“SAMANDAĞ'IN YETİM ÇOCUKLARI” - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

ankara escort

Şişlide Gece Hayatı

şişli escort

bahistapot.comekbonus.comlinkegit.com

sanal ofisweb tasarım ankaraistanbul travestileri
SON DAKİKA

“SAMANDAĞ’IN YETİM ÇOCUKLARI”

Bu haber 09 Eylül 2016 - 10:11 'de eklendi ve 203 kez görüntülendi.

İlçemiz eğitimcilerinden İlker Kaptan; özelinde ilçemiz, genelinde Türkiye’nin kangrenleşmiş sorunlarından biri olan yurtdışı işçiliğine değinen bir makale kaleme aldı. İnsanın bam teline dokunan makalesinde gurbetçilerimizin yaşadığı mağduriyetleri dile getirirken, memlekete dönüldüğünde ayrıca mağdur olunduğuna işaret etti.

12729015_467299690128128_8354482217624399266_n

Eğitimci Kaptan, makalesinde; “Bu topraklarda doğuyor ve tabiri caiz ise doğar doğmaz yetim kalıyoruz. Yurtdışı işçiliği aslında sadece ilçemizin problemi değil; toplumumuzun derdi, hüznü, özlemi oluyor ve her zaman bir yanımızı eksik bırakıyor.

“Genç”, belli bir yaşa geldiğinde hayatta ayaklarının üstünde durabilmek kendi geleceğini, ailesini kurabilmek için hazırlıyor valizini. Kültürünü tanımadığı, yaşantısını hiç bilmediği o çöllerde ekmeğini çıkarmak için gidiyor; aklındaki yüzlerce soru ve tereddütlerle. Tek tesellisi orada tanıdık birilerine denk gelebilme ihtimalinin çok yüksek olması. Gencin yüreğine su serpen bu durum aslında bu hasreti çeken ailelerin ne kadar çok olduğunu gösteriyor bizlere.

Ailesini ve kendisini ele güne muhtaç bırakmamak için, gidiyor. Gittiği yerde ilk önce kefil denen kişiyle tanışıyor. Orada yaşayacağı tüm zorluklar haricinde hayatının işte bu şahsın (kefilin) iki dudağının arasında olduğunu da biliyor önceden Arabistan’da çalışan arkadaşlarından dinlediği kadarıyla. Anne, Baba, kardeş, dost özlemiyle o sıcaklarda başlıyor çalışmaya gencimiz. Hiçbir sosyal güvencesi olmadan üstelik doğru dürüst bir hakkı bulunmadan. Kim bilir her an bir iftiraya kurban gidebilir ya da gençliğinin vermiş olduğu bir hatasından dolayı çok ağır bedeller ödeyebilir. Tüm bunlara rağmen sevmese de oraları çok özlese de buradaki dostları içine gömüyor tüm duygularını.

Şikayet etmeden çalışmaya devam, devam, devam… Yıllar geçiyor gencimiz artık bir yetişkin. Bu zamana kadar çalışıp (tabii her şey yolunda gitmişse) biriktirdikleriyle bir ev sahibi olmuşsa ne mutlu. Ara ara geldiği memleketinde her seferinde Anne ve Babasının daha bir yaşlandığını, kardeşlerinin şahit olamadığı gelişimini şaşkınlıkla karşılıyor çünkü hayat (bu topraklarda yaşayan hepimiz) ona filmin her saniyesine ortak olmasını sağlayamadı.

Evleniyor, eşiyle 2 ay gezip, dolaşıyor. Sonra tekrar ayrılık. Bu sefer biraz daha zor oluyor. Aile, dost özleminin yanına bir de eşinin özlemini yüklüyor zaten yorgun olan duygu ve düşüncelerine. Artık daha çok çalışmalı çünkü çocukları da oluyor. Haliyle yükü daha bir artıyor. Bir zamanlar kendi geleceğini kurtarmak için gittiği o çöllerde yılmadan, belki de daha çok saat çalışmalı ki çocuklarına en güzel olanakları sağlamalı. Tabii yine ara ara gidiş ve gelişler. İçi “Bensiz büyüme çocuk” dese de çocukları onu bekleyemiyor, büyüyorlar büyüyorlar…

Hem de en güzel zamanlarında, bir babanın çocuğunun yanında olması gereken en önemli zamanda; Babalarının hayatta verdiği emeğe ortak olmadan, büyüyorlar.

“Hep bir tarafımız eksik kaldı. Toplumumuzun hemen hemen yarısı bu ayrılığı ve hasreti yaşadı. Evet, yurtdışı işçiliği toplumumuza maddi olarak çok şey kazandırdı ancak manevi olarak çok şey kaybettiğimizi düşünüyorum.”

“Gencimiz” 25 – 30 yılını yurtdışında geçirip bir daha dönmemek üzere topraklarına dönmek ister. Ancak temelli dönerse burada geçinebileceği bir maaşı ya da işi olmalı. Bunca yıl çalışıp emeklilik hakkından yararlanmak ve hayatının geri kalanında biraz rahat bir nefes almak için emekli olmak ister. Yıllarca bu ülkeye Döviz kazandırmış bir emekçidir artık. Emekliliği de hakketmiştir. Gel gör ki emekli olacağında yurtdışında geçirdiği süreyi  hiç yaşamamış, emek vermemiş gibi kendisini borçlandıran bir düzenle karşılaşır.

“İşte yurtdışı emekçilerimize yapılan en büyük ayıplardan bir tanesi budur. Bu toprakların kendisine iş, aş, güvence sağlayamamasından ötürü. Hemen hemen  tüm  hayatını  o çöllerde, zor koşullarda geçirmek zorunda kalıp, oralarda ödediği bedeller yetmezmiş gibi bir de kendilerine burada bedel ödetiliyor.

Soruyorum tüm yetkili kişilere:

Vatandaşınızın doğduğu topraklarda iş bulamamasının bedelini kim ödemeli?

Vatandaşınız; kültüründen, ailesinden, dostlarından uzak kalarak onca yıl zor koşullarda çalışarak zaten bedel ödemiş olmadı mı?

Samandağın yetim çocukları olduk çoğumuz. En ihtiyaç duyduğumuz anda Babamız yoktu yanımızda. Hasret dinmedi hiç içimizden, ömür boyu sürdü.”

“Gencimiz” artık yaşlanmıştır. Emekli olup kalan zamanını ailesiyle,dostlarıyla, büyüdüklerine şahit olamadığı çocuklarıyla geçirmek ister. Onun için yurtdışında ödediği bedeller üstüne burada da bedel ödemeyi kabul eder. Gel gör ki hayatta ayaklarının üstünde durmak için ve bu topraklarda iş bulamadığı için bu sefer çocuğunu yolcu eder gurbet ellere…

Dedim ya, bu hasret ömür boyu sürer diye” ifadelerine yer verildi…