logo

reklam

“ŞEKER FABRİKALARI CUMHURİYETİN KALELERİDİR”

 

ADD Samandağ Şubesi dün Dernek Binasında Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi üzerine açıklamada bulundu Kadınlar günü nedeni ile de anma yapmayı unutmadı.

ADD, şeker pancarı üretiminin hayat damarları koparılırken, GDO’lu tatlandırıcı üreten emperyalist şirketlerin önünün çekildi. Atatürkçü Düşünce Derneği  (ADD) Samandağ Şubesi tarafından gönderilen yazılı açıklamanın okunduğu açıklama ADD Saymanı Hayrettin Arıkan tarafından okundu.

Arıkan konuşmasında, özelleştirme adı altında Cumhuriyetin ekonomik kazanımlarını yok eden AKP iktidarının  bu kez, 14 şeker fabrikasını feda ettiğine dikkat çekti.

İmza Kampanyasının,  12.03.2018 tarihine kadar dernek merkezinde devam edeceğinibelirten konuşmasında Arıkan, İmza atmak isteyen herkesi 0 544 405 77 06 nolu dernek telefonuyla irtibata geçmeye davet etti.

Bu kararın iptali için  imza kampanyası başlattıklarını belirten Arıkan, “3 Nisan ile 18 Nisan 2018 tarihleri arasında yapılacak 3 gurup ihale ile tarımsal sanayinin can damarı ile şeker pancarı üretiminin hayat damarları koparılırken, GDO’lu tatlandırıcı üreten emperyalist şirketlerin önü açılıyor. Türkiye bu girişime karşı, çiftçisiyle, işçisiyle, sendikasıyla, kamyon şoförü ile tüketicisi ile, siyasi partileri ile demokratik kitle örgütleri ile ayakta ve direnmeye kararlıdır. Şeker fabrikaları Türkiye Cumhuriyetinin yol göstericisi Altı Ok’un Devletçilik ilkesinin en güzel ve ilk hayata geçirilen adımlarından biridir. 17 Şubat 1923 günü açılan İzmir İktisat Kongresinde görüşülüp karara bağlanan ekonomik bağımsızlığı da elde etme kararlılığı ve hedefi doğrultusunda, bir yanda özel sektör, diğer yanda kamu girişiminin yarıştığı, birinin gücünün tükendiği noktada diğerinin yardıma koştuğu örnek bir girişimdir. Uşak’ta Nuri Şeker öncülüğünde başlatılan şeker fabrikası ile Alpullu’da devletin başlattığı şeker fabrikaları yaklaşık aynı zamanda bitirilmişi ülkenin en acil gereksinimlerinden biri karşılanırken şeker pancarı tarımında da ilk planlı adımlar atılmıştır. Şeker fabrikaları, tüm ülke coğrafyasına yayılacak şekilde planlanmış ve hayata geçirilmiştir. Pancar bitkisinin özellikleri nedeni ile yüksek rakımlı yerlerde de yetiştirilmeye başlanmış, bu yolla kırsal kesimden kentlere, Doğu’dan Batıya göç engellenmiştir. Zaman içinde dışardan şeker alan ülke, yerini dışarıya şeker satan ülke haline gelmiştir. Şeker fabrikaları aynı zamanda kurulu olduğu kentlerde sosyal ve kültürel hayatı geliştirmiş, yöneticisi ve işçisine vazife evi, sosyal konut, sosyal alanlar, spor tesisleri yaratmıştır.  Türkiye 12 Eylül darbesi sonrasında Cumhuriyet kazanımlarına karşı ağır bir saldırı ile karşılaşmış, siyasal, sosyal, kültürel ve hukuk alanındaki saldırılar ekonomik kazanımlara saldırıya da dönüşmüş ve özelleştirme politikaları tek taraflı propaganda ile benimsetilmeye çalışılmıştır. “Liberalleşme-küreselleşme” diye yutturulan bu politikaların hedefinde gıda sektörü başta olmak üzere üreticiler, “milletin efendisi” köylü yer almıştır. Batı ülkelerinde devlet desteklemesi ile üretimini artıran tarım sektörü, artan stoklarını tüketmek için yollar ararken çözümü az gelişmiş ülkelerin tarım ve tarımsal sanayini çökertmede bulmuş, bu nedenle tarıma ve hayvancılığa desteğin kaldırılmasının propagandası yoğunlaştırılmıştır. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin arkasında emperyalist tekellerin 20 yıla varan “kararlı” ve hain mücadelesi vardır. Emperyalizme verilen sözler yerine getirilmektedir. Şimdi özelleştirilmek istenen şeker fabrikaları konuta, AVM’lere dönüştürülecek, üretim merkezlerinin yerini tüketim tapınakları alacaktır. Ülkede yıkıma uğrayan şeker sektörünün yerini ise GDO’lu tatlandırıcılar alarak Türk halkı doğacak hastalıklarla ilaç tekellerinin insafına terk edilecektir. Türk halkı bu yıkıma izin vermeyecektir. İşçisiyle, sendikasıyla, çalışanlarının aileleri ile, pancar üreticisi ile, tüketicisiyle, siyasal partisiyle, demokratik kitle örgütüyle direnecek ve Cumhuriyetin bu ilk ekonomik kalelerini emperyalizmin insafına terk etmeyecektir” şeklinde konuştu.

Eş zamanda ADD Şube Başkanı Atiye Sönmez Erdoğdu’nun “Atatürk ve Kadın Hakları” konulu açıklamasını okudu. 

Erdoğdu açıklamasında, “Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!

Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.”

Ve yine,

‘’Vatandaşın en büyük hakkı seçim ve en büyük vazifesi de askerliktir.’’ Diyerek Japonya, İtalya ve Fransa dahil birçok Avrupa ülkesinden önce, 1934 yılında Türk Kadınına Seçme ve Seçilme hakkını vererek eşit yurttaş, eşit birey olma vasfını hediye etmiştir.

Atatürk’ün düşünceleri tutarlı bir bütün oluşturur. “Kadın”ın hakları ve toplumdaki yeri ile ilgili görüşleri de bu bütünün parçasıdır. Atatürk, hayatında başka hiçbir hizmet yapmamış olsaydı, sadece kadınları, “ akla ve vicdana aykırı bir durumdan kurtarma “ yolundaki düşünceleri ve başarılarıyla, Türk tarihinde olduğu gibi, insanlık tarihinde de şerefli bir yerin sahibi olurdu.

Kasım 1938’de, Atatürk’ün ölümü üzerine yayınladığı bildiride Hindistan Kadınlar Birliği, O’nu, “Kadın haklarının tarihi boyunca gelmiş en büyük savunucularından biri” ilân etmişti. Bu değerlendirmenin ne kadar yerinde olduğunu anlamak için sadece tarihe göz atmak ve Türkiye dışındaki islâm ülkelerinde hüküm süren durumla Türkiye’deki şartları karşılaştırmak yeterlidir.

Bu sebeple her alanda olduğu gibi “Kadın Hakları “ alanında da en büyük devrimci olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzü minnet ve saygıyla anıyor, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor, Eşit birey, Eşit Yurttaş olma yolundaki Haklı mücadelemizde yolumuz açık olsun diyoruz” dedi.

Haber-Foto: Ümit Sağıltıcı

 

Share
243 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+9 = ?