ÜST REKLAM

logo

reklam

SERHAT ÇAKIN’DAN “HAFTALIK” DEĞERLENDİRMELER: 24 KASIM – 01 ARALIK 2018


admin
bereket@prestijbilgisayar.org

 

1- Hükümetin eğitim alanında büyük gelişmeler olduğunu söylemesine rağmen eğitim alanındaki sorunlar günden güne artıyor.

Birçok öğretmenin atamasının yapılmamasının yanında AKP Hükümetlerinin eğitimdeki özelleştirme politikaları ve özellikle yoksul ve dar gelirli ailelerin çocuklarına yönelik imam-hatip okulları dayatması nedeniyle orta öğretim çağındaki 333.000 çocuk örgün eğitimden uzaklaştı.

Bu çocuklar açık öğretime devam ediyorlar.

Bugünün Türkiye’sinde ise,15-29 yaş arası gençlerin % 27’si ise ne eğitim görüyor; ne de çalışıyor.

Kızların % 34’ü ailevi sorunlar, hükümet ve hükümetle ilişkili olarak diyanetin kız çocuklarının evlendirilmesinin teşvik edilmesi politikaları nedeniyle okulu bıraktılar.

Bunun sonucu olarak örgün eğitimden yararlanan ve orta eğitimi tamamlayan kız çocuklarının oranı daha çok düştü.

Bütün bu gelişmeler AKP İktidarının ve sarayın eğitim politikalarının ülkeyi ne duruma getirdiğinin bir göstergesidir.

Tüm propagandalara rağmen AKP ve saray iktidarda olduğu sürece bu sorunlar çözülemez.

Çünkü bugünkü iktidar eğitimi hem parayla alınıp satılan bir meta olarak görüp, sermayenin hizmetine vermektedir; hem de kendisi için güdümlü seçmen ve kullanacağı insanlar yetiştiren ve sermaye düzenini ayakta tutacak hizmetkârlar yetiştirmek istemekte; bunun içinde eğitimi gerici temellere dayandırmaktadır.

*****

2- Selahattin Demirtaş’ın haksız yere tutukluluğu halen sürmektedir.

Son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu tutukluluğu haksız bulup kendisinin serbest bırakılmasını istemesine rağmen Selahattin Demirtaş hukuka aykırı bir biçimde hapiste tutulmaya devam edilmektedir.

Bunun nedeni iktidarın ve sarayın onun içerde tutulmasını kendi çıkar ve politikaları için daha doğru bulmalarında yatmaktadır.

Bu yüzden milliyetçiliği de kullanarak; hatta milliyetçi söylemlerle hareket ederek onu içerde tutmaya devam edecek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı kararı uygulamamak için ellerinden geleni yapmaktan kaçınmayacaklardır.

Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı karar Türkiye için de bağlayıcıdır; Türkiye, bu mahkemenin aldığı kararların bağlayıcı olduğunu geçmişte kabul etmiştir; bundan dolayı uluslararası hukukun gereği alınan kararı uygulamak zorundadır.

Çünkü bu ve benzeri kararlar uluslararası antlaşmalara dayanır; bu antlaşmalar onaylandıktan sonra anayasa hükmünde olup kendisiyle bağdaşmayan, kendisiyle çatışan tüm yasaları ve uygulamaları geçersiz hale getirir.

Sonuç olarak bu kararın uygulanması sadece Türkiye Yönetimi’nin tutumuna değil; aynı zamanda Avrupa Birliği’nin de tavrına bağlıdır.

Avrupa Birliği uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülük konusundaki ısrarını sürdürürse, hükümet tüm isteksizliğine rağmen kararın uygulanması konusunda yargıyı serbest bırakabilir.

Ancak Avrupa Birliği’nin sermaye güçleri AKP İktidarı zamanında Türkiye’de elde etikleri ekonomik çıkarlar nedeniyle hükümetlerinin bu konuda Türkiye’ye fazla baskı yapmasını engelleyebilirler ve Demirtaş hakkında verilecek haksız mahkûmiyet kararına sessiz kalınmasını sağlayabilirler.

Öte yandan hükümet ve saray da bu kararın etkisiz hale getirilmesini sağlamak için yargıya baskı yaparak Demirtaş hakkında hapis cezası hükmün bir an önce verilmesini sağlamaya çalışmaktadırlar.

Bunun yanında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında Man Adası Belgeleriyle ilgili olarak verilen tazminat ödeme hükmü de hukuk ve adalet dışı başka bir karardır.

Bu durum, Türkiye’de hukukun iktidar ve sarayın elinde bir oyuncak haline geldiğini, bir baskı aracı olarak keyfi bir biçimde kullanıldığını göstermektedir.

Bunun anlamı ise hukuk görüntüsü altında hukuksuzluktur.

