ÜST REKLAM

logo

reklam
31 Ağustos 2016

SAKIN BİR DAHA KANDIRILDIK DEME ÇÜNKÜ İNANIRIM


Av. Ali Beyaz
deneme17@hotmail.com

FETÖ ile ilgili olarak AKP’li siyasetçilerin “kandırıldık” masalından çok; daha birkaç hafta önce AKP ile aynı çizgide olduğunu (daha komik bir tabirle AKP’nin kendi çizgilerine geldiğini) iddia eden Ulusalcıların kandırılma hikayesini işleyeceğim bu hafta.

Bu sefer nasıl kandırıldıklarına girmeden önce 10 Ağustos 2016 tarihli “UTANACAKSINIZ” başlıklı yazımdan ufak bir alıntı yapmak istiyorum: “Utanacaksınız, yakındır utanacaksınız. Gün gelip mevcut iktidar yine ABD ile aynı saflarda yer alınca utanacaksınız. ABD karşıtı olmalarının geçici bir durum olduğunu farkedemediğiniz yada farkedip de bilmezden geldiğiniz için utanacaksınız. Hiç inandırıcı olmasa da sizle aynı çizgiye geldiklerine “inanmak istediğiniz” için utanacaksınız.” Yine aynı yazımda kurmuş olduğum şu cümleyi de tekrardan hatırlatmak isterim: “Bu yazımın yazılış amacı tamamen ileride “bakın ben sizi daha o günlerden uyarmıştım” diyebilmek.

Gelelim Ulusalcıların kandırıldığı noktaya. Suriyedeki son gelişmeler malumunuz. Rusya ile yaşanan uçak krizi sonrasında Suriye’ye ilk kez müdehale ettik. Rusya ile aramızın düzelmesinin akabinde Ulusalcı çevreden birileri gidip Suriye’nin seçilmiş lideri ESAD ile hükümet adına görüştüklerini, hükümetin çok yakında ESAD ile arasını düzeltmek adına hamlelerde bulunacaklarını iddia etmişlerdi. Kanallarında, söylemlerinde de Türkiye’nin artık ESAD’ın karşısında değil yanında yer alacağını tekrar tekrar dillendirmişlerdi. Yerel basında da şu an emekli olan bazı Ulusalcı kalemler de Türkiye-esad yakınlaşmasının yakın bir zamanda kaçınılmaz olduğunu kaleme almışlardı. Peki gerçekten de öyle mi oldu?

Tabi ki hayır. Türkiye, Suriye müdahalesi ile daha çok ÖSO’nun başı çektiği muhalif olarak tabir edilen ve meşru ESAD yönetimi ile de mücadele eden (ki asıl kuruluş amaçları da ESAD yönetimi ile mücadele etmekti zaten) gruplarla “şimdilik” IŞİD ve PYD ile mücadele etmekte. Tabi bölgedeki

diğer güçler olan Rus ve Amerikalıların da ortak düşmanı IŞİD zaten. O yüzden IŞİD’e yaptığımız müdahaleler şu an için desteklenmekte. Peki ya PYD’ye yapılan müdahaleler?

ABD’nin uzun zamandan beri Akdenize uzanan bir Kürt koridoru hedeflediğini biliyoruz ya da daha gerçekçi tabirle şüpheleniyoruz. Dolayısıyla Koridorun iki yakasını bağlamak adına, arada kalan IŞİD’in temizlenmesi gerektiği gibi PYD’nin de desteklenmesi şart. İşte bu noktada ABD ile çıkarlarımız ters düşmekte. Bakalım kısa ve uzun vadede ABD’nin bu duruma tepkisi ne olacak.

ABD’ye rağmen ülkemiz için tehlike arz eden PYD vuruluyor ne güzel. Peki AKP ile aynı çizgide olduklarını iddia eden hatta daha komik bir tabirle AKP’nin kendi çizgilerine geldiğini iddia eden Ulusalcılar nerede kandırıldılar? Büyük resmi gördüğünü iddia eden ve kendileri veya fikirleriyle ilgili en ufak eleştiride bile bulunanları aşağılamaktan geri kalmayan bu dostlarımız Türkiye’nin ESAD karşıtı muhaliflerin değil bizzat ESAD’ın yanında yer alacaklarına inanmaktaydılar. Çünkü müstakbel iktidar ortaklarına, ellerimizi kanatırcasına, nefessiz kalırcasına yaptığımız bütün uyarılarımıza rağmen çok fazla güvenmişlerdi.

