ÜST REKLAM

logo

reklam

SOHBET KÖŞESİ: HASAN YAVAŞ


Hasan Yavaş
deneme02@hotmail.com

hasan yavaşSOHBET KÖŞESİ: HASAN YAVAŞ

BUNLARIN SONU HAYIRLI DEĞİLDİR

Ankara Valiliği, bir ay boyunca güvenlik gerekçesiyle açık alanda gösteri ve yürüyüş yapmayı yasakladı. Gerekçe ‘’ Valiliğimize ulaşan istihbarı bilgilere göre, yasadışı terör örgütlerinin ilimizde eylem arayışı içinde oldukları ve bazı hazırlıklar yaptıkları tespit edilmiştir. Özellikle insanların toplu olarak bulundukları açık ve kapalı alanlarda toplantı, gösteri yürüyüşleri ve benzeri faaliyetlerde eylem yapılmak istendiği tahmin edilmektedir.’’ Ve bu uygulamayı da OHAL kapsamına dayatmaktadır.

Oysa geçtiğimiz pazartesi günü ‘diktatörlük’ anayasa paketinin genel kurula getirildiği ve protesto için meclis kapısına dayanan göstericilerden duyulan rahatsızlıktan kaynaklandığı çok açık.

Ama daha büyük bir protesto gelebileceğinin hesabini yapmıyorlar ille de kan dökülmesini istiyorlar o nedenle de yasak babam diyorlar.

Haklı olmanızı çok isteriz ama biliyoruz ki ne zaman işçiler emekçiler bir hak talep edip yürüyüş düzenleyip protosto etmek istese şiddete, yasağa başvuruyorsunuz.

Toplumda çok büyük bir tepki var bunu kırarsanız, baskıyı ağırlaştırıp, halka anormal davranışlar sergilerseniz herkes varlığının ispatını ister işte o zaman bir iç savaşı tetiklersiniz. Bunu isteyenler var, karışık kuruşuk ortamlara bayılan binler de var, çocuğuna bir dilim ekmek götürmek isteyen sıradan vatandaşta var pişmiş aşa su katıyorsunuz ve bunu yapmayın?

Ameliyat edilecek hastaya ne yapılır?

Anestezi uygulanır?

Uyutulur?

Batıl hevesli büyük bir kesim zaten, en aygın hali baygın. AKP iktidarı geri kalanı da uykuya davet ediyor hafta başından beri CHP de direnişini Cumhuriyet ve Laikliği ve evrensel adaleti savunma çıtasını en tepeye çıkardı.

Diktatör bir Cumhurbaşkanı işbaşında görmenin, iktidarda görmenin, ‘’resmen’’ görmenin ne anlama geldiğini henüz anlayamamış, kavrayamamış binler yüzbinler milyonlar…

Geniş kitleler, ele geçirilmiş gazete ve televizyonlardan yapılan bombardıman yayınlar, propaganda ile bütün bir ülke, uyku hali, CHP’nin TBMM verdiği ciddi sınav’ın ötesine, tepkiler ve protestolar geçmiyor.

Kitleler, ellerinden alınan temel haklar özgürlükler ve hatta yaşama hakkı dâhil onlara nasıl bir cendere olarak geri döneceğini düşünüp bir toplu kalkış henüz meydana, sokağa yansımış görünmüyor.

Oysa bugün masada oturup CHP den beklemenin rahatlığı uyku halini derinleştiğinin bilincinde olmayan kitle?  Bir çözüm bulurlar diye beklediğin o parlamento kendisini neredeyse (işlevsel) feshetmek için canhıraş bir çalışma, çatışma içinde olduğunu görmüyor bilmiyor düşünmüyor.

Oysa görünen ‘’DİKTATÖRLÜK’’ rüyasının, diktatörün bile hayra alamet olmadığı, tüm diktatörlerin sonun trajediyle bittiğini henüz düşünen kimse yok.

