ÜST REKLAM

logo

reklam

“UYARIYORUZ! RES’LER ARTTIRILMASIN…”

 

İlçemizin simgesi tarihi mekanlardan biri olan ve ilçeye adını veren St.Simon Manastırı Büyükşehir yasasıyla beraber ilçe sınırları dışında kaldı. Sit alanı olan St.Simon Manastırı bugün Tribünlere kurban edilmiş durumda. İlçede ‘geçmişini tanımayan geleceğine sahip çıkamaz’ şiarıyla tarihe sahip çıkın çağrısı yaptığımız bu sütunlar, bugün sit alanı olan bir bölgede Arnavut kaldırımlarının üzerine basa basa tarihi kıyımın yapıldığı St. Simon’un iç yakan değişimi (Restorasyon !) objektifimize takılıyor. Sit alanı ilan edilen bölgelerde vatandaşa ‘bir çivi bile çakamazsın’ denilirken Restorasyon adı altında tarihin nasıl talan edildiğine şahit olduk Pazar günü. Yerel istilacıların saldırıları yetmemiş, RES şirketlerinin de istila ettiği iki ayrı dinin temsil edildiği ST Simon Manastırı ve El Arabî Ziyaretinde sorunun çözümü üzerine konuşuldu. El Arabî Ziyareti bakıcısı Hristiyan cemaatinden Ferit Diker’i çiçeklerle karşıladı. Hoşgörü kentinin mimarı Samandağ insanının bir örneğini de sorunlarını dinlemeye gelen vatandaşlara defne sabunu hediye eden Hasan Şirin sergiledi. Doğaseverler tarafından Pazar günü gerçekleşen ziyarette 1.Derece Turizm Sit alanını olduğu bilinen Manastıra geçilirken dizilen Arnavut kaldırımları yanı sıra, seyir teraslarına tepki göstererek doğal yapının bozulmaması gerektiğini dile getirdiler. St. Simon’a geçerken eski görüntünün olmadığına işaret eden ekip, Manastırın taşlarının neden bu kadar eksildiğini sorguladılar.

Hedef her türlü canlı mı?

 

Doğaseverler, Endemik bitkilerin yayılma alanını, kutsal mekânları olan El Arabî Ziyaretinin, dünyanın en önemli üç ana kuş göç yolundan birinin tahrip edildiğine işaret eden Doğaseverler, Alanda mantar gibi türerken RES’lerin arttırılmaması gerektiği, hatta mümkünde azaltılması yoluna gidilmesi gerektiğine vurgu yaparak, doğa yanı sıra insan sağlığının da bile bile risk edildiğine dikkat çektiler.

‘İlçemizde daha çok kar, rant ve sömürü bürümüş olan enerji sermayesinin yarattığı tahribatlara son diyoruz’ ifadeleri ile konu hakkında düşüncelerini açıklayan Ferit Diker (Hannut),“sermayenin vicdansızlığına,  beyinsizliğine, duyarsızlığına sesiz kalamayız. Sermayenin dini, ahlakı, ırkı, milliyeti, sınırları yoktur.  St. Simon manastırı, El Arabî Hazretleri bu ülkenin vazgeçilemez kültürel, tarihi ve inanç zenginliğidir. Hiç birinden vazgeçmeyeceğiz, koruyacağız ve turizme kazandıracağız. St. Simon Manastırının yakınında bulunan El Arabî Hazretleri Türbegahı’nın bitişiğine dikilen onlarca RES Türbini bizi rahatsız etmektedir. Alevi yurttaşlarımız için önemli bir merkez olan El Arabî Hazretleri  ve St.Simon Ziyareti RES Türbinlerinin işgali altındadır. Baktığınız her yerde Türbinlerden başınız döner.  Gözlerinizi kapatsanız kesintisiz bir şekilde onlarca savaş uçağı sesi gibi bir ses olan RES türbinlerinin sesi kulaklarınızda ve beyninizde zonklayacaktır. Uzmanların açıklamalarında uzun bir süre RES’lerin sesine maruz kalan vatandaşların uyuşan bir beyni olduğu, kişi ile konuşulanı algılamada güçlük çektiği vurgulanıyor. İnsanın kimyası ve doğasını tahrip eden RES’lerden olumsuz etkilenen bir ailenin şuan burada dramına tanıklık ediyoruz. Doğa katili bu türbinler insan katili olmadan derhal kaldırılmalı ve yeni tribünlerin dikilmesinin önüne geçilmelidir.

Enerji Santrallerinin elde ettiği ayrıcalıklar kapitülasyon seviyesini bile aşmıştır. RES şirketlerinin elde ettikleri kapitülasyonlar hoyratça davranışlarına neden oluyor. ‘Dualarımızı, inancımızın ve ibadetimizin gereğini rahatsız olmadan yapabilmek istiyoruz. Bu doğal talebimiz inanç özgürlüğünün güvence altında olmasının gereğidir’ diyen vatandaşa kulak verilmeli. Unutulmamalı ki taşı delen suyun kendi gücü değildir. O suyu oluşturan damlaların sürekliliğidir. Burada yaşayan bölge halkının sürekli bu sese maruz kalması engellenmelidir” dedi.

