ÜST REKLAM

logo

reklam

POPÜLER DİYETLER NE KADAR SAĞLIKLI?

DİETA Beslenme ve Diyet Merkezi sahibi Diyetisyen Deniz Selen Vahapoğlu merak edilene cevap verdi;

Baharın gelmesiyle birlikte medyada diyet reçeteleri furyası başladı, yüzlerce diyet örneği havada uçuşuyor.  Bugün popüler olan “Dukan”, “Alkali”, “Karatay” ile “Atkins” diyetleri ve sonuçlarını dün DİETA Beslenme ve Diyet Merkezi sahibi Diyetisyen Deniz Selen Vahapoğlu ile konuştuk.

Diyetisyen Vahapoğlu, ‘İnsanların estetik kaygılarını, minimum çaba ile daha iyi görünme ve daha iyi hissetme zaaflarını bilen kişilerce ticari amaçla piyasaya sürülmüş, bilimsel dayanağı olmayan, kısa ve uzun vadede kiloyu ve sağlığı olumsuz etkileyen moda diyetler, çoğu kişide kilo kaygısının artmasına, hatalı diyetlerin yaşam tarzı haline gelmesine yol açmaktadır’ dedi.

Konuşmasına, ‘bu diyetlerin çoğu düşük kalori içerdiklerinden uygulandığında kişileri zayıflatabilir ancak bu diyetlerle genellikle devamlılık sağlanamaz ve diyetin bırakılma durumunda kilo alma olur’ diyerek devam eden Diyetisyen Vahapoğlu,” Bilimsel kanıt desteğine bakılmaksızın popüler medya aracılığı ile bu tür beslenme önerileri okuyuculara-izleyicilere ulaşabilmektedir. Günümüzde medyada yer verilen ve bireylerin oldukça ilgi gösterdiği moda diyetlerin sağlık üzerindeki etkilerini sizlere sunacağım”dedi..

YÜKSEK PROTEIN – DÜŞÜK KARBONHİDRATLI DİYETLER

Diyetisyen Vahapoğlu, “İsveç, Dukan, Karatay, Atkins diyetleri protein ağırlıklı diyetlerden bazılarıdır. Sağlıklı bir diyette alınan enerjinin %55-60’ı karbonhidratlardan %12-15’i proteinlerden %25-30’u yağlardan karşılanmalıdır. Bu tarz diyetlerde ise yüzdeler şu şekildedir:

Karatay: %15 karbonhidrat %21 protein %64 yağ

Dukan: %16 karbonhidrat %25 protein %59 yağ

Atkins: %31 karbonhidrat %27 protein %42 yağ

Diyette protein miktarının artırılması ve azaltılmasının zayıflamaya etkisi konusunda araştırmalar yüksek proteinli diyetle daha fazla ağırlık kaybı olduğu göstermiş olsa da kısa dönemde hızlı kilo kaybı sağlasa bile uzun dönemli etkileriyle ilgili çalışmalar bu diyetlerin sağlığı olumsuz etkilediğine işaret etmektedir.

-Yüksek protein ile birlikte artan yağ ve kolesterol alımı, kan kolesterolünü yükseltir ve damarlarda birikerek damar sertliğinin oluşmasına neden olabilir. Yapılan bir çalışmaya göre uygulanan yüksek protein-düşük karbonhidratlı diyetler artan kardiovasküler hastalık riski ile ilişkilendirilmiştir. Başka bir çalışmada ise bu diyetlerin kalp damar rahatsızlıklarından kaynaklanan ölümlerle sonuçlandığını göstermiştir.

-Proteinlerdeki azot grubu karaciğerde üreye dönüşür. Oluşan üre böbreklerden idrarla dışarı atılır. Aşırı protein alımında bu süreçlerin gerçekleşmesi için karaciğer ve böbrekler aşırı çalışmak zorundadır. Yüksek proteinli diyetlerin karaciğer ve böbrek üzerindeki etkilerini inceleyen bir çalışmaya göre kısa süreli yüksek protein diyeti uygulamasında karaciğer ve böbrek dokularında izlenen yapısal hasarların yaşla birlikte artarak devam ettiği görülmüştür. Bu bulgular ışığında karaciğer ve böbrekte yapısal düzeyde belirgin hasara neden olduğu görülen bu tarz diyetlerin uygulanmasının sağlık açısından oldukça sakıncalı olduğu kanısına varılmıştır.