200 yıllık demokrasi mücadelesi ile elde edilen kazanımlar, Osmanlı döneminde şekillenen parlamenter siyasi geleneğe dayalı sistemi hep kusurlar barındırdı, sancılı dönemlerden geçti. Ancak yurttaşlarını her zaman demokrasi mücadelesini imkânlı kıldı. Bugün bu elimizden alınmaya çalışılıyor.

Meslektaşım Cumhuriyet Yazarı Ceylan Karandan bir alıntı yapmam icabetti diyor ki Ceylan ‘’ Dünyada parlamenter sistemden başkanlığa örnekleri şöyle bir taradım. Batı’da yok. BBC geçenlerde 20. Yüzyılın ikinci yarısında topu topu Sahraaltı Afrika’sından üç örnek bulmuş. Üçü de derin hüsran. Ghana,Zimbabve  ve Malavi.

Ghana, Atlantik kıyısındaki eski Britanya sömürgesi. 1957’de bağımsızlığını kazanmış ilk Sahra altı ülke. Kabilecilik geleneğini gömmeye çalışan, Pan- Afrikacılığın mucidi Batı eğitimli antropolog başbakan Kwame Nkrumah 1964’te referandumla ülkesini başkanlık sistemine geçirdi, kendisini ömür boyu başkan kıldı. Muhalefeti yasakladı. Güçlü bir idarenin ekonomik ve sosyal gelişmeyi hızla sağlayacağı iddiasındaydı.

1966’da rivayet o ki Ghana’yi Doğu Bloku’ndan  kopartmak isteyen CIA’nin da parmağı olan bir darbe ile devrildi.1972’de ölüp giderken, askeri ve sivil hükümetlerle onyıllarca kendine gelemeyen ülkesi 1992’de çok partili sisteme geçti.

Zimbabve’yi Robert Mugabe ile taniyoruz. Eski Britanya sömürgesi Rhodesia’da 1960’lardaki milliyetçi siyahi hareket üzerinde yükseldi Mugabe. 1980’deki bağımsızlıktan sonra Maoculuk esinli partisi ZANU ile seçimleri kazandı. 1987’ye dek başbakan oldu.

Kanında ‘’reislik’’ vardı, ülkeyi başkanlık sistemine geçirtti. Soğuk savaş’ta antiemperyalist retorikle muhalifleri kıyımdan geçirdi. Toprak reformu, ‘’beyaz sömürgeciler’’ olarak gördüğü çiftçileri demir parmaklılar ardına tıkıp intikam almaktan öte siyahi Afrikalıya yaramadı.

1997’de nufusün  çeyreği HIV’den mustaripti. Başpiskopos Desmonda Tutu’nun deyişiyle o, klasik bir ‘’ Afrika diktatörü arketipi’’. Uzun mücadelelerle 2013’te yetkileri tırpanlandı. Ülke hala yaptırım altında, Temmuzdan beri protestolarla sarsılıyor. 93 yaşındaki Mugabe hala başkan.

Malavi Güneydoğu Afrika ülkesi. O da Britanya mandasından 1960’larda kurtuldu.1963’te Malavi Kongre Partisi ile seçimi kazanan Hastings Banda, üç sene sonra başkanlığa geçti, 1971’de kendisini ömür boyu başkan ilan etti.

Ülkeyi kararnamelerle yönetirken, kendince ‘’ilericiydi’’, kadın hakları ve eğitime önem verdi. Vekilleri tek tek belirledi, muhalefete hacet yoktu. 30 sene hükmetmesinde Batı Blok’unda kalmasının payı eksik değil.1993’te protestoların ardından çok partili sisteme geçit vermek zorunda kaldı, 1994’de ilk seçimde gönderildi. Üç yıl sonra öldü. Malavi bugün dünyanın en azgelişmiş ülkelerinden birisi.’’

