TÜRKİYE VE ABD’NİN SURİYE MÜZAKERELERİ - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

şişli escort

SON DAKİKA
AfrodizyakBahis Siteleri

TÜRKİYE VE ABD’NİN SURİYE MÜZAKERELERİ

Bu haber 31 Temmuz 2019 - 9:27 'de eklendi ve 161 kez görüntülendi.

Mehmet Yuva

Atatürk dönemi sonrası Türkiye hükümetlerinin dış politikalarını Delikli Fıçıya benzetirim. Stratejik konumu itibariyle çok kırılgan ve çeşitlilik arz eden dış ilişkileri tanzim etmek zor bir sanat. Bu zor sanatı icra edecek ikinci bir Atatürk dönemi henüz yaşanmadı. Türkiye coğrafyasının bu fıçının delikli olmasında rolü yadsınamaz ancak sebep sadece bununla ilgili değildir. Teslimiyetçi, kolaycı, işbirlikçi, korkak ve basiretsiz yöneticiler yüzünden Atatürk’ün rotası olan tam bağımsızlık ülküsünden sapılmış ve vazgeçilmiştir.

Kurtuluş savaşı yılları esnasında ve sonrasında Amerikan Mandasını Atatürk’e telkin eden İsmet İnönü, Siyonist Halide Edib Adıvar ve benzerlerinin zihniyeti onun ölümünden sonra Egemen ve Laik yeni Türkiye Cumhuriyetinin delikli fıçıya dönüşmesinde başat rol oynadı.  Tarihçi İlber Ortaylı, Halide Hanımın Atatürk ile yaşadığı sorunun sebebi ile ilgili onun çok partili bir nizamı benimsemiş olmasından kaynaklı demektedir. Bu sunuş zehri bal içinde saklama ve servis etme sanatıdır. Ancak, Halide Hanımın New York, Paris ve Londra merkezli Siyonist mahfillerle kurduğu özel ilişkiler İlber beyin bu gerekçesini çürütmektedir. Ayrıca Atatürk için sarf ettiği ifadeler Halide Edib’in çok partili nizam arzusunun çok ötesinde sebepler saklamaktadır. Hz. Ali’nin meşhur tabiriyle “söylenen hak sözdür bununla amaçlanan batıldır” formatında olmaktır.  

Türkiye Fıçısına ilk delikleri açanları hatırlattık. Onların ardından hükümet olan Menderes, ABD, İsrail ve Batıya sunduğu hizmetlerle Fıçıdaki en büyük deliği açtı. Buna rağmen birçok yazımızda arz ettiğimiz sebeplerden mütevellit arkadaşlarıyla birlikte asılmalarına itiraz etmediler. Çok ciddi ve etkin olan yaptırım güçlerini kullanmadılar. Menderes’in alışılagelen mutlak itaatkâr ve memur olmasını bekleyenler onun Moskova ile flörtleşmesini, efendilerinin bazı politikalarına itiraz etmesine tahammül edemediler.  Nihat Erimler, Kenan Evrenler, Turgut Özallar, Mesut Yılmazlar, Tansu Çillerler Fıçıya irili ufaklı delikler açmaya devam ettiler.

Babamın, ‘ Türk siyaset tarihinin en rakkase siyasetçisi’ diye tanımladığı Hak Diyarına intikal eden Demirel’in hafızalarımızda kalan tabirlerini hatırladım; “Meseleleri Mesele Etmezseniz Ortada Mesele Kalmaz,  Türkeş Türk çocuğu, Ecevit halk çocuğu, Erbakan Müslüman çocuğu, biz o… çocuğu muyuz?  Bana Türkiye’nin durumunu bir kelimeyle anlatın derseniz “iyidir” derim. İki kelimeyle anlatın derseniz “iyi değildir” derim.”  ‘Elektriğin komünisti olmaz’ diyen Demirel, Bulgaristan ve Rusya ile kurulan ticari ilişkiler konusunda Türkiye’nin çıkarlarına hizmet ediyorsa “hasım” rejimlerle de işbirliği yapılabileceğinin mesajını vermişti. Rus meslektaşı Aleksi Kosigin ile kurduğu metin ilişkiler sebebiyle adı Kosigin Demirel’e çıkmıştı.

