ÜST REKLAM

logo

reklam
23 Ağustos 2019

TÜRKİYE’DE EKSEN DEĞİŞİKLİĞİ

Türkiye Cumhuriyeti; Amerika Birleşik Devletleri ile kurduğu ve geliştirmeye çalıştığı ilişkilerde laik olduğu noktaya erişemediği bilinmektedir. Planlama ve örgütlenmelerde ulusal çıkarlarımız iyi gözetildiği/ korunduğu iddiasında bulunmak zor olduğu söylenebilir? Konumu itibar ile ikinci derecede söz ve karar sahibi olabilmiş midir? İştirak ettiği kararlardan zaman zaman olumsuzluklarla karşı karşıya kalmıştır. Oluşan bu tür uygulamalarda kayıp eden taraf Türki’yedir. ABD ve batılı müttefikleri, her zaman kazançlı çıkmışlardır. Bu bir tesadüf ya da şanslı olma gibi hayalî bir görüşle açıklanamaz. Uygulamaya konan planlar, projeler ve stratejik hedefler sonucu tayin edilmektedir. Bu hedefler, Ortadoğu coğrafyasının yer altı kaynaklarının paylaşılması ve bu kaynaklara sorunsuz ulaşma kabiliyetine kavuşma mücadelesidir. Bunun en açık biçimde özetleyen, ’’Büyük Ortadoğu Projesi’’ (BOP) dur. Bu proje ile Ortadoğu’da ülke yönetimleri ve sınırları değiştirilecekti. Büyük devletler; demokrasi adına yıkılacak, yerlerine küçük devletçikler kurulacaktı. Sonuçta bu operasyonların adına ‘’Arap Baharı’’ denecekti. Bu gelişmeleri incelemeye çalışalım:

Türkiye’nin kanunlaştırdığı,11 Mart 1941 tarihli ‘’Ödünç Verme ve Kiralama Kanun’’ dan yararlanmak için ABD ile yapılan anlaşma, yabancı bir devlete verilecek bazı imtiyazların tohumlarını taşıyan ikili anlaşmalar, Hayda Tunçkanat tarafından kaleme alınmıştır. ’’ İKİLİ ANLAŞMALARIN İÇYÜZÜ’’ adlı kitabında yer verdiği görülür. Anlaşma; 23 Şubat 1945 Tarihinde T.C. Hükümeti ile ABD Hükümeti arasında akdedilmişti. Anlaşmanın 5. Maddesi ilginç düşen yanları nedeniyle buraya aktarmak gereğini duydum. ’’… T.C. Hükümeti, ABD Cumhurbaşkanı’nca tayin edileceği vechyiyle, şimdiki olağanüstü hal son bulduğu zaman, işbu anlaşmaya uygun olarak kendisine devredilmiş olan savunma maddelerinden yok edilmemiş, kaybolmamış olan veya ABD Cumhurbaşkanı tarafından ABD veya Batı Yarım Küresi savunmasına elverişli olduğu veya ABD’nin başka bir şekilde işlerine yarayacağı tespit edilecek olanları ABD’ye geri verecektir.’’( Haydar Tunçkanat İkili Anlaşmaların İçyüzü Kaynak Yayınları 40. baskı 20006) İfadesi yer almaktadır. 5 ci maddede yardımın türü, teknik özellikleri, yapım yılı, kullanım süreleri, neye yönelik kullanılacağı belirtilmemiştir. Yapılan ikili anlaşmalarla, Türkiye’nin ulusal çıkarları korunduğunu söylemek olası değil. ABD nalcı keseri örneğinde olduğu gibi, anlaşmanın hükümlerini kendine doğru yontmuş görünüyor. Çünkü Türkiye’yi; ABD’nin bir eyaleti imiş gibi tanımlamalar yapılmıştır. Anlaşmada geçen ’’…Savunma maddeleri’’ ne olduğu belirtilmemiştir. Bu maddelerin ülkemizde bulundurulması nedeniyle egemenlik haklarımızı örselemez mi? Anlaşmanın 5. ci maddesinde tek bir gerçek var. Oda; ABD Cumhurbaşkanının tek belirleyici olmasıdır. DP iktidarı ile başlayan ve zaman içinde gelişerek ivme kazanan Türk Amerikan ilişkileri NATO’ya girmemizle dışa bağımlılığımız artarak günümüze gelmiştir. Ülkemizin birçok yerinde Amerika’nın ve NATO’nun askeri, haberleşme, radar sistemleri, füze savunma sistemleri ve bunların yanında ticari üsler kurulmuştur. Türkiye, bu üslerin varlığından yarar gördüğünü söylemek kolay olmadığı biliniyor. Bunların yüzünden hedef ülke haline gelmiştir.

