ÜST REKLAM

logo

reklam

‘TEMEL GIDA ÜRÜNLERİ, ULUSAL GÜVENLİK KAPSAMINA ALINMALIDIR’

 

İlçemizde geçtiğimiz hafta sonunda Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ‘Samandağ Biberi, Seracılık ve Coğrafi işaretleme konferansında konuşan Samandağ Ziraat Odası Başkanı Selim Kamacı, çiftçinin her yıl bu yıl daha iyi olur düşüncesi ile deneme yanılma yöntemine başvurarak işi şansa bırakmak sureti ile üretimine devam ettiğinden istikrarı yakalayamadığına dikkat çekti.

Ziraat Odası Başkanı Kamacı, “konumuz her ne kadar yerel üretim ile ilgili olsa da tarım ve tarımsal üretim sektörü diğer sektörlerde olduğu gibi merkezi yönetimlerin aldığı, alacağı kararlar ile bu yönde izlediği politikalar doğrultusunda Ülkemizin genelini kapsayan doğrultularda şekillendirilir ve uygulamalara sokulur.

Dolayısı ile Tarım sektörünü doğru anlayabilmemiz ve önümüzü görebilmemiz açısından

Genel ve Yerel olmak üzere iki şıkta değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Ülkemiz 1950’lerden sonra müttefik olarak adlandırılan Ülkelerin ve oluşumların borç teklifleri ve yardımlarını kabul etmeye başlaması ile bu dost diye bilinen Ülkelerin yönlendirmesi neticesinde üretim politikalarından uzaklaşma sürecine girmiştir.

Her hangi bir emtiayı, silahı, aracı, makineyi v.s.ürünü pahalıya üreteceğime, biraz daha ucuza dışarıdan alırım mantığı ile Ülkemiz ithalata teslim edildi.

Dolayısı ile sanayi, teknoloji ve üretim dışa bağımlı hale geldi.

Bu şekilde işlemeye devam eden süreç içerisinde yardımlar ile borç batağı girdaplarına giren Ülkemiz borçlu ve yardımına muhtaç olduğu ülkeler tarafından tarım üretimi dahil olmak üzere her konuda müdahalelere ve yönlendirmelere maruz kalmış, ayrıca önüne engeller konarak, ilerlemesi ve gelişmesinin önü kesilmiştir.

Ülkemizi yöneten siyasi erkler ilerleyen zaman içerisinde Tarım sektörünün önemini kavrayamamakla bu sektörümüzün daha fazla hırpalanmasına sebep oldular.

Siyasiler gelişen dünya ve ilerleyen zamanı değerlendirmek sureti ile TARIM da bilimsel çalışmalar, teknolojik gelişmeler, planlamalar, sürdürülebilirliğin sağlanması, çiftçi eğitimleri ve diğer kalıcı önlemleri sağlama cihetine gitmediler.

Üretici ve çiftçi siyasi oluşumlar tarafından her daim oy deposu olarak görülerek günü kurtarmaya yönelik politikalar ile geçiştirildi.

Sosyal, ekonomik ve stratejik öneme sahip olan tarım Ülkemize yetebilen bir halden zaman içerisinde kademe, kademe dışa bağımlı hale getirilmiş bulunmaktadır.

Ülkemizin toprakları, tohum, ilaç ve gübre üreten Ülkelerin deneme laboratuarları haline getirildi.

Ülkemizde ekilen ürünlerin tohumları dışarıdan çok yüksek meblağlara mal edilerek ithal edilmektedir.

Akaryakıt ve elektrik fiyatları ezici nitelikte yüksektir.

Üretimi ilgilendiren girdi ve diğer masraflar her yıl yükselmesine karşılık üreticinin karı düşmektedir.

Tarım ilaçlarının çoğu ithal edilmektedir.

En önemli olan tarımsal üretimimize yönelik olarak, herhangi bir stratejimiz ile planlamamızın olmayışıdır.