-Yüksek proteinli diyetin alınması durumunda fosforun da yüksek alınması kaçınılmazdır. Aşırı fosfor alımıyla oluşan asit yükünün tamponlanması için kemiklerden kalsiyum çekilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Böylelikle idrardan fosfor ile birlikte kalsiyumda atılmaktadır. Aşırı protein alımı osteoporozis (kemik erimesi) için risk faktörü sayılmaktadır.

-Düşük karbonhidratlı diyetlerin meyve, sebze ve diyet lifi açısından önerilenlerden eksik kaldığı bunun da uzun dönemde kanser riskini artırabileceği belirtilmiştir. Yapılan bir çalışmada hayvansal proteinlerce zengin bir diyetin (Karatay, Dukan gibi) pankreas kanseri riskini arttırdığı sonucuna varılmıştır.

-Düşük karbonhidratlı diyetlerdeki hızlı kilo kaybı vücut suyunun azalmasına bağlıdır, birkaç gün sonra ya da diyet bırakıldığında bu kilo geri alınır. Ya da verilen kilolar uzun dönemde kas kaybıdır. Fakat dengeli ve sağlıklı beslenmede asıl istenen yağdan kilo verilmesidir.

-Düşük karbonhidratlı diyetler az miktarda meyve, sebze ve tahıl grubu içerdiğinden yeterli vitamin ve mineral içermez. Bu diyetlerin sürdürülmesi belli vitamin mineral eksikliğine sebep olacaktır. Ayrıca bazı vitamin ve mineraller ise miktarda alınacağından toksik etki görülme riski vardır.

-Yapılan çalışmalarda yüksek proteinli diyetlerle gastrointestinal (mide-bağırsak) problemlerinin önemli derecede arttığı rapor edilmiştir.

-Ruh hali ve bilişsel fonksiyon üzerine uzun dönem etkilerinin araştırıldığı çalışmada yüksek proteinli diyetin ruh halini olumsuz etkilediği belirtilmiştir.

-Düşük karbonhidratlı diyetlerin; kan şekeri düşmesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uykusuzluk, bulantı, susama, güçsüzlük ve yorgunluk gibi yan etkileri olabilmektedir”dedi.

KARBONHİDRAT VE PROTEİNLERİ AYIRMA DİYETİ

‘Bu diyette ekmek ve diğer tahıl ürünleri, sebze ve meyveler karbonhidrat; et, tavuk, balık protein grubuna girmektedir’ ifadeleri ile karbonhidrat ve proteinleri ayırma diyetini konuşan Diyetisyen Vahapoğlu,  “Et verilen öğünde ekmek ve tahıllardan yenmemesi, onların günün diğer öğünlerinde yenmesi önerilmektedir. Böyle bir önerinin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Et, tavuk, balık gibi besinlerde karbonhidrat yok denecek kadar azdır. Tahıl ürünleri ise sadece karbonhidrat değil aynı zamanda protein de içerir. Protein, vücudun doku yapımında kullanılan önemli bir besin ögesidir.

Öğünde sadece protein alınıp karbonhidrat yeterli alınmazsa bu önemli besin ögesi doku yapımına katılmak yerine enerji yapımında kullanılır. Ayrıca protein yıkım ürünü olarak ortaya çıkan azotun üreye dönüştürülmesi için karaciğere ve üreyi atan böbreklere gereksiz yük bindirilmiş olur. Tahıllar, vücudumuz için mutlaka alınması gereken ve bu nedenle elzem dediğimiz aminoasitleri sınırlı miktarda içerirler. Sadece tahıl tüketilen öğünlerde ise elzem aminoasitler yeterli miktarda alınmadıkları için büyüme, yenilenme, bağışıklığı güçlendirme gibi önemli işlevi olan proteinin yapım hızı yavaşlar.

Sağlıklı diyette her öğünde besin çeşitliliği sağlanmalı; karbonhidrat, protein ve yağ dengeli olarak alınmalıdır.”dedi.