Bölgede incelemeye devam…

Bölgede incelememiz sürerken uçak inişini bekleyenler mi desem, yolcu minibüs durağımı desem, yada tiyatro sahnesini canlandırma alanı mı desem ucube bir görüntü konuşlanrıdılmış St. Simon’da. Ne işe yaradığı bilemediğimiz bu alanın sit alanı içinde hayata geçmesini hangi dekan, arkeoğlg, hangi tarih bilimci onaylamış kime sorduysam öğrenemedim. Vatandaşa gelince ‘levallah çivi bile çakamazsın’ ama kendilerine gelince dev bir tesisi hayata geçirebilirmişsin SİT alanında.

Enerji şirketinin tribün etrafına diktiği uyarı levhaları da çok manidar. Türbeye ve Manastıra giden yola bu kadar yakın konuşlanıp ‘dikkat buz düşebilir, Yasak Bölge, Yasaklanmış alan uzak dur. Yüksek gerilim hattı geçer” şeklindeki uyarı levhalarını dikmek hangi mantığın ürünüdür? Bu uyarı levhalarını gerçekten dikkate alıp hareket edecek vatandaşın, o havzada hiçbir canlı (bitki dahil) yaşayamaz dendiğini kabul etmesi gerekir. Peki, biz bu durumda şunu sormaya hak sahibi değil miyiz; Değerli Mülki amirlerimiz (Sayın Valim, İlçelerimizin Kaymakamları) daire büyüklerimiz, Hatay’ımızın kıymetli yerel yöneticileri (HBB ve Samandağ Belediyesi Başkan/Başkan Yardımcıları; hele hele milletin sesi olmak üzere seçilen siz değerli Meclis Üyelerimiz) siz görmediniz mi bu kıyımı? Dur diyemediniz mi? Ya da bu kıyım değil de ilçemize dev bir kazanım mı? Kanser olmayacak mıyız mesela yahut olanlarda koştura bilecek miyiz gönlümüzce? Mesela tarım alanlarımızda imar uygulamayıp oralara ev kurabilecek miyiz, depreme en dayanıklı gördüğümüz alanda? Tarıma bu kadar değer veren ve yatırım yapan devlet büyüklerimiz haberdar mı mesela burada tarım alanlarının imara açıldığından? Tarım alanlarının betonlaştığından. Yoksa bi haber mi Hatay’ımızın defne kokan şelalerinden, Samandağı’n biberinden, Maydanozundan, Narenciyesinden hele hele bunları işleyen dinler mozaiğini işleyen insanından. Bilemedim şimdi ben böyle görmek böyle duymak için okumadım en anlamlı kitaplarını, Samandağ’ının tarihini bu cepheden görmek istemezdim mesela. En derininde Aziz Saint Simeon’un yaşadıklarını hissetmek isterdim St. Simonda. En içime çekmek isterdim El Arabî Ziyaretinde buhuru.

Ben varayım anlatayım Samandağı’na adını veren Aziz Saint Simeon’un konumunu. Siz karar verin RES’ler kurulsun mu?

Saint Simeon çok sevilen biridir ve iyilikten başka bir şey bilmeyen bir Azizdir. 521 yılında Antakya’da doğdu. Babası Yuhanna, onu büyütmesi için annesi Martha’ya bırakarak bir depremde ölür.  Çocukluğunun erken zamanlarından itibaren çilecilik bir hayat yaşadı ve kendisine sıkça görünen Aziz Vaftizci Yuhanna’nın özel koruması ve rehberliği altındaydı.

Genç bir adamken keşiş oldu ve bir görüm gördü ki bu görümde Rab ona yakışıklı bir genç olarak görünmüştü ve kalbini coşkun Mesih aşkı ile doldurmuştu. Bu görümden sonra bir sütun üzerine taşındı ve burada on sekiz yıl boyunca tek başına dualar ve Mezmurlar okuyarak yaşadı.  Daha sonra ‘Harika’ diye adlandırılan dağa gitti, çorak bir alanda on yıl yalnız yaşadı. Bundan da sonra bir başka sütuna taşındı ve son derece zor şartlar altında elli beş yıl burada yaşadı. Bu zaman boyunca mucizevî işleri ve önsezileri ile tanındı.

Prologue onun hakkında şöyle diyor: ‘onun Allah’a olan sevgisinin derecesi ona verilmiş nadir bir lütuf gibiydi. Öyle ki bu sevgiyle her çeşit hastalığı iyileştirebiliyor, yabani hayvanları evcilleştirebiliyor ve dünyanın en uzak bölgeleri ile insanların kalplerini algılayabiliyordu. Bedeninden alınmıştı ve cennetleri görmüştü, meleklerle konuşmuş, şeytanların sinirini bozmuştu, peygamberlikte bulunmuştu. Bir defasında otuz gün boyunca hiç uyumadan ve daha uzun süre hiç yemeden, gıdasını meleklerin elinden alarak durmuştu.’ 85 yaşındayken ebedî uykusuna yattı. Hayatının 79 yılını çilecilikle (dinsel ya da töresel amaçlarla ve benliğini yüceltmek için, doğal isteklerini yenmeye, yok etmeye yönelen eylem ve davranışların tümü) geçirmişti.

Haber-Foto:Ümit Sağaltıcı

Share
474 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+6 = ?