Sohbet Köşesi: Hasan Yavaş İPLİĞİ PAZAR’A ÇIKAN BİR İKTİDAR - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

Ahmet Kaya

SON DAKİKA

Sohbet Köşesi: Hasan Yavaş İPLİĞİ PAZAR’A ÇIKAN BİR İKTİDAR

Bu haber 04 Temmuz 2017 - 9:41 'de eklendi ve 1.218 kez görüntülendi.

 

 

Bir zamanlar ki, eski kültür yaşamımızda, genç kızlar ve kadınlar, evlerde yün, kıl, pamuktan iplik büker, bunları da pazara satmak için götürürlerdi.

Hala Samandağ da Pazartesi günleri kurulan Pazar yerinde hatırı sayılar miktarda bazı el ürünlerini özellikle kış aylarında satmak için Pazar yerinde bir köşede sergilediklerini görürüz.

Yeni yetişen kızların ipliğinin pazarda beğenilip çabuk satılması bir övünç kaynağı olurdu.

Yalana, dolan bulaşırsan ‘ipliğini pazara çıkarırlar.

İpliği pazara çıkarmak deyiminin anlamı ise, yalanı ve kusuru anlaşılmak, foyası meydan çıkmak. ‘’Hilesi hurdası belli oldu. Adı kötüye çıktı’’ anlamında kullanılır.

O söz ipliğini pazara çıkartmak diye bilinir ve anlamı birisinin yaptığı ve başkası tarafından duyulmasını istemediği şeyleri herkesin önünde açıkça söylemesidir.

‘ADALET YÜRÜYÜŞÜ’NDE gördük ki, sosyal olayların ve psikolojisinin, yazılı olmayan harika yasaları var.

Bir fizik, bir kimya, bir biyoloji yasasından öte bir yasa bu. Mesela kendi hayatımız da düşünelim: Gizli kalacağını düşündüğümüz halde gizleyemediğimiz, vicdani rahatsızlığını duyduğumuz işlerimizin huzursuzluğunu yaşamıyor muyuz?

Ve ülkemiz ‘ADALET YÜRÜYÜŞÜ’ ile birlikte bütün dünyanın gözleri önüne serilmiştir.

Ve ülkemizi yöneten siyasi iktidarın toplum yararına, ülke çıkarına  ‘PAZARA SÜRECEK, GÖTÜRECEK’ ne bir ipliği kaldı, ne pamuğu ne çarığı.

Sadece Pazara sunacakları yalanlar, tehditler, açlık, yoksulluk, korku, inanç boyutlu baskılar…

Samandağ da ise senaryo üstüne senaryo yazılıyor. Şahsa münhasır kişiler, hısım akraba, yandaş, Candaş, kandaş paylaşımlar. Para pul kardeşliği, ortalık bulanık tam onların günü.

Ama nafile…

Hele Samandağ da Ası tersine akıyor bilinse de bize göre doğa kanunu tektir, Ası aslında doğru yöne doğru akıyor.

140 bin nüfuslu bu ilçe de Kabile mantığıyla halk yönetilemeyeceğını er ya da geç laik olduğu yere ve çağa gömer.

Gelişmelere bakıp hangisine gülsek, hangisine ağlasak bilmiyoruz doğrusu her yerde insanlık karşıtı kışkırtıcı, yok edici, ezen, çizen durumlar ki, bunları tek tek saymaya gerek var mi?

Ortadoğu körfezinde ‘ it dalaş’ını izlerken bölgede ki bütün musibetlerin baş aktörü Suudi Arabistan ve dayatılan baskı ile hasta düşmüş bıldırcın misali Katar bir mağdur bir mağdur sormayın gitsin.

İçerde ise, iş çok ciddi. Ülkemiz Adalet yürüyüşüne geçti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na destek ve katılım artıyor. Sonuç alınacağına inanan herkes katılıyor.

Bu ADALET yürüyüşü AKP iktidarını ve Recep Tayyip Erdoğan’ı gerdikçe geriyor, ezdikçe eziyor.

Ulusal Kurtuluş Savaşından sonra ülkemiz, iç siyasetinde en gerici bir dönemini yaşıyor. Şimdilik seyrediyor gibi görünse de emperyalizm tehlikesi ile karşı karşıyadır.

AKP iktidarı çok istekli olmasına karşın Osmanlı duşu Ortadoğu için hayal oldu. Eski kazanımlarını(toprak) elde etme hayâlı Akdeniz’e düştüğü çok oldu, o hayalı bitmese de ettirmezler de zaten. Çünkü emperyalizm Türkiye hükümetlerine hiçbir zaman başrol görevi vermez vermemiştir de. Belki arada sırada figüranlık her oyunda bir dördüncü adam rolü adı yok sanı yok sadece görüntüsü olan yoldan geçerken gördüğünüz çalılıklar gibi. Siz bu kadarsınız deniyor.

Bizim Sağcı iktidarlar öylesine bu kıvır zıvır çok da gerekli rolü kapınca emperyalist başkentlerden sanki başrolü oynadığı film ödül kazanmış gibi  bayram ediyor.

Örnek mi, AB girdik giriyoruz diye kızılay’ın ortasında gece boyu havai fişekleri atılmadı mı, Erdoğan BOP- büyük Ortadoğu Projesi eş başakanı deyip gürlemedi mi o günlerde,

2013 yılı 21 Martında Diyarbakır da kutlanmadımı Abdullah Ocalanın mektubuyla birlikte. Kürt sorunu çözüldü, çözdük falan filan diye…

İç siyasette saldığı korku, en eski boyun eğdirme sanatı. ‘’Çocuğun kalbine korku sal ki büyüsün! Halkın kalbine korku sal ki güdülsün! Asinin kalbine korku sal ki pussun! Bir de düşmanların var, sal salabildiğin kadar ki yerle yeksan olsunlar!’’

Ama durum değişti.

Korkmuyor kimse!

Korkaklar zaten hep vardır. Ve bunlar çoğu kez müktedirlerden çıkıyor çünkü onlar korkuyla büyümüşlerdir. Doğaldır ki, ‘’korkuları herkesinkinden daha büyük hale geliyor. Çünkü suçları büyüktür, adaletten korkarlar; hukuksuzlukları kitaplara sığmaz, hukuktan korkarlar; yolsuzlukları dağ olmuştur, hesap vermekten korkarlar; hayatları karanlıktır, aydınlıktan korkarlar; artık kirlidirler, beyazdan korkarlar…

Sesten korkarlar, sesten!

Sözü olan susmalıdır; radyoysa radyo, gazeteyse gazete, televizyonsa televizyon. Karanlığa ışık tutan ne varsa düşmandır.

İtirazdan korkarlar, ‘hayır’ diyebilenin sonu yok edilmektir.

Bu topraklarda alengirli işleri çok olanlar değneksiz gezemez vesselam.

O değnek OHAL’dir, kanun namına kararnamedir, tek adamın emrine amade yargıdır, polistir, ücretli troldür, bindirilmiş kitledir…

Ama gün aydınlanıyor. Güneş ana rahminden çıkıyor, ufukta parlıyor, karlı dağlar da eriyor kar, buzlar sökülmeye başladı, nehirler, ırmaklar coşkun sularla akıyor.

Saldığınız korku pencerenizden kapınızdan geri, size dönüyor.

Artıkça artıyor korkunuz!

Biz ise; güneşi de koyduk yanımıza yürüyoruz. Ülkemizde tıkanan bütün yolları açmak için!

 

 

 

Avatar
Hasan Yavaşdeneme02@hotmail.com