Alttan gelen Türk Milletinin baskıları, ciddi bir halk hareketinin zuhur etmesi,  Cemal Gürseller, İnönüler, Ecevitler, başta Hüseyin Kıvrıkoğlu misali Genel Kurmay Başkanları ve özellikle Erbakan’ın alternatif arayışlara girmesi delikli fıçıyı onarmaya ve kurtarmaya yetmedi. ABD, İsrail ve Batı’nın bazen mecburen devreye girerek delikli fıçının büyümesini ve hatta çatlamasını önleme gayretleri olmasına rağmen bu fıçının delikleri hiç kapanmadı. Hasta ve muhtaç Türkiye ölü veya çok sağlıklı Türkiye’ye her daim tercih edildi. Türkiye halen artık hurda haline gelmiş, ıslah edilmesi, onarılması imkânsız delikli fıçı ile zaman kaybetme lüksüne sahip değildir. Genel Kurmay eski başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun ifadesiyle yeniden hatırlatalım;

 “…ABD’nin Irak’a müdahale edeceği konuşuluyordu. ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz temaslarda bulunmak üzere gelmişti… ABD’nin Irak’a müdahale edeceğini söyleyip bizim olaya müdahil olmamamızı istiyordu. Ben de, ‘Eğer ABD Irak’a girerse, biz de Kandil’e gireriz’ dedim. Ben böyle deyince biraz sinirlendi ve ‘Ben ABD Savunma Bakanı Yardımcısıyım, benimle böyle konuşamazsınız’ dedi. Ona karşılık, ‘Ben de Türk Ordusu’nun başıyım’ dedim ve görüşme bitti. Wolfowitz odayı terk etti.

ABD’nin 2002’de başlattığı Irak harekâtına ilişkin Kıvrıkoğlu, “O sırada Çin, petrol ihtiyacının büyük bir kısmını Irak’tan sağlıyordu. Çin ekonomisi ABD ekonomisini tehdit etmeye başlamıştı. Bu harekât zamanlama olarak biraz da bu konuyla alakalıydı bence. ABD’nin oradaki ikinci önemli hedefi de Kürt devleti kurmaktı” değerlendirmesinde bulundu. 10 bin mil öteden gelenlerin Doğu Akdeniz’de Kuzey Suriye’de ne işi var diye soruyorlar. Hangi işle meşgul oldukları ne iş yaptıklarını saklamıyorlar. Aleni icra ediyorlar.

Erdoğan hükümeti tampon bölge ile üç amaç edinmektedir kanaati Şam ve Arap âleminde yaygın inançtır; Ülkede yaşayan milyonlarca Suriyelerin önemli bir bölümünü buraya yerleştirmek ve Türkiye ile Suriye Kürdistan’ı arasına güvenli bir hat inşa etmek. Kucağındaki Suriyeler üzerinden Suriye’nin siyasi süreçlerine aktif müdahil olmak. Bir ihtimal koşullar el verirse ve rüya gerçekleşirse bu bölgeleri Türkiye’ye ilhak etmek. Kıssadan hisse, Fırat’ın Doğusuna Bir Gece Ansızın ifadesinin ‘Türkiye’nin Milli Güvenliğini amaç edinirken Suriye’nin Milli Güvenliğini tehdit etmektedir’ kanaati hâkimdir. Suriye’yi bir bütün olarak muhafaza etmek olduğu konusu çok inandırıcı ve güvenilir bulunmamaktadır.

ABD İkinci İsrail Projesinden küçük Kürdistan projesine şimdilik mecbur kalabilir. Güvenli tampon bölge pazar alış-veriş misali pazarlık sonucu Türkiye’nin arzuladığı kilometre veya her iki tarafın kabul edeceği bölge olabilir. Bu olursa Türkiye güvenli bir koridor inşa edebilir ama velakin aynı zamanda şimdilik sadece Suriye topraklarında inşa edilen Kürdistan’ı dolaylı kabul etmiş olur. Bu da Kuzey Irak’ta yaşanan sürecin Suriye’de Türkiye eliyle tatbik edilmesi manasına gelir. Genel Kurmay eski Başkanı Kıvrıkoğlu’nun, “ABD’nin bu bölgede bir Kürt devleti kurma arzusu Sevr Antlaşmasında var olan bir plandır. Irak’a müdahaleden sonra ilan edilen ‘36. Paralel’ de tamamen bu konuyla alakalıdır. Şimdi aynı şeyler Suriye’de olmaktadır” tespitini haklı çıkarır.

Bu sebeple Türk-ABD görüşmeleri Şam nezdinde ciddi şüphelere yol açmaktadır. Suriye Dış İşleri Bakanlığı Türk-ABD görüşmeleri ile ilgili ifadesinde, “Suriye, Türkiye ile ABD arasında sürdürülen ve Suriye’nin toprak ve millet birliği ve egemenliğine düşmanca saldırı olarak hedef alan Suriye pazarlıklarını şiddetle kınamakta ve ret etmektedir.  Bu görüşmeler uluslararası hukuk, BM Misakı ve devletlerin egemenlik haklarının ihlalidir” denilmektedir.

Türkiye’nin bu muğlak, şüphe ve güvensizlik kaynağı oluşturan politikalarının imtihan sahası Suriye’dir. Bu sebeple ev sahibi ve meşru Şam hükümeti ile görüşmemek, Suriye meselelerini Şam ile müzakere etmemek, bunun yerine delikli fıçının müsebbibi 10 bin mil öteden gelenlerle çözmeye çalışmak, rafa kaldırılması gereken bu çürümüş delikli fıçıya son büyük bir delik açmak misali olacaktır.