ÜST REKLAM

logo

reklam
10 Şubat 2017

SOSYALİST OZAN; BAŞKALDIRININ YILMAZ USTASI AŞIK İHSANİ


admin
bereket@prestijbilgisayar.org

‘’Korkuyorlar karkacaklar korksunlar

Geliyoruz geleceğiz yakındır

Kim nerede ne işliyor hepsini

Biliyoruz bileceğiz yakındır

Bölüşmüşler memleketin varını

Gelsin hele bekliyoruz yarını

Elimizin nasır balyozlarını

Başlarına çalacağız yakındır…’’ (Aşık İhsanı)

Tarihe not düşmüş dünya ve ülkemiz aydınlarını, yazarlarını, şairlerini tanıtırken, birden bugünün aydınlarına bakıyorum.

Ne gam!

Sanatçılar var, sanatçı diye geçinenler var …

Aydınlar var, Aydın diye geçinenler var…

Bu vatana ve değerlerine vefalı olanlar var,

Akıl tutulması yaşayanlar var…

Örnek olanlar var, Lanetlenenler var… Bunları hep yaşadık…

Yaşamaya devam ediyoruz.

Bugünkü yazımızda çok çarpıcı bir yaşamı olan Âşık İhsani’yi tanıtacağız.

Aşık İhsanı 1930 yılında Diyarbakır da doğdu. İki yaşında babası Filit’i yitirdi. Anası onu sıkıntılar içinde büyüttü. İhsanı biraz gelişip boy atınca anasıyla beraber tezek toplamaya başladı, ağanın yanında kaz çobanlığı yaptı. Öyle bir gün geldi ki, ağanın baskısına ve sıkıntısına dayanamayıp kaçtı. Yaşamını devam ettirmek için her türlü işte çalıştı. Gitmediği yer yapmadığı iş kalmadı.

Uşak şeker fabrikasında çalıştığı dönemde Güllüşah’la (Sevim) tanışıp evlendi.

Âşık İhsani’in yaşamını incelerken, kendi söylediği şu sözleri aktarmayı uygun gördüm.

‘’Ben küçükken babam ölmüş. Nasıl mı ölmüş, kim mi öldürmüş, ölmüş işte… Ne siz sorun, ne ben diyeyim… Babamın ölümünden sonra, ben ve benden küçük bacım, bir hükümlüye vurulmuş zincir gibi, genç anamın boynuna takılmışız…’’

İşte böyle anlatıyor, Âşık İhsanı yaşam hikâyesini. Ama bununla da bitmiyor. Çünkü yoksulluk, çaresizlik onunla yoldaş olmuştur, bir türlü peşini bırakmaz. Yoksulluktan daha bela, başlarında, Kel Ağa ile Şeyh vardır. Bela ki böylesi hiç görülmemiş, köylerinin üstüne kara bir bulut çökmüş, köylüye aydınlık yüzü göstermeyen.

Âşık İhsanı de büyük bir okuma aşkı vardır, fakat bu aşkın karşısında da aşılması güç bir ağa ve Şeyh belası vardır. Şeyh din, iman korkusuyla ağanın emirlerini köylüye dikte eder. Yoksul köylü çocuklarının okula gidememeleri de ağanın Şeyhe uygulattığı Emirlerden biridir.

Çünkü ağa köylünün uyanmasından yana değildir. Uyanan halkın ne yapacağını iyi bilmektedir. O nedenle Şeyhin aracılığıyla, cennet, cehennem korkusu veya vaatleriyle halkı uyutmakta ve çocuklarının okumasını engellemektedir. Okula gidenin kâfir olduğunu, cehennemde yanacağını söyleyip, yoksul halkı sindirip, cehalete, karanlığa itiyorlardı. Ama Aşık İhsanı bunlara içten içten gülüp geçiyordu. Duymazlıktan geliyordu. Mahallelerinde ki zengin çocuklarını gittiği okulun yanından geçerken, hep onlardan biri olmayı düşünüyordu. Fakat olamıyordu.

‘’Yine bir gün tezek toplamaya giderken, torbayı anasının üzerine attığı gibi kaçtı, ama kimse ona sahip çıkıp okula yazdırmadı’’ Bu karşı çıkışından dolayı, o gün en korktuğu da başına gelir. Şeyhin müridi onu oradan alıp, Şeyhin huzuruna çıkarır, İhsanı ömründe ilk defa orada çok korkar. İçinde bir nefret tohumu o gün yeşermeye başlar. Bu nefret, öyle nefrettir ki, feodal toplum yapısının, toprak ağaları ve din adına sömürgecilik yapan Şeyhlere ve müritlerine karşı baş kaldırıp, mücadele etmesini, başlatmış olur.

Aşık İhsanı, başlangıcında rüyasında gördüğü bir güzelin etkisiyle sevdanın ozanı olarak, yurdunun tamamını, yurt dışının bazı yerlerini karış karış dolaştı ise de, bir süre sonra, içinde bulunduğu coğrafyanın feodal yapısının verdiği rahatsızlıktan, kendini sınıfsal çelişkilerin ortasında buldu. Bu çelişkilerden yola çıkarak, düşüncesini değiştirdi, safını işçi sınıfının yanı olarak belirledi. Düşüncesindeki bu değişmeler ve gelişmeler doğrultusunda, şiirinde ki konularda değişti ve gelişti. Bu değişmeler, onun, emek ile sermaye çelişkisini kavramasına ve bu konularda kendini yetiştirip, bölgesindeki ağalara ve şeyhlere de başkaldırısını getirdi. Kel ağanın nezdin de kapitalist düzene, Kıl imamın nazarında feodal yapıyı sorgulamaya başladı, sazıyla sözüyle dile getirip tele döktü.