Çiftçimizin bu yıl daha iyi olur düşüncesi ile deneme yanılma yöntemine başvurarak işi şansa bırakmak sureti ile üretimine devam ettiğinden istikrarı yakalayamamaktadır.

Bu olumsuz gelişmelerin üstüne tarımsal ürün ve tarımsal girdi teminin de dünya piyasalarını ellerinde tutmaya çalışan Ülkeler, firmalar başta Türkiye olmak üzere gelişmekte olarak gördükleri Ülkelerin, tarımsal ürünleri ile tarımsal sahalarına geliştirdikleri yöntemler ile biyolojik saldırılar gerçekleştirdiklerini düşünüyorum.

Bu saldırıların yanında üstü kapalı politik ilişkiler ile ürünlerimizin birçok Ülkeye girmesi ve pazarlanmasını da engellediklerini düşünmekteyim.

Bu olumsuzlukların üstüne tarım ürünlerimizin en fazla ihracatını yaptığımız Ortadoğu’ya açılan kapıların kapanmasına sebep olan ve 7 yıldır süren savaş ve gerginlikleri ekleyecek olursak hem Ülkemiz ekonomisine hem de tarım ürünleri üreten  üreticilerimiz ile buna paralel nakliye,ihracat ve diğer gurupların olumsuz etkilenmesine sebebiyet vermiş bulunmaktadır.

İlerleyen zaman ve gelişmeler neticesinde vatandaşlarımızın hususen çiftçi ve üreticilerimizin gelir kaynakları sabit kalmasına hatta gerilemesine karşılık olarak harcama kalemleri çoğalmış ve çoğalmaya devam etmektedir.

Dolayısı ile Çiftçi ve fakir halk sürekli borçlanmak zorunda kalarak bankaların kıskacı altında tarlasını satmak zorunda kalmaktadır.Bu da çiftçinin güvenini yitirmesine,umutsuzluğa kapılmasına gelecek kaygıları ile boğuşmasına sebebiyet vermektedir.

Değerli Arkadaşlar

Bu minvalde yıllardır gündemini koruyan tartışmalar sürmektedir.

Çiftçi:Girdi,elektirik,mazot,işçilik fiyatlarının yüksek olmasından her zaman şikayet eder yakınır.Ara ara ürününü satamadığından isyan eder durur.

Tüketici:Yaşama dair olan temel gıda ürünleri fiyatlarının, pahalı olmasından çocuklarına yeteri ölçüde gıda satın alamamasından şikayet eder yakınır durur.

Sizce bu tartışma da kim haklı,kim haksız hiç düşündünüz mü.

Bana göre ikiside son derece haklılar esasta ikisi de aynı yerde duruyorlar aynı bakış açısı ile yakınıyorlar.

Çünkü bu tartışmanın müsebbibi:Ülkemizi bu hallere düşüren :Milli Birlik  ,Milli Üretim,Milli Teknoloji yerine dışa ve yardımlara bağımlı borçlanmaya,ithalata,özelleştirmeye,serbest piyasa ekonomisine dayalı politikaların benimsenmesi ve izlenmesinden kaynaklı olarak

Genel bütçenin sürekli açık vermesi,Ülkemizin faizlere ödediği paralar,ithalat ile ihracaat arasında ithalat lehine açıklar v.s.gibi Ülkemizi fakirleştiren etkenlerden kaynaklı olarak

Vatandaşlarımızın gelir seviyeleri ile alım güçlerinin düşük kalmasından olduğunu düşünmekteyim.

Herhangi normal bir vatandaşımızın aylık geliri 5000 TL olduğunu düşünelim.Domates 4 TL,biber 6 TL,patlıcan 4 TL,et 50 TL olmuş olsa dahi pahalılıktan yakınır mıydı?