Ancak Avrupa Birliği bu konuda hükümeti ve devleti sürekli sıkıştıracaktır.

Bu da yeni dönemde dış politikada karşılaşılan sorunları ve sıkışıklığı arttıracaktır.

*****

3- İş cinayetleri bütün hızıyla sürmeye devam ediyor.

Birkaç gün önce Kuzey Marmara Otoyolu’nun Gebze’den geçen kısmında seçimler nedeniyle inşaatların hızlandırılması ve yeterli güvenlik önlemlerinin alınmaması sonucu köprüyol çöktü.

Çöken köprüyolun (viyadüğün) altında kalan beş işçiden üçü ölürken ikisi yaralandı.

Bu olayın basında yer almasından kısa bir süre sonra habere yayın yasağı getirildi.

Bu yasak basın ve medya özgürlüğüne, anayasaya ve anayasanın, ilgili yasaların getirdiği hak ve özgürlüklere tamamen aykırıdır.

Bu uygulamayla iktidar bir yandan demokrasiye aykırı hareket edip, onu fiilen ortadan kaldırıp kendi sorumluluğunun ortaya çıkmasını engellerken; diğer yandan da sermayenin çıkarlarını korumaktan kaçınmamaktadır.

Böylece büyük sermayeye ve tekellere de hizmet etmektedir.

Bu şekilde hükümet ve saray, halkın değil sermayenin, tekellerin hükümeti ve yönetimi olduğunu ortaya koyarken; sermaye düzeninin emekçilerin aleyhine en acımasız bir biçimde sürmesini ve emekçiler üzerindeki sömürüsünü en acımasız bir biçimde sürdürmesini de sağlamaktadır.

Nitekim son 16 yıl içinde iş cinayetlerinde 21.000 işçi hayatını kaybetmiştir.

Öte yandan son dönemde artan iş kazaları sonucu yaralanma ve ölümlerin en önemli nedeni denetimsizlik, taşeron işçi çalıştırma ve işi çabuk bitirme zorunluluğudur.

AKP Hükümetleri uyguladıkları iş politikaları ve ihale sistemleri ile bir yandan sermayenin karlarını önemli ölçüde arttırırken; diğer yandan da iş kazaları ve cinayetlerinin çığ gibi büyümesini sağlamışlardır.

*****

4- Kürt Sorunuyla ilgili olarak ikinci bir çözüm süreci gayrı resmi olarak Norveç’in başkenti Oslo’da yeniden başlatıldı.

Sürecin yeniden başlamasında ABD Yönetimi’nin ve AB’nin önemli bir rol oynadığı bir gerçektir.

Çözüm süreci ile ilgili gelişmeler ve hükümetten bir bakanın HDP’lilere söylediği sözler, bu sürecin iktidar tarafından Kürt oylarını etkilemek amacıyla da kullanılabileceğini akla getiriyor.

Öte yandan çözüm sürecinin yeniden başlamasında en önemli baskının Amerikan Yönetimi’nden geldiği de bir gerçektir.

Amerikan Yönetimi Türkiye’nin kimi isteklerini çözüm sürecinin yeniden başlatılması karşılığında yerine getirmeyi kabul etmiş olabilir.

Bu dönemde hükümetten bir bakanın da Federal Almanya’ya gidip Almanya’nın federal yapısını incelemesi, federal devlet yapısının yakın gelecekte AKP Hükümeti tarafından oluşturulmak isteneceğini ve seçimlerden sonra bunun için çalışmalara başlanacağını ortaya koyuyor.

AKP Hükümeti, yerel seçimler sonuçlanana kadar çözüm süreciyle ilgili bir adım atmayacaktır.

Çünkü böyle bir adım MHP ile olan ilişkileri ve ittifakı zora sokar. Ancak seçimler bittikten sonra ABD’nin etkisi ve baskısıyla çözüm sürecinin yeniden başlayacağı da muhtemeldir.

Bu süreç, HDP’ nin dışında bir süreç olarak yürütülmek istenecek, süreçte Kürtleri AKP’ye bağlı veya AKP’ye yakın bir Kürt Hareketinin sürdürmesi sağlanmaya çalışılacaktır.

Ya da HDP’nin AKP Yönetimi’ne daha uygun bir duruma getirilmesiyle ve HDP’ nin içinde AKP yararına ayıklamalara gidilmesiyle bu süreç yürütülmek istenecektir; çünkü çözüm süreci aynı zamanda emperyalizmin Türkiye’ye dönük bir beklentisidir.

Ancak bu çözüm, Türk ve Kürt Emekçilerinin baskısız ve sömürüsüz bir düzende bir arada yaşamaları düşüncesine değil; sermayenin ve emperyalizmin bölgesel politikalarına hizmet edecek bir çözüm olacaktır.

Bu yüzden de gerçek bir çözüm olmayacaktır.

