ÜST REKLAM

logo

reklam
05 Nisan 2017

SİZİN ORTAOKULDA MİLLİ GÜVENLİK DERSİNİZE GİREN KOMUTANINIZ OLDU MU?

 

 

90’lardan bile önce bir anda sert bir “Dikkaaaaaayt!” sesiyle ortalık inledikten sonra içeriye üniformasıyla bir yüzbaşı girer. Ders: Milli Güvenlik. Eminim bu ve buna benzer sahneleri çoğunuz hatırlarsınız. İçimizde hafif bir “Aman kıpırdamayayım, ne olacağı belli olmaz.” hissiyle beraber, korku karışmış bir şekilde rütbeleri öğrenmeye başlardık. Her öğrencinin neden rütbeleri bilmesi gerekirdi de akademik unvanları öğrenmesine gerek yoktu, bilemiyorum.  Ben mesela “Doçent” kavramını sonraları öğrendim ama “yıldız”ın ne olduğunu, kaç yıldız olduğunda Tanrı’ya ne kadar yaklaştığını bilirdim.

“Bu konuya neden girdin?” diyecek olursanız sebebi çok basit, özellikle ilköğretimde gerçekten kendi alanında olmayıp başka alanlarda eğitim alıp ama çok alakasız bir alanda eğitim veren öğretmenler var. Mesela Fizik Öğretmeni ama Sınıf Öğretmeni olarak çalışıyor. Ya da Sosyoloji’de eğitim almış ama “Felsefe” eğitimlerine giriyor. Yanlış mı? 30 yıl önce değildi. Ama bugün sonuna kadar yanlış.

Milli Eğitim Bakanlığı 2014’den beri Atama Yönetmeliği’nde hak olarak yer alan “Alan Değişikliği” başvurularını kabul etmiyor.

Başka bir alanda eğitim almış birine kendi alanı dışında zamanında kadro verilmiş olabilir. Elbette bunun onlarca sebebi olabilir; günün ihtiyaçları, çalışmaya mecbur olmak, başka bir iş bulamamak gibi onlarca nedenle öğretmenler kendi alanları dışında bir alandaki eğitmenliğe başvurabiliyor. Ya da öğretmenin çalıştığı alanda ders açılmayabiliyor. Ancak eğer uygun imkanlar varsa ilk yapılması gereken öğretmeni doğru alana geçirmektir.

Alan değişikliği aslında taşların yerli yerine oturmasını sağlayan bir yöntem. Bunu bugün birçok şirket başarıyla uyguluyor. Örneğin muhasebeciye mi ihtiyacınız var, dışarıdan aramak yerine önce kendi şirketiniz içerisinde uygun ve istekli aday var mı, buna bakarsınız. Böylece içeride çalışan da daha mutlu ve motive olur. MEB de bu uygulamayla bir ihtiyaç doğduğunda önce kendi teşkilatı içinde bu alanda uygun öğretmen var mı, yok mu diye bakabilir. Boşalan alana da içeride uygun biri yoksa dışarıdan atama yapar.

Sanırım 21. yüzyıla uygun davranma ve kamunun akışkan prensiplerini çalıştırma vakti geldi. Birçok kişi siyaset, gündem ya da başka şeylerle zihnini meşgul ediyor. Temel değerler elbette önemli ama bence siyaset mikro düzeyde vatandaşının rahatlığını düşünmeli.

Kendi hayatımda devletin büyük planlarından çok “beni bürokraside ne kadar uğraştırdığı”, “çocuğuma eğitim verirken ne kadar doğru adım attığı”, “sağlık, adalet gibi sosyal alanlarda ne kadar başarılı olduğu” ile ilgileniyorum.

Daha da ötesinde devletin gündemi şu anda tamamen “Evet” ve “Hayır”a odaklanmış durumda… Bence “Otizmli”, “Engelli” “Down Sendromlu” ve/veya “Üstün Yetenekli” gibi farklı ama mükemmel çocuklar için özel eğitim olanaklarını artırmaya doğru yapılacak yatırımlara ayrılacak vakit “Evet” veya “Hayır”a odaklanmaktan çok daha önemli. Günü geçirmeye çalışan bürokratlar olduğu gibi, idealist olan ve işini önemseyen bürokratlar da var. Ancak onlarda ellerini yukarıya doğru açıp, “Ne yapabilirim ki?” diyorlar. Hiçbir zaman olamadı ama “Bürokrasi”nin siyasetin rüzgarından kendini koruyacak yeni yöntemlere ihtiyacı var. Olacak mı? Pek sanmıyorum.

Vatandaşının konforunu artırırken yollar, köprüler, inşaatlar faydalıdır; bunu reddedemem ama ben mikro düzeyde “pasaport alırken ne kadar zahmet ettiğimle”, “arabam çalındıktan sonra trafik tescilinden aracı düşürmek için kaç kapı çaldığımla”, “KDV alacağım çıktığında devletten geri alıp alamadığımla” ilgileniyorum. Umarım mikro düzeyde konforu birinci öncelik haline getiren siyasetçilerin devleti yönettiği bir ülkeye, ölmeden önce kavuşabilirim.

Share
656 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+4 = ?