KAN GRUPLARINA GÖRE BESLENME

‘Kan grubuna göre beslenmede tüm grupların yasaklı yiyecekleri, tolere edebilecekleri ve hiç tüketmemeleri gerekenler vardır’ diyen Diyetisyen Vahapoğlu, “Bu konuyla ilgili yeterli çalışma olmamakla birlikte insanları yalnızca kan grubuna göre sınıflayıp diğer tüm metabolik farklılıkları göz ardı etmek doğru bir yaklaşım değildir. Bu diyetin hiçbir analiz ve hesaplama içermemesi, bireye özgü beslenme modelini sağlamakta yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Ayrıca bazı kan gruplarının diyetlerinden çıkarılan süt ve süt ürünleri, kuru baklagiller, yumurta gibi önemli besinlerin alternatifleri bulunmamaktadır. Bunlar yerine ulaşılması zor, beslenme kültürümüzde yer almayan besinler eklenmektedir”dedi..

ALKALİ DİYET

Yiyeceklerin alkali içeriğini belirleyen başlıca unsurların kalsiyum, magnezyum, potasyum olduğunu hatırlatan konuşmasında Diyetisyen Vahapoğlu, “genel olarak söylerse hayvansal gıdalar ve tahıllar asit, sebze ve meyveler alkali oluşturan gıdalardır. Yağlar ise nötrdür. Alkali diyet savunucularına göre asit yiyecekleri daha fazla yersek vücudumuzun pH’ı asit tarafa kayar ve şişmanlık, kanser, diyabet, hipertansiyon kas ve kemik erimesine kadar birçok hastalığa maruz kalabiliriz. Alkali diyet ise bu hastalıklardan korunmamızı sağlar.

Asit yiyecekler tükettiğimiz zaman idrarımızın asidik olması doğrudur ama böbreklerimiz düzgün çalıştığı sürece kanımız alkali düzeyde pH 7.35-7.45) kalır. Alkali yiyecekleri fazla tüketmek geçici olarak kan pH’sını etkileyebilir. Ama savunma sistemleri bunu hemen düzeltir. Ayrıca idrarı alkali yapmak için fazla karbonatlı su tüketmek mide ve barsak rahatsızlıklarına yol açabilir.

Alkali diyetin hızla kilo verdirdiği iddia edilmektedir. Bu konuda yapılmış bilimsel bir araştırma bulunmamaktadır. İnternetteki alkali diyet siteleri yağ dokusunun vücuttaki fazla asidi emerek nötralize ettiğini, bu nedenle de fazla asidik gıda almanın etkilerini azaltmak için yağ dokusunun kalınlaştığını ve şişmanlığa yol açtığını iddia etmekteler. Fakat yağların asit tamponlaması gibi bir özelliği bulunmamaktadır. Peki alkali diyet yapanlar nasıl zayıflamaktadırlar? Alkali diyet yapanlar tahıllı gıdaları iyice azaltmaktadırlar. Bu nedenle insülin seviyeleri düşmekte ve yağ depoları azalmaktadır. Fakat diyet, vücut yapısı için önemi büyük olan proteinler açısından ve karbonhidratlar açısından eksik kalmaktadır.

Kalorisi çok azaltılmış açlık diyetleri, tek bir besini tüketerek uygulanan diyetler vb. daha birçok diyet bulunmaktadır. Bu tarz beslenme önerilerinin çoğunluğu bilimsel veriye dayanmamaktadır. Hızlı kilo kaybı sağlamasına rağmen uzun süreçte vücuda olumsuz etkileri olmaktadır.

Bu diyetler bırakıldıklarında çoğunlukla verilen kilolar fazlasıyla geri alınmakta ve yeni diyete başlama zamanında kilo vermek daha da zorlaşmaktadır. Metabolizma hızı yavaşlamaktadır. UNUTMAYALIM, diyet bireye özgü olmalıdır! Sağlıklı zayıflama diyetleri vücut kompozisyonuna uygun, besin öğeleri dengeli ve yeterli, hastanın ağız tadını bozmayacak şekilde, sosyoekonomik durumuna uygun, yaşam tarzına adapte edilmiş şekilde ve esnek olmalıdır. Sağlıklı ağırlık kaybı haftada ortalama 0.5-1 kg’dır(ayda 2-4 kg ). Sağlıklı beslenmeyi öğrenip alışkanlık haline getirerek hayat boyu katı diyet yapmaya gerek kalmadan ideal vücut yapısını korumak mümkündür” vurgusu yaptı.

 Haber-Foto:Ümit Sağaltıcı

 

Share
566 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+2 = ?