Örneğin Amerika’nın Komünizmi frenlemek adına saflarında yer aldık. Ülkemizin birçok kentinde ‘’Kominizle Mücadele Dernekleri’’ kurduk.

Kore savaşının en kritik noktalarında görev yaptık. Kore savaşını kaba çizgileriyle incelediğimizde ülkemizin kayıpları fazla, kazançları sıfır noktasındadır Kore savaşına yakından bakalım.

‘’ Kore’nin bölünmesini izleyen günlerde, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti( Kuzey Kore) ile Kore Cumhuriyeti( güney Kore) arasında başlayan ve uluslararası bir nitelik kazanan çatışmalar,( 1950 – 1953) yılları arasıydı. Başta ABD olmak üzere Birleşmiş Milletlere (BM) üye birçok ülkenin Güney Kore’yi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin ise Kuzey Kore’yi desteklediği savaşta yaklaşık 5 milyon insan yaşamını yitirdi. Kore’deki statükonun korunmasıyla sonuçlanan Kore Savaşı, aynı zamanda ABD’nin Komünizmi denetim altına almak ve yayılmasını önlemek amacıyla uyguladığı müdahale politikasının ilk örneğini oluşturacaktı.

II. Dünya Savaşı sonunda Müttefikler arasında varılan anlaşma uyarınca SSCB, Kore’de otuz sekizinci paralelin kuzeyindeki, ABD ise güneyindeki Japon birliklerini teslim aldı. Yarım adanın geleceğini belirlemek için yürütülen görüşmelerin sonuçsuz kalması üzerine, 27 Haziran 1950 tarihinde Birleşmiş milletler Üyeleri, Kuzey Kore’nin saldırısını görüşmek üzere toplandı. Milletler arası barışı ve güvenliği sağlamak ve Güney Kore’’nin uğradığı saldırıyı etkisizleştirmek amacı ile üyelerine çağrıda bulundu.’’ (Ana Britannica Ansiklopedisi Kore maddesine bakın. Ana Britannica; Cilt 13, Sayfa 514 – 526)

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke çağrıya olumlu yanıt verdi. Böylece Birleşmiş Milletler Kuvvetleri oluşturulmuş oldu. Körede görev yapacak Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin Başkomutanlığına Amerikalı General Douglas Mc Arthur getirildi. Tarih: 24 Temmuz 1950

Türkiye; 30 Haziran 1950 tarihinde konuyu TMMOB’nin gündemine getirdi. 25 Temmuz 1950 tarihinde Kore’ye asker gönderme kararı alındı. Bunun üzerine Genel Kurmay Başkanlığı karar doğrultusunda olmak üzere; bir komutanlık karargâhı ile üç piyade taburuna ve gerekli yardımcı birliklerden oluşturulan bir tugay ile 241. Piyade Alayına görev verdi

. Bu tugayın Komutanlığına Tuğgeneral Tahsin Yazıcı, Kurmay Başkanlığına Yarbay Selahattin Okay, 241. piyade Alay Komutanlığına Albay Celal Dora getirildi.

Türk Tugayı, İskenderun Limanından uğurlandı. 25,26,29,30 Eylül ve 2 Ekimde hareket eden gemilerle tugayın Kore seferi başladı. 21 günde Kore’nin güney doğusunda bulunan Pusan Limanına ulaştı. Gemileri terk eden her kafile kamyonlarla tren istasyonuna ve oradan vagonlara bindirilerek limanın 5 km. Kuzeybatısındaki Teagu şehrine intikal ettirildi. Burada Türk Tugayı, 8. Amerikan Ordusuna bağlanarak, ‘’Kutup Yıldızı’’ adıyla kodlandı. Buradan ateş hattına sürüldü. Savaş; 27 Temmuz 1953’ te son buldu. Türk Tugayı savaş sonrasında; 37 subay,26 astsubay,658 er olmak üzere 721 şehit,2147 yaralı,346 hasta, 243 esir ve 1755 kayıp vermişti. Amaç edinilen demokrasi ve güven ortamı tesis edilememişti.