Son sözümüz ise; ‘’ Batı medeniyeti de geçmişte ‘’ tek halk, tek devlet, tek lider’’, ‘’ Tanrı bizimle’’, ‘’ İnan itaat et, savaş’’ gibi demagojik sloganlarla kitle tabanı, yığınların gerici önyargıları ve finans kapital destekli faşist otoriter dikta rejimleri üretti.

Demokrasi kültürünün olmadığı azgelişmiş diyarlar da insanları iradelerini tek adamların iki dudağı arasından çıkacaklara hapsetti.

HİÇ BİRİNİN SONU HAYIRLI OLMADI.

 

 

 

 

 

 

 

Share
626 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+3 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • MEMLEKETTE HAK, HUKUK ADALET VAR MI?

    17 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Bu üç kavram varsa, iyi yoldayız, başarı mutlak olacak. Bu kavramları Samandağ ilçesinde arayalım. Bizim ilçede var mı? Varsa, nerede saklanmışlar da bizler göremiyoruz? Ben bu yüce değerleri çok aradım. Merak ediyordum. Bulamadım. Örneğin; Şehir merkezinde bulunan ve davası 1991 yılından beri çözüm bekleyen Park sorununun yasa ve yönetmelik açısından beraber bakalım ‘’İlimiz Samandağ İlçesi Atatürk Mahallesinde kâin 1042,1998 ve 4241 sayılı parseller, Mahkeme kararlarıyla Park olarak ihdas edildi Hatay Valiliğinin 17.10.2018 tarih ...
  • KAPİTALİST SİSTEMDE ONUR, HAYSİYET VE ŞEREF; PARADIR

    15 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan / Sami Aslan İnsanlık Kapitalizm ile birlikte Basit yeniden üretimden (sanayi öncesi antik ve orta çağlardaki tarıma dayanan üretim) Geniş yeniden üretim  ( teknolojik sanayiye dayanan üretim) sistemine geçmiştir. Çok uluslu tekelci şirketler ve Bankalar sistemi olan KAPİTALİST sistem demek, GENİŞ YENİDEN ÜRETİM SİSTEMİ demektir. Geniş yeniden üretim demek yüzbinlerce işçi ile en son teknoloji kullanarak dağlar gibi yığılan matahlar (mallar) üretmek demektir. Dağlar gibi yığılan üretilmiş MATAHLAR’ın milli sınır...
  • ZEYTİNİN TARİHÇESİ VE FAYDALARI

    08 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Zeytin, çok yönlü bir kültür bitkisi olarak, Anadolu mutfak kültüründe binlerce yıldan bu yana birçok alanda kullanılır. Anadolu’da yaşayan eski medeniyetler, zeytin ve zeytinyağını, dini kutsamalarda, nazardan korunmada, birçok hastalığın tedavisinde kullanırlardı. Tüm dinlerde zeytin, bereket, barış, akıl, uzun ömür ve olgunluk gibi simgesel anlamlar taşır. Zeytin ağacı, ağır büyüyen, fakat oldukça uzun yaşayan bir ağaçtır. Gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Üstelik de ömrünü tamamladığında köklerinden yeni bir ağaç filizlenmekt...
  • YEMEĞİN AZI KARAR ÇOĞU ZARAR

    01 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Hz. Muhammed’in şu sözünü hiç aklımızdan çıkarmayalım: “ sofradan tam doymadan kalkınız.” Bu sözün değerini sağlıkçılar daha iyi bilir. Yemek yemekten anladığımız, karnımızı doyurmak anlamında midemizi doldurmaktır. Midelerimizi bir çöp kutusu gibi dolduruyoruz. Doygunluğa ulaştığında yani tam doluluk sağlandığında “doydum” diyoruz. Maalesef bunu destekleyen diğer olgu ise lezzet adı altında damak tadı dediğimiz, yediklerimizin tatlı, ekşi, acı,tuzlu olmasının ön plana çıkmasıdır.M.Ö.106 –M.Ö.43 yılları arasında yaşamış ...