Buna karşılık çiftçi domatesini 2 TL ,biberini 4 TL,patlıcanını 2 TL satabilse ürettiği ürünler elinde kalır mıydı?İstikrar yakalasa mazot,elektirik,girdi fiyatlarından yakınır mıydı?

O halde ;bu tartışmaları bitirebilmenin tek yolu vatandaşların ,refah seviyesini,alım gücünü,gelir seviyesini yükseltmek olmalı

Türkiye Cumhuriyeti Devleti hak ettiği ileri,çağdaş,medeni,güçlü daha fazla saygın ve daha fazla etkili daha fazla zengin ve huzurlu olabilmesinin yollarını bulmaya odaklanmalı ve mutlaka başarıya ulaşmalı kanaati ve temennisindeyim.

Değerli Arkadaşlar

Çok karamsar bir resmi ortaya koyduğumun farkındayım.

Ancak;geçmişini bilmeyen geçmişinden ders çıkaramayanlar geleceklerini doğru inşa edemezler kanısındayım.

Bugün itibarı ile tarım sektörüne yönelik Ulusal anlamda alınabilecek etkili tedbirler nelerdir..diye sorarsanız?

1-Tarım Da İstikrarın Sağlanması

2-Tarımda Örgütlenme Modeli

Ülkemizin güvenliği sadece askeri anlamda güçlenmek ile sağlanabileceğinin yeterli olmayacağının kanısındayız.

Güçlü,kalabalık ve teknolojik silahlar ile donatılmış bir ordunuz olabilir.

Ancak;askerinizi ve halkınızı doyuramazsanız,gıda temin güvenliğinizi sağlayamazsanız kaybetmeye mahkumsunuz.

Bu sebeplerle Ülkemiz gıda güvenliğini sağlayabilmek ve kontrol altına almak zorundadır.

Temel gıda üretimi ulusal güvenlik kapsamına alınmalı gerektiğinde müdahale edilerek sürdürülebilir hale getirilmelidir düşüncesindeyim.

Türkiye de tarım sektöründe gözden geçirilmesi gereken diğer önemli bir husus örgütlenme modelidir.

Tarım Sektöründe Örgütlenme

Türkiye de tarımda örgütlenme 1960 yıllarında başladı.

Ancak;gelişen Dünya ve ilerleyen zaman dikkate alınarak güncellenmesi ve geliştirilmesine yönelik yeni yapılanmalar gerçekleştirilemedi.

Türkiye de tarımsal amaçlı olarak kurulu onbinlerce kooperatif ve birlik mevcut bu örgütlerin %90  işlevsiz veya amacına ulaşamamış kağıt üstünde kalan örgütlerdir.

Türkiye genelinde tarım sektörüne yönelik çok acil yeni bir örgütlenme modeli geliştirilmelidir.

Zira;mevcut örgütlenme sistemi ATALETE Sebebiyet vermektedir.

Çiftçi,tarım kooperatifine üye olur,para öder.

Çiftçi,yerel kooperatife üye olur para öder.

Çiftçi,mensubu olduğu birliğe üye olur para öder

Çiftçi,Sulama Birliğine üye olur para öder.

Çiftçi,hallere,komisyona para öder.

Çiftçi,Ziraat Odasına üye olur para öder.

Çiftçi ,Tarım Müdürlüğüne ÇKS.Kaydı yapar para öder.

Çiftçi,Ziraat Bankasına ve diğer bankalara hep faiz öder.

Çiftçi,K.D.V. öder,vergi öder,öderde öder.

Bu tarım ile bağlantılı olan kurum ve örgütler alt yapısı sağlam ekonomik güce erişebilecek, tek bir örgüte indirgenmeli diye düşünmekteyim.

Çiftçi, bir tek örgüt ile muhattap olmalı bürokrasi ile gitgeller arasında boğulmamalı

Bu örgüt, üyesine, çiftçisine, krediler, girdi sağlayabilecek ekonomik güce getirilmeli

Teknik destekler, teknik adam, mühendis, teknolojik destek sağlayabilecek, ticaret yapabilecek hale gelmeli.