Türk Tugayının gösterdiği başarılarına karşılık olmak üzere; Amerikan kongresi tarafından’ ’Mümtaz Birlik Nişanı ve Beratı’’ verildi. Ayrıca Güney Kore Cumhurbaşkanlığınca Türk Silahlık Kuvvetlerine Cumhurbaşkanlığı ’ ’Birlik Nişanı’’ verildi. Türkiye, 1952 yılında Yunanistan’la birlikte NATO üyeliğine kabul edildi. Kuzey Kore; Çin’in, Güney Kore; ABD’nin etki alanı içine girdi. Türkiye NATO üyelik kartını cebine koyarak şehitleri, kayıpları, hastaları ve gazileriyle baş başa kaldı.

NATO üyesi olan Türkiye, Bundan böyle NATO’nun ve ABD’nin girdiği uluslararası anlaşmazlıklara taraf olduğu görülür. ABD ve NATO anlaşmazlıkları sonucunda, çok yönlü anlaşmalar yaparak çeşitli imtiyazlar ve haklar elde etmişlerdir. Ancak Türkiye hakkını ve hukukunu gözetlendiği / Korunduğu söylenemez. Zaman içinde ABD, NATO ve Batı ülkeleri( Şimdiki AB ülkeleri) Emperyalizm hedefleri doğrultusunda ABD ve AB ortak çalışmaları olmuştur. ABD’nin öncülüğünde yürütülen bu çalışmalar günümüzde enerji kaynaklarının denetimini ellerine almaları adına Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirme operasyonlarını başlattılar. Bu projenin tipik örneği; Irak savaşıdır. Kimi bölge ülkelerinde, NATO’nun ve ABD’nin ikili anlaşmalar yoluyla bölgede yeni üsler ve radar istasyonları kurma imtiyazı elde ettiler. Doğu Akdeniz’de askeri faaliyetleri artırıldı. Akdeniz’in suları hızlı ısınıyordu. Zaman zaman ABD ve İsrail ortak askeri tatbikatlar yapıyorlardı. Bu arada Irak’ta yeni kıpırdamalar başlamıştı.

Saddam Hüseyin; Kuveyt sınırına yakın yerlerde ki Irak topraklarında var olduğu düşünülen petrolün, Kuveyt tarafından çalındığını iddia etti. Diğer taraftan Kuveyt’in petrol üretimini artırarak uluslararası Petrol Piyasasında fiyat gerilemesine sebebiyet verdiği ve Irak’ın zarar gördüğünü ileri sürerek bu ülkeye olan 50 – 80 milyar ABD Doları civarındaki borcunun silinmesini istedi. Kuveyt; Irak’ın talebini kabul etmedi.

