ÜST REKLAM

logo

reklam

ÖFKE YUMRUKLARA SIĞMIYOR


Hasan Yavaş
deneme02@hotmail.com

hasan-yava_-297x300

SOHBET KÖŞESİ: HASAN YAVAŞ

ÖFKE YUMRUKLARA SIĞMIYOR

Bizim ülkemiz gibi memleketlerde bireylerin olduğu kadar toplumlar da çaresiz kalabiliyor. Normal koşullarda sağlanmayan akıl birliktelikleri- Dayanışma böylesi zamanlarda bir araya geliniyor, küçük grupçuklar şeklinde bir araya gelinir, gelinir de ne olur?

‘’ Sınıflar mücadelesi sadece iki karşıt sınıfın tarihsel ve toplumsal hesaplaşması olarak dar bir alanda sonuçlar yaratmaz, o aynı zamanda toplumun ve kişilerin yaşamında yeni ufuklar açar, kişiyi ve toplumu kültürel ve psikolojik olarak yeniden yoğurur, biçimlendirir ve yaratır.

Mücadelenin karşı devrimcilerin yengisiyle sonuçlanması faşizmi kurumlaştırır. Toplumsal kapışma ortamında devrimcilerin yanında yer alan küçük burjuvazinin ‘’uyanık’’ cinleri olası bir yenilginin de bilançosunu yaparak tahmini bir bütçe hazırlarlar… ‘’Devrimci harekete katılmamızın bedeli ne olabilir?  Aslında bu bedel hesaplaması da küçük burjuvazinin toplumsal yapısı gibi eğretidir ve hesapları da tutmaz. Yani Faşizm devrimci harekete katılan hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayacağı için küçük burjuvazinin ‘’el altı’’ hesapları da tutmaz… Devrimci harekete katılmanın bedelini öderler ve ‘’aman dilemenin’’ pek de bir işe yaramadığını yaşayarak öğrenirler… Küçük burjuva unsurların ‘’tahmini bedeli’’ çoğu kez tahmin edilenin üzerinde çıkar. Tahmin edilen diyorum ya, aslında bu ‘’tahmin’’ de küçük burjuva yetmezliğinin bir çeşit direnç ölçümüdür. Faşizmin kurumsallaşmasıyla birlikte, artık sistemin çeşitli kademelerine yuvalanmış ve sistem adına akıl hocalığı yapan bu unsurların yüksek perdeden seslendirdiği ‘’derin değerlendirmeler’’ bir biri peşi sıra gelir… Mevcut iktidar seçimle gelmiştir ve demokrattır mesela… Bu iktidara karşı mücadele etmek ‘’demokratik değildir’’ mesela… Bu örnekleri elbette kendini açık etmekten çekinmeyen unsurlara ilişkindir… Oysa daha tehlikelisi kendini hala uygun pazarlarda yer bulabilen ‘’ Sosyalist mücadelenin prestijini el çabukluğu ile çıkarlarına tahvil edebilen’’ cin fikirlilerdir’’…

Bunlar ne yardan geçerler ne de serden…

Bir yandan bulundukları mahallerde devrimci hareket adına umutsuzluk tohumları ekerler, diğer yandan kitlelerin güvenini kazanmış devrimcileri karalama kampanyasında başrol oyunculuğuna soyunurlar… Maskelerini asla çıkarmazlar.

Devrimci ortamlar ‘’nafakalarını’’ temin, asalaklıklarını icra etmek için bulunmaz ortamlardır… Alınları terleyerek yaşamlarını kazanma gibi bir dertleri de yoktur. Bunlara göre piyasada söğüşlenecek bir yığın anayı varken yaşamlarını sürdürmek için emek vermek salaklığın ta kendisi olur. Oysa bunlar salak olmak bir yana, cin gibi uyanıktırlar…

Kitleler içinde yaydıkları umutsuzluktan beslenirler ve perde arkasından ağababalarından da okkalı bahşişler alırlar (ne kadar Samandağ değil mi?)

