ÜST REKLAM

logo

reklam

TAVANI SARSAN TABANDAKİLER…


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

 

 

BİR AYDINLANMA GİRİŞİMİ, KÖY ENSTİTÜLERİ:

Üzerinde yaşadığımız bereketli topraklar, bin yıllardır yüzlerce kavmin konup göçtüğü, uygarlıklar yarattığı, birbirini yağmaladığı ve geleceklerini güzel kılmak için çabaladığı topraklardır.

Bu topraklardaki yaşamın güzelleştirilmesi kavgası da uygarlık birikimleriyle birlikte zamandan zamana akarak, destanlar döneminden günümüze kadar geliyor. Başkaldırılar, savaşlar, katliamlar, öldürümler, işkenceler, sürgünler, göçler, zorbalıklar bu topraklarda yaşayan insanların sanki yazgısı olmuş.

İnsanlar bu yazgıyı değiştirip özgürlüklerini yaşadıkları yaşamları kurabilmek için sürekli savaşmışlar. Bu savaşların sonunda zaman zaman güzelliklere uzanmayı da başarmışlar. İşte bu başarılarından bir de Köy Enstitüleridir.

Köy Enstitüleri, üstünde en çok tartışılan, en çok konuşulan eğitim kurumlarıdır. Yanında, karşısında söylenmedik söz kaldı mı bilmiyoruz. Bir zamanlar devletin en gözde okullarıydı.

Ülkeyi kalkındıracak; halkı uyandıracak kurumlardı.

Köy öğretmen okulları üzerindeki gözlemler umut verici bulununca, yasal düzenleme çalışmaları başlatıldı. Bu çalışmalar, 17 Nisan 1940 tarih ve 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu’nun çıkarılmasıyla sonuçlandı. Bu yasaya göre önce açılan dört Köy Öğretmen Okulunun adı ‘’Köy Enstitüsü’’ne dönüştürülürken, o yıl 10 köy enstitüsü daha açıldı.

1945 yılına kadar köy enstitüsü sayısı 20’ye çıkarken, 1942’de Ankara- Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde bir ‘’Yüksek Köy Enstitüsü’’, 1943’ten başlanarak bazı enstitülerde ‘’Sağlık Kolu’’ açılmıştı.

Yasaya göre köy enstitülerinin amacı; ‘’Köye yararlı öğretmen ve diğer meslek erbabını yetiştirmek’’ti. Çünkü köy sorunu, tek başına bir eğitim sorunu değil, köyün bir bütün olarak içten canlandırılması, yüzyıllarca kör bırakılmış köylü kitlesinin bilinçlendirilmesi sorunu idi.

Köy Enstitüsü hareketi; yasanın sadece bir anlatımla belirlediği amacın ötesinde; yüzyıllarca ezilmiş, sömürülmüş köy emekçisinin, kendi gücüyle kendi yazgısını değiştirmesini sağlama girişimidir. Bu da köylüleri, toplumun tüm kesimleriyle birlikte ‘’fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’’ birey ve yurttaşlar olarak yetiştirmek demekti. Bir başka söyleyişle Köy Enstitüsü hareketi; bilimin aydınlığında aklı özgürleştirme hareketidir.

Bu aynı zamanda Mustafa Kemal’in öncülüğünde kurulan Devrimci Cumhuriyet Rejimi’nin de genel hedefi idi. Çünkü Cumhuriyet, gerçek demokrasiye, ancak özgür aklın çoğunluğu ile ulaşabilecekti.

Akçadağ Köy Enstitüsü’ne yeni gelmişti. Tarım alanında gurupça çalışıyorlardı. Kimileri fidan çukurlarını, kimileri sebze yerlerini hazırlıyorlardı. Mevsimin özelliği olarak yağmur bulutları yükseklerde birbirine karışıyorlardı. Bu bulutlardan biri çalışanların üzerinden geçiyordu; sağanak yağmuru kurşun gibi yere iniyordu. Grubun başında son sınıf öğrencilerinden Mustafa Avcı vardı.  İşi bıraktırarak bina saçaklarının altlarına koşturdu. Öğrencilerden Yusuf, yağmurun altında beklemeyi yeğlemişti. O dönem ikinci Dünya Savaşı tüm hızıyla sürüyordu. Ayrıca birkaç yıldan beri de yağışlar yeterli değildi. Kıtlık halkı kasıp kavuruyordu. Yokluğun ve kıtlığın etkisiyle halk, zorla ilkbahara çıkıyor, otlarla geçinmeye çalışıyorlardı.