Öte yandan böylesi bir tutum AKP’nin MHP ile yapmış olduğu cumhur ittifakını da zora sokabilir.

*****

5- İdlip’te Türkiye’nin kontrol ettiği bölgedeki radikal-cihatçı örgütlerin bölgeden ayrılması ve ateşkes kararlarına uyulmasında güçlük çekiliyor.

Bu güçlüklerin giderilememesi ve bu cihatçı grupların kimyasal silahları da kullanmayı sürdürmesi halinde Suriye Ordusu ve Rusya burada askeri operasyona yeniden başlayacaklar.

Esasen Türkiye Yönetimi’nin sorumluluk alarak burada ateşkesi sağlaması kalıcı bir durum değildir.

Çünkü bu bölgedeki cihatçı gruplar tamamen Türkiye’nin kontrolü altında olmadığı gibi, Türkiye Yönetimi de onları uzun süre etkili bir biçimde denetlemekte güçlük çekmektedir.

Önümüzdeki aylarda İdlip’e yönelik Suriye Ordusu tarafından büyük bir operasyon yeniden başlatılabilir.

Bu durumda Türkiye Yönetimi’nin böyle bir operasyona karşı yapabileceği fazla bir şey de olmayacaktır.

*****

6- Fransa’da akaryakıt fiyatlarındaki artışı protesto eden sarı yeleklilerin eylemleri sürmeye devam ediyor.

Polisin müdahaleleri ve tutuklamalara rağmen eylemler şiddetini sürdürüyor.

Ülke genelinde bugün eylemlere katılanların sayısı 31.000’i bulurken, ülke genelinde 582 yol da trafiğe kapatıldı.

Şimdiye kadar 107 kişinin tutuklandığı eylemlerde eylemciler cumhurbaşkanının istifasını ve akaryakıta yiyorlar.

Avrupa’da son yıllarda gerçekleşen en şiddetli eylemlerden biri olan sarı yelekliler eylemi Belçika’ya da sıçradı.

Bu eylemler, yapılan zamlarla artan hayat pahalılığı ve emekçilerin yaşam koşullarında meydana gelen hızlı gerilemenin ileri kapitalist ülkelerde de görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Bunun yanında, neo-liberal, süper kapitalist yönetimlerin ekonomiyi sadece büyük sermaye sahiplerinin yararına yöneten ve bunun için de zorunlu olarak giderek daha baskıcı, otoriter, gerici ve faşizan yöntem ve politikalara başvuran hâkim sermaye sınıfına ve onun hükümetlerine ve yönetim anlayışlarına artan tepkiyi de göstermektedir.

Bu tepkiyle birlikte artık parlamentoların halkın sorunlarına çözüm üreten yerler olmaktan çıkıp, büyük sermaye ve finans-kapitalin istediği yasaları çıkaran yerler olduğu düşüncesi de yayılmaktadır.

Ancak güçlü ve etkili bir devrimci önderliğin olmadığı; ya da toplumsal muhalefetin önderliğini üzerine alıp yönetmediği durumlarda bu tür eylemler düzen içi geçici çözümlerin ve toplumsal bir tepkinin ötesine geçemezler.

*****

7- Rusya ile Ukrayna arasında Karadeniz ve Anzak Denizi’nde gerilim artıyor.

Bu gerilim askeri bir çatışma olasılığını da gündeme getiriyor.

ABD Yönetimi ve NATO’nun bu gerilimden Rusya’dan taviz koparmak ve Ukrayna Yönetimi üzerindeki etkilerini arttırmak için yararlanacakları kesindir.

Öte yandan bu gerilim ABD ve Rusya arasındaki gerilimi de arttırıyor.

ABD Başkanı Trump bu gerilim üzerine Rusya Devlet Başkanı Putin’le yapacağı görüşmeyi iptal ettiğini açıkladı.

Ancak ne ABD ve NATO Ukrayna’yı Rusya’ya karşı fazla kışkırtabilirler; ne de Ukrayna Yönetimi Rusya’yla ciddi bir çatışmaya girebilir.

Şimdilik görünen karşılıklı bir güç denemesidir.

Bu aşamada ABD ve AB Ukrayna’yı Rusya’ya karşı 500 milyon avroluk bir yardımla destekleme kararı aldılar.

*****

8- Türkiye’de yerel seçimlere yaklaşık dört ay bir zaman kalmışken yerel seçimlerde gösterilecek adaylar nedeniyle AKP içinde belediye başkan adayları arasında sürtüşme ve çatışmalar yaşanırken, İstanbul Belediye Başkan Adaylığına aday olarak gösterilmek istenen Binali Yıldırım’ın listesine parti içinden etili çevrelerin itiraz edip listeyi değiştirmek istemesi anlaşmazlıklara yol açtı.