Irak; 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etti. 28 Ağustos 1990 tarihinde Saddam Hüseyin; Kuveyt’i Irak’ın 19. İli olarak ilhak ettiğini açıkladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Irak’a’’ 3 Ağustos 1990’da Kuveyt’ten Çekilme çağrısında bulundu. ‘’ 6 Ağustos 1990 tarihinde Uluslararası düzeyde Irak’la ticareti yasaklayan bir karar alındı. 29 Kasım 1990 tarihinde Irak’ın, 15 Ocak 1991 tarihine kadar Kuveyt’ten çekilmemesi halinde, kuvvete başvurulmasını ön gören bir karar alındı.1991 tarihine gelindiğinde koalisyon kuvvetleri 900.000 kişilik askeri bir güç oluşturarak bölgede hazır hale getirdiler. Bu gücün 670.000 kişilik askeri güç ABD’nin gücüdür. Geri kalan askeri kuvvet, koalisyona katılan diğer ülkeler tarafından oluşturulan askeri güçtür. ( Bunlar: İngiltere, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan Suriye ve diğerlerinin askerlerinden oluşuyordu.)‘’Çöl Fırtınası’’ adıyla kodlanan savaş, 16 – 17 Ocak 1991 gece yarısına doru ABD öncülüğünde Irak’a karşı geniş çaplı hava saldırısıyla başladı. 24 Şubat 1991 tarihinde Müttefikler, kara saldırısını başlattı. Irak’ın güneyine ve Kuvvet’in içlerine doğru genişleyerek ilerleyen ittifak kuvvetleri, Irak’ın seçkin askerlerinden oluşan ‘’Cumhuriyet Muhafızları Birliği’ni 27 Şubat 1991 tarihinde saf dışı ettiler. ABD Başkanı W. George Buhs 28 Şubat 1991 Ateşkes ilan etti. 28 Şubat 1991 günü Bağdat saatiyle 08.02’de ateşkes uygulanmaya kondu. Ateşkesin taraflarca kabul edilmesi ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplandı. 686 Sayılı Kararını aldı. Böylece ateşkes resmiyet kazandı. Ateşkesten sonra Irak’ta ayaklanmalar başladı. Saddam Hüseyin, Halk ayaklanmalarını şiddet kullanarak bastırır. Ancak Mart 1991 tarihinde Basra kenti ve çevresinde başlayan ayaklanma, Bağdat’a doğru yayıldı. Ayaklanma sert bir biçimde Irak güçleri tarafından bastırılır. Daha sonra Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtler, Saddam Hüseyin Birlikleri hücumuna uğradı. Neticede 400.000’i aşkın Kürt ve Türkmen, Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesine yığıldı. Türkiye; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden, sırda beliren sığınmacı göçüne karşı tedbir alınmasını istedi. Konunu görüşmek üzere Toplanan Güvenlik konseyi Üyeleri arasında görüş birliği sağlanamadı. Bu nedenle karar alınamadı. Bu kez Türkiye Kuzey Irak’ta bir GÜVENLİK BÖLGESİ kurulması için talepte bulundu. Avrupa Topluluğunun, Lüksemburg’daki zirve toplantısında; İngiltere ve Fransa’nın desteğiyle bu teklif kabul gördü. ABD sonrada da teklife destek verdi. ABD ve Avrupalı Müttefiklerinin 1991 Temmuz’unda Kuzey Irak’ı boşaltacaklarını, ancak bölgedeki Kürtlerin güvenliği ve bunlara yapılacak yardımların ‘’ÇEKİÇ GÜÇ’’ adı verilen 5.000 kişilik bir müttefik birliği bulunduracaklarını açıkladılar. Birliğin Silopi’de yerleştirilmesine karar verildi. ABD, Türk, İngiliz, Fransa ve İspanyol askeri birlikleri oluşturulan gücün içinde yer alacaklardı. Diğer taraftan; ABD – Türk ortak yapımı olan tesislerde, Irak’ın iç kesimlerinde konuşlanan askeri hedeflerini vurabilecek ABD avcı ve bombardıman uçakları bulundurulacaktı. Savaş bitiminden sonra çekilen müttefiklerin askeri birliklerinin bir bölümü, Silopi’de oluşturulan Çekiç Güç’te görevlendirildi. Kuzey Irak Kürtlerini korumak adına kurulu bulunan Çekiç Güç; 30 Eylül 1991 tarihinden itibaren görev süresi üç ay uzatıldı. Bunun üzerine Çekiç Güç‘ün Silopi ve Batman’da konuşlandırılan 3.000 kişilik kara kuvveti çekildi. Koruma görevi İncirlik’teki hava unsurlarına devir edildi. İncirlikteki hava unsurlarını güçlendirmek, F 111 ve F 16 uçakları İncirlik Üssüne getirildi. Çekiç Güç emrinde 402 ABD’li 199İngliz, 157 Fransız ve 63vTür görevlendirildi. Diğer taraftan52 tane savaş uçasğı,2Awacs, 9 tane helikopter ve 14 adet havadan yakıt ikmali yapabilen tank ve kargo uçağı ile Çekiç Güç güçlendirildi. Çekiç Gücün Türkiye’ye yarardan çok, zara verdiği tartışması uzun zaman alacaktı.

Günümüzde de Suriye’nin kuzeyinde güvenli bir bölgenin kurulmasına çalışıldığı herkesçe bilinmektedir. Kurulacak Güvenlik Bölgesi, Türkiye ile ABD tarafından koordine edilecek, başka bir anlatımla; bir nevi ortak askeri güç tarafından kontrolü sağlanacak şekilde organize edilmektedir. Ancak ABD’nin taahhütlerini gecikmesiz yerine getireceği hususu kuşkuludur. Bu konuda ABD’nin sabıkaları var. Endişe edenlerin sayısı az değildir.

20.08.2019

Asaf HİŞMİ

Share
250 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+1 = ?