovyetler Birliği döneminde kalan bir askeri araçla hep birlikte doluşuyoruz. Bavullarımızın bir kısmını alıp yerleşiyoruz.

Macera başlıyor!

O zifiri karanlıkta, bir sağa bir sola yatarak, ha devrildi, ha devrilecek derken bir evin önünde benzin almak için duruyoruz.

Neredeyiz?

Geldik mi sormam ile birlikte; ‘’Agara köyünün girişindeyiz, mazot alıp gideceğiz’’

Mazot molası ve yedek bidonlara doldurulan mazot nihayet tamamlayıp yeniden lambur Lumpur yola çıktığımızda çocukların kahkaları, bitip tükenmeyen soruları ve canım eşimi çok yormuş olacak ki rehberimize, gittiğimiz yerde kahve var mı diye soruyor.

Evimizde de işyerinde de en çok kahveyi sıkıldığı zaman içtiğini burada söylemek istiyorum.

Ve sabahın dört otuzunda bir evin önünde duruyoruz. Şoför arabanın kontağını kapatınca hepimiz bir oh çektik koro halinde!

Aaa bir de ne göreyim ahşap merdivenlerden çıkıp önce bir geniş VERANDA etrafı çitlenmiş, el işlemeli dekoratif ahşap bir kapı oradan içeri geçiyoruz.

Yepyeni eski zaman kilimleri ile döşenmiş kocaman bir oturma odası sağ tarafta gürül gürül yanan bir kuzine- odun sobası.

Ben, en çok Agaralı hemcinslerim kadınları, ev halkını beklerken, demesinler mi ‘’ onlar akşamdan bugünkü festivale gittiler köyde hiç kimse yok.

Hemen ev yapımı armut kompostosu bardaklara önümüze masaya dizildi.

Kendi evi rahatlığında olan rehberimiz ‘’siz önce bunlara bir hal edin kahve yapın’’

İlk kez erkeklerin kahve yapabileceğini, hatta gönüllü olunca da çok nefis pişirildiğine de demek ki Agara’da tanık olmak kısmetmiş!

Armut kompostoları çocukları fena etkiledi. Tekmili uyku moduna geçtiler.

Tek tek, gösterdikleri üst katta ki odaya çıkartıp yatırdım.

Aşağı indiğimde, bol köpüklü kahveler masada gelmiş bile…

DEVAM EDECEK….

Editör’den

Ümit Dadük Sağaltıcı

 

Share
410 Kez Görüntülendi.
                                                                                                                                                    
#

SENDE YORUM YAZ

1+4 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ABD EMPERYALİZMİ’NİN SAVAŞ FATURALARI

    16 Ocak 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Savaş Politikasının ABD'ye Faturası 6 Trilyon Dolar… Bir an durup bu Rakamın Türkiye gibi Kaç Ülkenin Milli Gelirinin Toplamından çok daha Fazla Olduğunu ve ne denli Korkunç Sonuçlar için HARCANDIĞINI kafanızda CANLANDIRMAYI deneyin… Habere göre ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) 11 Eylül saldırılarından bu yana "Teröre Karşı Savaş" kapsamında 1,5 Trilyon Dolar harcadığını iddia etse de George W. Bush'un başlattığı teröre karşı savaş politikasının Amerikan hükümetine 2019 itibariyle neredeyse 6 Trilyon Dolara Mal Olacağı belirtiliyor… P...
  • KUZU POSTUNA BÜRÜNMÜŞ KURT

    11 Ocak 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    "Modern çağda İşçi Sınıfının benimsediği akım Sosyalizm’dir. İşveren Sınıfı Antika egemen sınıflar gibi, halkın benimsediği akımı, yani Sosyalizmi ele geçirmenin yollarını aradı ve buldu. İslam Tarihinde Tefeci-Bezirgânlar nasıl Hazreti Muhammed’in fakir fukara ile ve kölelerle kurmuş olduğu Müslümanlığı savunuyormuş gibi görünerek baltaladılarsa, tıpkı öyle, Modern Tarihin sömürücü İşveren Sınıfı ile Büyük Toprak ve Mülk Sahipleri Sınıfı, fakir fukaranın dört elle sarıldığı son umudu Sosyalizmi savunuyormuş gibi görünerek baltalamanın yoll...
  • SAMUDA (SAMANDAĞ-BERMUDA) ŞEYTAN ÜÇGENİ

    02 Ocak 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Tabbah Süveydiye Malumlarınız olduğu üzere yerel seçim havasına giren tüm yurtta olduğu gibi İlçemiz içinde heyecanlı bir bekleyiş yaşanmaktadır. Sanırsınız ki İlçenin tüm sorunları bir çözüme kavuşmuşta, Belediyenin yeni başkanının kim olacağı belirsizliği evlerde, işyerlerinde, okullarda, hastane ve kahvehanelerde ana konu olmuş. - Acaba şu anki Başkan, Samandağ halkına dayatılan partiden (sanki başka bir parti yokmuş) tekrar mı çıkacak, yoksa yeni bir aday mı (Temiz, Suya sabuna dokunmamış) belirlenecek. Aslında şunu sormak lazı...
  • YILBAŞI VE NARDUGAN BAYRAMI

    02 Ocak 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Tüm insanlığın” Nardugan Bayramı” kutlu olsun… Bolluk, bereket ve güzellikler bizimle olsun. Yeni yıla girdik. Ayrıca yeni yılda herkese barış, sağlık ve esenlik diliyorum. Hemen söyleyeyim, yeni yılın gerçekte Hz. İsa’nın doğumu ile hiçbir ilgisi yoktur. Hz İsa’nın doğduğu günü kim bilebilir? Bu tamamen bir yakıştırmadır. Türklerde çam süsleme geleneği Nardugan bayramıyla başlar. Türklerin, tek Tanrılı dinlere(İslamiyet) girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Buna hayat ağacı di...