Ve sonrasında âşık İhsanı’yi, 1960’ların açık sosyalist Partisi Türkiye İşçi Partisinin (TİP) içinde gördük, artık o işçi sınıfı içinde fiili olarak yerini almış, işçi sınıfının kurtuluşu için çalıp, söylüyor, mücadelesini veriyordu.

Parti içindeki çalışmalarıyla da her geçen gün sınıf bilincini de artırıyordu. Sınıf bilinci arttıkça, emperyalizme- kapitalizme olan kini de artıyordu.

Bu kinin verdiği hızla halkın karşısına geçip, türküleriyle, şiirleriyle sınıf bilincini aşılıyor, emek sermaye çelişkisini anlatıyordu. Bunda da çok başarılı oluyordu. Çünkü her toplantısı, verdiği her konser on binleri, yüz binleri buluyordu. Statları, kapalı spor salonlarını doldurmayı başarıyordu. O, artık İşçi sınıfının yegâne ozanı olmuştu.

Âşık İhsanı’nın, bu çıkışından, başarısından rahatsız olanlar vardı, en başta devlet rahatsız olmaya başlamıştı. Bunun devamında, yasaklar, tutuklamalar başladı. Fakat bunların hiç biri Âşık İhsani’yi yıldırmıyordu, çünkü o artık sosyalist bir halk ozanıydı.

1960 ile 1980’lerin en baskıcı dönemlerinin hiç susmayan sosyalist ozanı, işçi sınıfının grevlerinde, mitinglerinde, bir Mayıslarda meydanları gümbür gümbür sallayan, yönetenleri kaygıya düşüren sınıfın güçlü ozanı Âşık İhsanı.

Ve, bundan sonra o:

‘’Sorumluyum ben çağımdan/ Düz ovamdan dik bağımdan/ Sömürgeyi toprağımdan/ Sürene dek yazacağım.’’ Diyor. Ve gerçekten çağının sorumluluklarını, işçi sınıfına sunduğu katkılarıyla yerine getirmeye çalışmıştır.

Aşık İhsanı kendi tabiriyle ‘’iki elarabası dosyası istihbarat arşivinde bulunan’’ Ozan, 17 Nisan 2009’da evinde yapılan belgesel çekimleri sırasında aşırı heyecan nedeniyle fenalaştı. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahisi Servisi’ne yatırılan Âşık İhsanı’nın tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanaması geçirdiği belirlendi. 21 Nisan 2009’da sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.

Kaynak: Pir yolu.

Ümit Sağaltıcı

 

 

Share
1568 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • PUTİN-ERDOĞAN SALI ZİRVESİ BÖLGEMİZİ SALLAR MI?

    21 Ekim 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Mehmet Yuva Bir dostum, “Cinsellik saçma bir eylemdir diyen Tolstoy’un 13 çocuk yaptığını öğrendiğimden beri kimseye güvenim kalmadı” derdi. Ancak İmam’a küserek Cami boykot edilmez. Tolstoy’un sözüne itimat etmeyerek topyekûn güven kaybı yaşanmaz. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarını eleştiren Yılmaz Özdil Barış Pınarı operasyonuna ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a destek verdi;  “Başka Türkiye yok. Dik dur, eğilme, yanındayız…Ecevit gibi dirayetli ol canımı ye” mesajıyla taraftar ve muhalif birçok kimseyi şaşırtmayı başardı.&nbs...
  • DÖVME ÇILGINLIĞI

    16 Ekim 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Son yıllarda bir ‘dövme çılgınlığı’ yaşanıyor. Özellikle de kadınların  antik çağlardan beri bilinen bu kendini süslenme sanatı, adeta salgın bir hastalık gibi tüm dünyada hızla yayılıyor. Samandağ’ın bayanları da dövme çılgınlığının önde gidenleri. Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine giderek daha çok insan dövme yaptırıyor. Üstelik sadece kol, bacak, omuz, sırt gibi görünen yerleri de değil, vücutların ‘güneş görmeyen’ bölgeleri de nasibini alıyor dövmeden. İyi güzel de, kiminin modaya uymak, kiminin gerçekten süslenmek ve...
  • BİR DELİNİN AKILLI TAVIRLARI

    16 Ekim 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Mağaracık köyünde dünyaya bir erkek çocuk geldi. Adı Fadıl kondu… Fadıl büyüdü. Askere gitti, askerliğini yapıp memleketine döndü. Memleketine döndüğünde, bir kız beğendi.. Nişan yaptı. Kısa bir nişanlılık döneminden sora evlendi. Fadıl; zaman içinde ruh sağlığı bozuldu.. Doktora gitti geldi, şifa bulamadı. Hastalığı ağırlaştı. Delilik kıyılarında dolaşmaya başladı. Cebinde bulunan demir parayı, deniz kıyısında ki kumsala gömmeye başladı. Yeşerip boy atsın. Para ağacı olsun. Dal budak salsın.,. Meyve yerine para versin. Fadıl da böylec...
  • AYŞE BİNT EBU BEKR!

    14 Ekim 2019 Eğitim, Köşe Yazıları, Yerel

    Çok rol model bir isim vardır: Üstün meziyetler vs, ne derler? -Müminlerin annesi! Bir sürü hadis vs. Fakat... Nedense seçme hadislerdir bunlar! İşlerine geleni anlatırlar... Ben mesela anlatılmayan tarihi gerçekleri hatırlatayım: Neden mesela Hz. Fatıma’nın elinden alınan Fedek Hurmalığına karşın kendisine Bahreyn ve Basrada topraklar verildiğini? Neden mesela Halife Osman döneminde Kufelilere mektup yazdığını, onları yüreklendirdiğini ve sonrasında inkar ettiğini? Neden mesela olaylar sırasında – Umreye gidiyorum- d...