Fabrika, işletme, istasyon, laboratuar kurabilecek tarımı ilgilendirebilecek her şeye dair el atabilecek konuma getirilmeli kanaatindeyim.

Değerli Arkadaşlar

Bu tespitleri yapmamızın amacı serzenişlerde bulunmak, birilerini siyasi anlamda suçlamak veya sizleri karamsarlığa sürüklemek amacı katiyen taşımamaktadır.

Amacımız bu tespitler üzerinden alışılagelen üslup,talep,eleştiri,tartışma ve  serzenişler ile vakit kaybetmek yerine

Samandağ İlçesi olarak kendi imkanlarımız dahilinde

Türkiye’ye örnek olabilecek şekilde

1-Geçmişten ders alarak ileriyi doğru planlayabilmek

2-Ürettiğimiz ürünlerimize yeni pazarlar sağlayabilmek

3-Her yıl heder olup çöpe dökülen tarımsal ürünlerimizi ekonomiye kazandırabilmenin yolunu aramak.

4-Ekonomik değerini bulabilen erken yetişen ürünlere yönelik sahalar elde edebilmek.

5-Ürettiğimiz bazı ürünlerimizi markalaştırmak

6-Çiftçimizin gelir seviyesini yükseltecek projeler üretebilmek. Amacı taşımaktadır.

Her bölgenin, her ilin, her ilçenin kendine has olan ürünler ile diğer özellikleri doğrultusunda yerel anlamda üretim ve pazarlamaya yönelik olarak ayrıca planlaması gerektiğinin altını çizmiştik.

Bu tür uygulamaların başarıya ulaşabilmeleri başta yerel yönetimler olmak üzere, tarımsal örgütler, sivil toplum kurumları ve üreticilerin bir araya gelmesi ile daha fazla başarı sağlayacağının kanaatindeyim.

Örnek olarak bu durumdan kayıplara uğramış olan  İlçemizi ele alabiliriz.

Yerel yönetimlerin başlıca görevleri arasında bulunmasına ve ihtiyaç duyulmasına  rağmen hal kompleksinin 30 yılı aşkın bir süredir İlçemiz de faal olmamasından kaynaklı olarak ,bu süre zarfında üreticilerimiz ile tüketicilerimize ek külfetler getirerek İlçemizin zarara uğramasına sebebiyet vermiş bulunmaktadır

2-Aynı şekilde yerel yönetimlerin görev dahilinde olan ve yapılmayanlar arasında yer alan üretici ile tüketiciyi aracısız bir araya getiren sebze,meyve,yöresel ürünler ile diğer tarım ürünlerinin satıldığı pazarların halen kurulamamış olması ayrıca bir kayıptır.

3-Yerel yönetimin el atması neticesinde İlçemiz ekonomisine ve istihdamına olumlu katkılar sağlayabilecek,organize seracılık bölgesi,organize fidancılık bölgesi ile hayvancılık faaliyet bölgesi planlanarak hayata geçirilmesi gereken faktörler arasındadır.

4-Fevkalade  ehemmiyet içeren diğer bir husus İlçemizde ürettiğimiz tarımsal ürünleri işlenerek paketlenerek veya depolanarak katma değer sağlayacak işletmelerin,fabrikaların kurulabilmesinin yolunu açacak yatırımcıyı teşvik edecek orta ölçekte sanayi bölgemizin olmayışıdır.

Bu saydığımız faktörlerin İlçemizde kurulu olmayışından kaynaklı olarak İlçemiz istihdama yönelik uğradığı kayıplar ile hibe ve diğer destekler haricinde yılda en az 200 milyon(trilyon)ekonomik kaybının da olduğunu verilerle saptamış bulunmaktayız.