Yusuf’un yağmurun altında beklentisi de yağmurun yağmasını; bolluğun olmasını sağlamak içindi.

Köylerde yağmur yağdırmanın nice yöntemleri vardı. Köycek adaklarla yatırlara giderlerdi. Canlı kaplumbağaları, yılanları, akrepleri ağaçlara asarlardı. Yağmur değmiş ölülerin mezarları gizlice açılarak kafa kemikleri akar sulara atılırdı. Derin ve keskin hocalara muska yazdırılırdı. Yağmur duası sürekli yapılırdı. Yüzyıllar boyu kör inançlarla koşullandırılmışlardı. Ama hiç biri Tanrı’yı acındırmamıştı.

Yine kıtlık, yine yokluk büküyordu bellerini. Ağanın, tefecinin tutsağı olurlardı.

Yusuf, halen yağmurun altında bekliyordu. Giysileri sırılsıklam olmuş, titriyordu… Bu inançtır, ödün verilmezdi.

Enstitü müdürü şerif Tekben, uzaktan gözetlemiş Yusuf’u. Sonra bir öğrenci gönderir, odasına çağırır. Sınıf öğretmenini ve tarım öğretmenini de çağırır odasına.

Yusuf’un ıslak elbiselerinin değişimi için gönderir. Yusuf elbiselerini değiştirir, müdürün odasına gelir. Yusuf’un sesi kısıktır. Korkudan titremektedir; ellerini ovuşturarak: ‘’Yöremizde tarlalar susuzdur, yıllardan beri yağmur yağmıyordu. Bütün halk perişandır. Yağmurun altında bekledim ki tanrı acıya, yağmur yağdıra, bolluk ola…’’

Enstitü Müdürünün rengi kızıllaşır, elleri titrer, sinirlerinden pantolonunu yukarı çekmeye başlar. Odanın içinde kendi kendine mırıldanır.

‘’Oğlum, senin yaptığın ancak seni böyle bilinçsiz bırakanları sevindirir; başka işe yaramaz.

Ayrıca aptallığını da ortaya kor. Önce aklını başına toplayarak kendini yetiştireceksin. Sonra bilincinle ve insan gücüyle doğayı yararlı duruma getirmeye çalışacaksın.

Tıpkı şu çölü yendiğimiz gibi. Seni öyle kör inançlarla uyuşturanlar durdukça; Tanrı sana acısa, yağmur yağdırsa ekinler bollaşsa; yine, yine sen aç kalacaksın, otlarla yaşamını sürdürmeye çalışacaksın.

Köy Enstitülerinin amacı da böyle kör inançları silmek, yerine çağdaş bilimi, teknolojiyi yerleştirmektir. Sen bu doğrultuda yetişeceksin ki, senin gibi kör inançlarla uyutulmuş babalarımızı, analarımızı, kardeşlerimizi ve tüm halkımızı bilinçlendiresin.

Yağmurun yağışı ne duayla olur; ne de senin yaptığın ilkellikle olur.

Onun çözümü teknolojidir, bilimdir, çalışmaktır.

Yanı barajlar, artezyenler, sulama kanallarıdır.

Köy enstitüleri, yüzyılların içinde kör inançlarla uyutulmuş kafaları değiştirmek, bilime, teknolojiye yönelmektir.

Paslanan kafalar çalıştırıldıkça parlıyordu, ışınları etrafını aydınlatıyordu. Bu ilkeler doğrultusunda yetişen köy çocukları, köy ve köylülerin yaşamları ile ilgili romanlar, öyküler yazmaya; köylülerin folklorunu ve sanatını gün ışığına çıkarmaya yöneldiler

Halka demokratik haklarını kullanılmasını, denetlemesini ürünlerini değerlendirmesini öğretiyorlardı.

Günümüzde ise:

Tüm olumsuzluklara rağmen hala güzelliklerimiz var. Düzenin hala saldırmak zorunda kaldığı değerlerimiz var; tüketemediği, yok edemediği için korkunç bir öfkeyle saldırdığı; kıvanç ve övünç duyduğumuz değerlerimiz var. İşte bu değerlerinizden, zenginliklerimizden, güzelliklerimizden biri de Köy Enstitüleri…

Bize, böyle bir geçmişe sahip olmamızdan ötürü kıvanç veren; dünümüzün övünç duyduğumuz güzelliklerinden biri…

Topraklarımızın en değerli zenginliklerinden biri olan Cumhuriyet’in yaşamımıza kattığı meyvelerden biri; dirilten, can katan, güç veren bir meyve…