Bu anlaşmazlıklar, İstanbul gibi büyük bir kentin, bir mega kentin kaynaklarını kontrol etme ve bunlardan yararlanma konusundaki çatışmalardan çıkıyor.

Bu yüzden AKP’nin İstanbul Anakent Belediye Başkan Adayı geç açıklandı. Bu durum yerel seçimlerde büyükşehirlerde belediyelere rant kavgasının şiddetini göstermesi bakımından önemlidir.

Öte yandan CHP’nin İstanbul ve Ankara’da sağcı ve sağdan gelen isimleri, aday olarak göstermekte ve bu kentlerin sorunlarını emekçilerin bakış açısıyla çözecek plan ve projelerle seçime gitmemektedir.

Bu durum CHP’nin; hem buralarda istediği başarıyı tam olarak sağlayamayacağını; hem de CHP’nin kapitalist-emperyalist sisteme olan bağlılığının iyice artarak bir sosyal demokrat partinin yapması gereken işleri bile yapmaktan kaçındığını gösteriyor.

Çünkü CHP kendi soluna değil sağına daha fazla bakıyor.

Oysa İstanbul gibi Türkiye’nin en büyük emekçi kenti ile çok sayıda emekçi ve memurun yaşadığı Ankara’da emekten yana çalışmaya önem veren, emekçilere yakın projeler üreten adayların gösterilmesi CHP’nin bu kentlerde gücünü çok daha fazla arttırabilir.

 

 

Share
96 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+3 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • MEMLEKETTE HAK, HUKUK ADALET VAR MI?

    17 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Bu üç kavram varsa, iyi yoldayız, başarı mutlak olacak. Bu kavramları Samandağ ilçesinde arayalım. Bizim ilçede var mı? Varsa, nerede saklanmışlar da bizler göremiyoruz? Ben bu yüce değerleri çok aradım. Merak ediyordum. Bulamadım. Örneğin; Şehir merkezinde bulunan ve davası 1991 yılından beri çözüm bekleyen Park sorununun yasa ve yönetmelik açısından beraber bakalım ‘’İlimiz Samandağ İlçesi Atatürk Mahallesinde kâin 1042,1998 ve 4241 sayılı parseller, Mahkeme kararlarıyla Park olarak ihdas edildi Hatay Valiliğinin 17.10.2018 tarih ...
  • KAPİTALİST SİSTEMDE ONUR, HAYSİYET VE ŞEREF; PARADIR

    15 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan / Sami Aslan İnsanlık Kapitalizm ile birlikte Basit yeniden üretimden (sanayi öncesi antik ve orta çağlardaki tarıma dayanan üretim) Geniş yeniden üretim  ( teknolojik sanayiye dayanan üretim) sistemine geçmiştir. Çok uluslu tekelci şirketler ve Bankalar sistemi olan KAPİTALİST sistem demek, GENİŞ YENİDEN ÜRETİM SİSTEMİ demektir. Geniş yeniden üretim demek yüzbinlerce işçi ile en son teknoloji kullanarak dağlar gibi yığılan matahlar (mallar) üretmek demektir. Dağlar gibi yığılan üretilmiş MATAHLAR’ın milli sınır...
  • ZEYTİNİN TARİHÇESİ VE FAYDALARI

    08 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Zeytin, çok yönlü bir kültür bitkisi olarak, Anadolu mutfak kültüründe binlerce yıldan bu yana birçok alanda kullanılır. Anadolu’da yaşayan eski medeniyetler, zeytin ve zeytinyağını, dini kutsamalarda, nazardan korunmada, birçok hastalığın tedavisinde kullanırlardı. Tüm dinlerde zeytin, bereket, barış, akıl, uzun ömür ve olgunluk gibi simgesel anlamlar taşır. Zeytin ağacı, ağır büyüyen, fakat oldukça uzun yaşayan bir ağaçtır. Gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Üstelik de ömrünü tamamladığında köklerinden yeni bir ağaç filizlenmekt...
  • YEMEĞİN AZI KARAR ÇOĞU ZARAR

    01 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Hz. Muhammed’in şu sözünü hiç aklımızdan çıkarmayalım: “ sofradan tam doymadan kalkınız.” Bu sözün değerini sağlıkçılar daha iyi bilir. Yemek yemekten anladığımız, karnımızı doyurmak anlamında midemizi doldurmaktır. Midelerimizi bir çöp kutusu gibi dolduruyoruz. Doygunluğa ulaştığında yani tam doluluk sağlandığında “doydum” diyoruz. Maalesef bunu destekleyen diğer olgu ise lezzet adı altında damak tadı dediğimiz, yediklerimizin tatlı, ekşi, acı,tuzlu olmasının ön plana çıkmasıdır.M.Ö.106 –M.Ö.43 yılları arasında yaşamış ...