Değerli katılımcılar

Konu başlığımız seracılık, Samandağ biberi ve markalaşma

Dünya’nın verimli topraklara sahip aynı zamanda güzel İllerini, şehirlerini sayın denilirse HATAY mutlaka önlerde yerini korur. Bunu geçmiş tarihi araştırdığımızda daha iyi anlayabiliriz.

Zira; onlarca medeniyetin Hatay da kurulmuş olması tesadüf değildir.

Samandağ SVEYDİYE İlçemizde HATAY İlinin bir İlçesi olması hasebi ile muadili İlçeler arasında muhtelif avantajlara sahip bir İlçe konumundadır.

Samandağ İlçesi yaklaşık 380.000 dekar alana yayılmış olup bu alanın yarısından fazlası ormanlık alanlar oluşturmaktadır. Bu doğal güzellikler İlçemize ayrıca avantajlar sağlamaktadır.

Bu ormanlık alanlarımızın içerisine konumlandırılan inşa edilen ve su tutmaya başlayarak faaliyete giren KARAÇAY barajı HATAY İlimize ve İlçemize ayrıca avantajlar sağlayacaktır.

380.000 dekar alandan ormanlık ve makilikleri ayırdığımızda geriye kalan yaklaşık 120 ile 140 bin dekar alan

Samandağ İlçesinin çalışkan ve toprağa aşık insanları tarafından her karış toprağı,dağı taşı dahi değerlendirerek üretime kazandırılmış durumdadırlar.

Ayrıca; Samandağ İlçesi küçük ve parçalı toprak yapısını çalışkan insanları vasıtası ile ekonomiye kazandırmışlardır.

Samandağ’ında 200-300 m2’lik alanlara dahi maydanoz, nane ve diğer yapraklı yeşil sebzeler ekerek aile bütçelerine veya ev ihtiyaçlarına katkı sağlamaktadırlar.

Bunların yanında alçak tünel seralar kurarak ta domates, biber ve diğer ürünleri de erken elde edebilmektedirler.

En önemli olarak küçük ölçeklerdeki araziler üzerine yüksek seralar inşa ederek sürdürülebilir üretim gerçekleştirilmesidir.

Bu gün itibarı ile İlçemizde örtüaltı üretim 2000 dekar alanda

Genellikle domates ve biber üretimi ağırlıklı üretim gerçekleştirilmekte olup,İlçemize ekonomik ve sosyal katkılar sağlamaktadır.

İlçemizde örtü altında ürettiğimiz domatesi,biberi diğer bölgelerden gelen ürünlere nazaran pazarlayabilme şansımız ve imkanlarımız daha fazladır.

Bu şansı bize Hatay halkı sağlamaktadır. Zira; HATAY Halkı ürünlerimizi yerli olduğu gerekçesi ile daha fazla tercih etmektedirler.

Tüketicilerimizin, Samandağ’ında üretilen ürünlere karşı olan teveccüh ve duyarlılığına karşılık

Üreticilerimiz, iyi tarım uygulamalarına hassasiyetle riayet ederek karşılık vermektedirler.

Üreticilerimiz, ektikleri, ürettikleri ürünlerinin değerini ve talebini daha fazla arttırmak amacıyla iyi tarım uygulamaları ile markalaşmanın önemini Samandağ biberinin yetersizde olsa markalaşmasından değerinin artmasından dolayı kavrayabilmiş durumdadır.

Samandağ biberi ile alakalı olarak hak ettiği coğrafik işaretleme gerçekleştiğinde değeri ve tanınması artacaktır.

Dolayısı ile talebi ve üretimi artacaktır.

Amacımız bir kenara bıraktığımız yerli tohumlarımızdan üreteceğimiz diğer ürünlerimizin de değerini arttırmak ve markalaştırmaya yönelmek olmalı kanaatindeyim. Zira tüketici yerli ile doğal ürünlere hassasiyetle rağbet etmektedir.

Değerli Katılımcılar:

Ülkemiz bu zamanlarda zorlu ve meşakkatli süreçlerden geçmektedir.