Belkide kandırılmamışlardır. Onlar da meşru Suriye yönetimi olan ESAD yönetimini yıkmak üzere kurulmuş ÖSO önderliğindeki muhaliflerin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorlardır, bilemiyorum.

Durum bu ey dostlar. Eğer bir Ulusalcı çıkıp hala mevcut iktidarın kendi çizgilerine gelip ESAD ile anlaşmaya varacaklarını iddia ederse kulağına eğilip şu cümleleri fısıldayın: “Dostum ÖSO ile ortaklığınız hayırlara vesile olsun.”

Nasıl var mı bir utanma bir omurga hissiyatı ulusalcı kardeşlerim? Gerçekten merak ediyorum…

 

 

Share
1013 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+2 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ZEYTİNİN TARİHÇESİ VE FAYDALARI

    08 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Zeytin, çok yönlü bir kültür bitkisi olarak, Anadolu mutfak kültüründe binlerce yıldan bu yana birçok alanda kullanılır. Anadolu’da yaşayan eski medeniyetler, zeytin ve zeytinyağını, dini kutsamalarda, nazardan korunmada, birçok hastalığın tedavisinde kullanırlardı. Tüm dinlerde zeytin, bereket, barış, akıl, uzun ömür ve olgunluk gibi simgesel anlamlar taşır. Zeytin ağacı, ağır büyüyen, fakat oldukça uzun yaşayan bir ağaçtır. Gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Üstelik de ömrünü tamamladığında köklerinden yeni bir ağaç filizlenmekt...
  • YEMEĞİN AZI KARAR ÇOĞU ZARAR

    01 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Hz. Muhammed’in şu sözünü hiç aklımızdan çıkarmayalım: “ sofradan tam doymadan kalkınız.” Bu sözün değerini sağlıkçılar daha iyi bilir. Yemek yemekten anladığımız, karnımızı doyurmak anlamında midemizi doldurmaktır. Midelerimizi bir çöp kutusu gibi dolduruyoruz. Doygunluğa ulaştığında yani tam doluluk sağlandığında “doydum” diyoruz. Maalesef bunu destekleyen diğer olgu ise lezzet adı altında damak tadı dediğimiz, yediklerimizin tatlı, ekşi, acı,tuzlu olmasının ön plana çıkmasıdır.M.Ö.106 –M.Ö.43 yılları arasında yaşamış ...
  • HUBRİS (KİBİR) SENDROMU HASTALIĞI

    24 Haziran 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler

    Genelde siyasetçilerde görülen bu hastalık “tanrısal ego” olarak da biliniyor. İlk kez, Psikiyatrist David Owen ve Jonathan Davidson tarafından dile getirilen bu sendrom, 2010 yılında tıp dünyasının önemli dergilerinden biri olan Brain’ de yayınlanmış. David Owen ve Jonathan Davidson’a göre  sendrom bir “güç zehirlenmesi”dir.  Diktatörler, “hubris Sendromu”na özel bir eğilim taşırlar.  Demokratik ülkelerde, tekrarlayan seçim zaferleri liderlerin Hubris Sendromu hastalığına yakalanma olasılığını arttırıyor. Bu has...
  • KAPİTALİST UYGARLIĞIN FELAKETLERİ

    17 Haziran 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Eğitimci - Sami ASLAN Karl Marks,19.yy’da kapitalizmin insanlığın başına getireceği felaketlerin farkındaydı. Marks, toplum yaşamının ekoloji merkezli olması gerektiğini düşünmüş, doğanın özgürleşmesini savunmuş ve insanın doğadaki güzellik yasalarını gereğince üretmesi gerektiğini savunmuştur. O günlerden doymak bilmeyen kapitalist üretimin, insan ile doğa arasındaki yabancılaşma ve çatışmayı had safhaya çıkaracağını görmüş, bu durumu tersine çevirmek için öncelikle insanlar arasındaki ilişkilerin doğru bir yöne dönüştürülmesi gerektiğini ...