Yeni Dünya Düzeni egemenliğinin bize dayattığı yaşama biçiminin düşman bellediği, elimizden almak istediği bir düşünce yöntemi, bir eğitim dizgesi, insan olma savaşımının bize özgü bir destanı…

Ağalık ve Şeyhlik düzeninin parsacıları köylünün uyanmasından korkmaya başlamışlardı. Bir yandan da iktidar savaşımında egemenliği ellerine alma hazırlıkları hızlandırmışlardı. Asıl olarak toprak reformuna, çiftçinin topraklandırılmasına karşı oluşlarıyla bir araya gelenlerin oluşturduğu Demokrat parti’nin 1950 seçimleriyle iktidara gelmesiyle Köy Enstitüleri’nin suyunun ısıtılacağı belli olmuştu.

27 Ocak 1954’te çıkarılan 6234 sayılı yasayla Köy Enstitüleri kapatıldı.

Ümit Sağaltıcı

KAYNAKLAR: Dr. Niyazı Altunya, Talip Apaydın, H.Nedim Şahhüseyinoğlu, Öner Yağcı

 

 

Share
574 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+1 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ETİK VE POLİTİKA

    21 Ağustos 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Etik; Tük Dil Kurumu yayını Türkçe Sözlük 9. Baskı 1998, 1. Cilt, Sayfa: 739 Etik maddesinde: ’Töre bilimi, ahlak bilimi olarak tanımlamıştır. Ansiklopedik bilgi için; Ana Britannica Cilt 8, syfa:340 Etik Maddesini beraber okuyalım: ’İnsanlar arasındaki ilişkilerin temelinde yer alan değerleri, ahlaki bakımından iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış olanın niteliğini araştıran felsefe adıdır'’ Etiğin yanıt aradığı soruların bazıları; ’Nasıl yaşamalıyız?’’ Mutluluğu mu, bilgiyi mi, erdemi ve güzellikler yaratmayı mı amaçlamalıyız?’’ ‘’Mu...
  • TARAFSIZ BASINA FRANSIZ KALMAK

    29 Temmuz 2019 Dünya, Eğitim, Ekonomi, Emlak, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Otomotiv, Röportajlar, Sağlık, Siyaset, Spor, Teknoloji, Tüm Manşetler, Üst Haberler, Yerel

    Halkımıza, İlçemiz kısa bir süre önce Evvel Temmuz etkinliklerine ev sahipliği yaptı. Gazetemiz, halkın haber alma hakkını mümkün mertebe engellemeyerek, (gazetemizin yayınının engellenmesine rağmen) çoğu etkinliği yeri geldi canlı çekim ile uluslararası alana taşıdı, yeri geldi matbuat üzerinden okurlarla buluşturdu. Takdir edersiniz ki ilçede Evvel Temmuz Festivalini destekleyenler olduğu gibi kimi vatandaşımız, kültürden uzak, kimileri de özünden saptırılmış olarak değerlendirdi. Biz Samandağ AYNA’sı olarak her türlü görüşü eşit...
  • ŞEKER BEYNİ DE BİTİRİYOR

    29 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Şeker ve trans yağlarla yüklü Amerikan diyetinin sadece fiziki sağlığı değil beynimizi de olumsuz etkilediği belirlendi. Oregon State Üniversitesi uzmanları tarafından fareler üzerinde gerçekleştirilen araştırma, şeker ve yağdan zengin diyetin bağırsak bakterilerini etkileyerek bilişsel esneklikte (cognitive flexibility) önemli kayıplara yol açtığını gösteriyor. Bilişsel esneklik, beynin iki farklı düşünceden diğerine geçme ve aynı anda iki farklı konuyu düşünme kabiliyeti olarak biliniyor. İnsanlarda bilişsel esneklik bozukluğu, ...
  • GELİN İNSANCIL DAVRANIP, EVRENSEL DÜŞÜNELİM

    29 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Uzun zamandır Samandağ’ın da olup bitenleri sessizce seyrediyorum. Seçimden önce "Samandağ sevdası" havası esiyordu ! Şimdi menfaat havası esiyor! Şimdi durumu bir değerlendirelim. Samandağ’ın da neler oldu ne oluyor ?Birileri seçimden önce eski yönetime karşı cephe aldı, dernekler kurdu, komiteler, toplantılar düzenledi ve halkı toplayıp, kimisi vefadan kimisi de Samandağ sevdasından bahsetti. Seçime kadar sürdü bu düzenlemeler. Projelerde sunuldu. Şimdi seçim gitti, Sevda ve vefa bitti. Çatışmalar, sataşmalar ve hakaretler ba...