Birlik, beraberlik, dayanışma ve yardımlaşmalara ihtiyaç duyulan bir zamandayız.

Zira; Ülkemiz bu zamanlarda halkımızın karakteristik yapısına uygun olan, bağımsızlık ve onur mücadelesi ile ülkemizi kuşatmak ve bölmek isteyen güçlere karşı mücadele halindedir.

Hükümetler gelip geçicidir, devlet ve halk dayanışma içerisinde baki kalacaktır.

Son olarak büyük zorluklar, meşakkatler, açlık ve sefalet çekerek marabalıktan, toprak Sahipliğine ulaşarak bu verimli ve cennet misali toprakları bizlere sağlayan ecdatlarımızı rahmet ve saygı ile anıyorum” dedi.

 

 

 

 

Hatay Barosu Kadın Hukuku Komisyonu Adına Av.Meral Asfuroğlu, yaptığı açıklamada, kadına şiddetin yıllardır ülkemizin kanayan yarası olarak, artarak devam ettiğini vurguladı.

“KAYGILARIMIZ GERÇEKLEŞİRSE, KADINLAR KARANLIK BİR GELECEĞE SAVRULACAKTIR”

Av. Asfuroğlu yaptığı açıklamada, “önceki yıllarda zaten ağır biçimde var olan şiddet, 2017 yılında korkutucu boyutlara ulaştı. Öyle ki, ülkemizde kadınların geleceğini ciddi şekilde tehdit eder duruma geldi.2017 yılında her ay ortalama 30-40 kadın öldürüldü. Her ay ortalama 20-30 çocuk istismara maruz kaldı. Her ay ortalama 20-30 kadın cinsel şiddete uğradı. Yılın sadece ilk 5 ayında 173 kadın öldürüldü. Kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin nadiren yaşandığı şehrimiz Hatay’da da ne yazık ki, kadın cinayetleri sık rastlanan bir olgu oldu. Kadınların yaşam biçimlerine sayısız saldırı oldu. Kadınlar giyimleri bahane edilerek,dövüldüler,tekmelendiler.Duyduğumuz son kadın cinayeti haberi yüreğimizi dağladı. ‘Gizli bir platonik sapığım var. Sokağa çıkmaya korkuyorum’ diye yazan lise öğrencisi Helin Palandöken (17) Mustafa Yetgin (21)  tarafından pompalı tüfekle öldürüldü. Kadın cinayetlerindeki artışın en bariz sebeplerinin başında, toplumda kadın düşmanlığının yaygınlaşması, kadını önemsizleştirme, ikincileştirme politikaları ve kadının sosyal ve çalışma hayatından koparılarak eve kapatılması yolunda söylemler ve politikalar gelmektedir.

Tam da bu korkunç sayıda kadına yönelik şiddet vakalarının önlenmesi için yetkili mercilerden acil önlem almalarını beklerken, müftülere ve imamlara nikah kıyma yetkisi veren yasa tasarısının Meclis İçişleri Komisyonu’nda görüşülmeye başlandığını öğrendik. Tasarının yasalaşması halinde, kadınlar Medeni Kanunla 91 yıl önce kazandıkları medeni haklarını kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıya kalacak. Yani kadın hakları 91 yıl geriye gidecek. Böyle bir kanun değişikliğine ihtiyaç olmadığı, 81 ilde, 919 ilçede evlendirme dairelerinin,18 binden fazla köy muhtarlarının resmi nikah kıyma yetkisi varken, imamlara da nikah yetkisi verilmesinin bir ihtiyaçtan kaynaklanmadığı açıktır.

