VUSLAT (KAVUŞMAK) - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

Şişlide Gece Hayatı

şişli escort

SON DAKİKA

VUSLAT (KAVUŞMAK)

Bu haber 24 Aralık 2018 - 9:02 'de eklendi ve 159 kez görüntülendi.

Eğitimci Hüsamettin Kazan

Geçtiğimiz hafta andığımız değerli İslam âlimi Mevlâna, ölüm gününü yeniden doğuş günü- yaratana kavuşma (vuslat) günü olarak kabul ediyordu. O, öldüğü zaman; sevdiğine yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

Mevlana;  Sultânü’I-Ulemâ olarak da bilinir. Önemli bir dini birikime sahiptir. Anadolu’nun büyük bir kısmının, Selçuklu Devleti egemenliği altında olduğu yıllarda başkent Konya’da Altunapa (İplikçi) Medresesi’nde dersler vermiş; İslam felsefi ve tasavvuf edebine önemli katkılar yapmıştır.

Tüm zamanlarda; insanların merakını çeken, zihnini kurcalayan iki temel konuya derinlik getirmiştir:

Yaşamak ve ölmek konularına. Duygu ve düşüncelerini anlattığı şiirlerinde yaşamın bütün yönlerini irdelemeye çalışken, ölüm olgusunu sevinç günü –kavuşma anı olarak izah etmesi düşünce sistematiğinin ana unsurunu oluşturmuştur. İslami gelenekte, ömür bir sınav;  ölüm ise sınavın tamamlanması olarak ifade edilir. Ölen kişi için ‘’tüvaffa’’ yani  “tamamladı’’ nitelemesinde bulunuruz. Vefat kelimesinin kaynağı budur.

Mevlana, vefatından sonra  “ah edip, vah etmeyin! Derken İslam’ın bu yalın gerçeğine vurgu yapıyor.

Kendisine göre de ölüm, fani olanın geride kalması, sınav döneminin sona ermesi iken, bu durum da bilinen bir gerçek iken, isyanı çağrıştıran -ahlayıp vahlamayı doğru bulmamaktadır. Bu ahlar-vahlar; kişinin itikadındaki çelişkiyi ortaya koyar. Birçok bilgin ve din adamı bu konuda benzer yorumlar yapmaktadır. Tabii ki insanların sevdiklerinden ayrılmaları bir hüzne sebep olacaktır. Doğal olan bu durum geride kalanlarla paylaşılarak azaltılmaya çalışılır. Hüzün paylaşıldıkça azalır. Ayrılığı-hüznü yaşayan kişiye sabır, metanet telkin edilir. Ölüm her ne kadar bilinen bir gerçek olsa da insanların genelinin ortak kaygısı –korkusu-merakı olmaya devam ediyor. İnanç bu kaygı-korkuyu gidermeye, ona bir izahat getirmeye çalışıyor. Cenaze merasimlerindeki âdet, gelenek ve görenekler bununla ilgilidir. Ancak kişinin “ölüme” gelmeden önce “yaşadığını’’ unutmayalım. Birçok düşünür de esas meselenin yaşamak olduğunu; doğru yaşayan kişinin yaşamın sonuna daha çok hazır olabileceğini söylüyor.

Felsefeci Erikson’un Psikososyal Kişilik Kuramı, yaşamı; evrelere ayırmış. Eğer kişi bu evreleri sağlıklı bir şekilde yaşarsa son evrede benlik bütünlüğü yaşayıp ölüme hazır olabilir

Erikson’un Psikososyal Kuramındaki 8 evre aşağıdaki gibidir.

1.Temel Güvene Karşı Güvensizlik (0 – 2 yaş)

2.Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku (2 – 4 yaş )

3.Girişimciliğe Karşı Suçluluk (4 – 7 yaş)

4.Başarıya Karşı Aşağılık – Yeterliliğe Karşı Yetersizlik (7 – 12 yaş)

5.Kimliğe Karşı Rol Karmaşası (12 – 18 yaş )

6.Yakınlığa Karşı Uzaklık (18 –   30 yaş)

7.Üretkenliğe Karşı Durgunluk (30 – 60 yaş )

8.Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk (60 üstü yaş)

(Araştırıp değerlendirme yapmak isteyenler bu konuda pek çok kaynak bulacaktır)

Bu iki konu günümüzde de hassasiyetini ve gizemini koruyor. Yaşamak ve ölmek…. Hepimiz “ham’’ olarak geldiğimiz dünya da  “pişiyoruz’’ sonra da “yanıyoruz’’…

Mevlana’nın yedi öğüdü ile bitirmek istiyorum. Tüm insanlık için çok güzel bir mesaj. Cömertlik ve yardım etme konusunda akarsu gibi ol,Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol, Tevazu ve alçak gönüllükte toprak gibi ol

Hoşgörülülükte deniz gibi ol, Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.