Nikah yetkisinin din adamlarına verilmesi gerçekleşirse en büyük tehlike çocukları vuracaktır. Türkiye’de çocuk yaşta evlilik yeterince yaygınken; bunun önüne geçmek yerine çocukların tecavüzcüsü ile evlenmelerinin önü açılacak, çocuk yaşta evlilik sayısı artacaktır. Öte yandan tasarıda sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildirimlerinin nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılması maddesine de yer veriliyor. Tasarı yasalaşırsa çocuk yaşta yapılan doğumlar sözlü beyanla birlikte denetimden uzaklaştırılacak. Bu da cinsel istismarcıların ortaya çıkarılmasını zorlaştıracak, denetim zayıflayacaktır.

Bu tasarı, Anayasanın 174. maddesiyle koruma altına alınan  ‘evlenmenin yalnızca evlendirme memuru önünde resmi şekilde yapılabileceği’ne ilişkin  maddesine de aykırıdır. Medeni Kanun ile birlikte kadının boşanma hakkı, mal paylaşımı, nafaka hakkı gibi haklar  güvence altına alınmıştı. Tasarı yasalaşırsa, bu haklar kağıt üzerinde kalacak, Medeni Kanunun bu yöndeki maddelerinin içi boşalmış olacaktır.

Türkiye’de zaten yeterince yaygın olan, büyük bir toplumsal sorun ve hak ihlali oluşturan küçük yaşta çocukların “evlilik”, “imam nikahlı eş” konumları altında sürekli bir cinsel taciz ve sömürü altında yaşamak zorunda bırakılmalarının önüne geçilmesi için ne yapmamız gerektiğini konuşmak yerine, kadınları daha kötü konumlara itecek bir yasa çalışmasına itiraz ediyoruz. Bugün ülkemiz kadınların yüzde 28.2’sinin 18 yaşından önce evlendirildiği, yaşamının herhangi bir döneminde eşinden veya birlikte yaşadığı kişiden fiziksel şiddete maruz kalan kadın nüfus oranının yüzde 35.5 seviyesine ulaştığı bir ülke. Bu vahim tablo karşısında kamu yönetiminin temel görevi, Anayasa’ya ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalara uygun olarak toplumdaki bu arızalı durumu engellemektir

Mevcut Medeni Kanun’a göre, Belediyelerin evlenmek isteyenlerden evlenme sağlık raporu istediği ve bu sayede evlilik öncesinde tarafların evlilik kurumunu oluşturmaya engel herhangi bir rahatsızlıklarının olup olmadığını kontrol ettiği bilinen bir gerçektir. Sağlık raporları özellikle Türkiye’de sık rastlanan akraba evliliklerinden kaynaklı engelli bireylerin sayıca artmasını önlemek açısından büyük faydalar sağlıyor ve bulaşıcı ve doğumun ardından çocuğa geçecek olan diğer rahatsızlıkların tespitinde de büyük rol oynuyor. Tasarı yasalaştığı takdirde, bu kontrolün ortadan kalkması, böylelikle toplum sağlığının tehlikeye gireceği,  imamın bahsettiğimiz konularda bilgisiz olması halinde, nikah kıyarken, evlenecek kişinin yaş küçüklüğü, ya da sağlık raporu konularında hassasiyet göstermeyeceği yolunda kaygılarımız korkularımız var. Kaygılarımız gerçekleşirse, kadınlar karanlık bir geleceğe savrulacaktır.

Kadınlar işkence görüyor, çocuklarının gözleri önünde veya çocuklarıyla beraber öldürülüyorlar. Ülkemizde yapılması gereken bu vahim durumun önüne geçilmesi için gerekli önlemleri almaktır.

Hatay Barosu Kadın Hakları Komisyonu olarak bizler, Medeni Kanunla belirlenen haklarımıza sahip çıkıyoruz. Anayasaya aykırı olarak müftülere ve imamlara nikah kıyma yetkisi vererek kadınları 91 yıl geriye götürecek yasa tasarısının meclisten derhal geri çekilmesini talep ediyoruz” dedi.

Haber-Foto: Ümit Sağaltıcı

Share
366 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+6 = ?