Samandağ’ında yukarıda özetlediğim bu yaratıklarla yaşamlarının herhangi bir yerinde karşılaşmayan kaç kişi vardır ve kaçımız bunların maskelerini aşağı indirip aşağılık cüzamlı yüzlerini teşhir etmek için bir çaba göstermiştir?

Sosyalizmin bu tür fırıldakların inayetine* ihtiyaci mi vardır ki, bunlar hala devrimcilerin bulundukları ortamlarda barınabilme olanağına sahiptirler…

Bugün geniş kitlelerin devrimci harekete uzaktan bakmalarının birinci gerçeği karşı devrimin zoru ise, ikinci gerçeği bu tür unsurların kendilerini devrimci olarak tanımlamalarından duydukları tiksintidir…

Adam anasını boyayıp babasına satıyor, ayan beyan bunu bilen, yaşayarak öğrenen insanlar elbette şöyle diyorlar:

‘’ Siz devrimcisiniz ha, aman bizden uzak durun’’…

Kitlelerin bu tür kişilik bozukluklarına tepkileri bu tür unsurların kişisel şahsiyetlerine karşı gösterdikleri bir tepki olmanın ötesine geçiyor ve güvensizlik tüm devrimciler nezdinde dalga dalga genişliyor.

Şimdi söyler misiniz, burjuvazi bu Truva atlarını niçin yemlemesin…

Sınıf mücadelesi şimdiye değin ‘’acıma ve yakınma’’ kavramına tanık olmadı, bundan böyle de tanık olmayacaktır. Peki, ama ağaç, gövdesindeki bu çürük kurtları dışarı atmadığı sürece, kurtların koca gövdeyi kemirip bir kadavra gibi kaldırıp atmasına engel olabilir mi?

Devrimci mücadele iktidar mücadelesidir ve sınıfların çok cepheli savaşıdır. Burjuvazi bu savaştan galip çıkmış… Peki, ama Faşizm nasıl bir şeydir de  ‘’biraz merhametli’’ davranması beklenir…

Bu yakınma niçin?

Yoksa siz burjuvazinin iktidarının devrilmesine ‘İNANCINIZ MI YOK?

Verilen sınıf mücadelesi kavgasını gençlik macerası mı sanıyorsunuz?

Siz bu sistemden ‘MAĞDUR’ değil misiniz?

Geçenlerde sarayda oturan Recep Tayyip Erdoğan kendisini ‘çoban’ olarak tanımlamasına; Halkı da düpedüz koyun ilan etmesine hiç kızmayın.

2000 bin kişilik danışanları ile bizim buradan bakıp gördüğümüzü o daha da yakından görüyor. Mevcut bugünkü durum kendisi için en donanımsız haliyle bir sürüye hükmedebilen bir çoban. Biz de, en sadık yandaşından en azılı muhalifine, illa onun ya da başka bir çobanın peşine takılmayı kendi kendisini ikna etmiş şuursuz bir sürüyüz.

İlle de saadeti bir çobanda aramışız.

Ve başımıza gelen her şeye müstahak olduğumuzu bir türlü kavrayamıyoruz.. Üstelik bu sadece bizim yarı geri kalmış, yarı yanlış yunluş ilerlemiş; Cumhuriyeti, demokrasiyi falan bir türlü hazmedememiş; Kısmı Batılılıktan, itile kakıla topyekûn Ortadoğululuğa sürüklenerek tenzili rütbeye* maruz kalmış; Kafası karışık, üzgün ve yalnız ülkemizde böyle değil.

Birbirine benzememeyi bir zenginlik değil düşmanlık sebebi saymayı akıl ettiğinden; Savaşlardan ve inançlardan nemalana nemalana mevcut düzensizliği kendine düzen diye yutturmayı başardığından; İnanç sistemiyle aynı merkezden yöneltilen ticaret sisteminin dayattığı ahlak ve güvenlik kavramlarıyla biçimlenen rezil bir irademiz var.

Yüzyıllar boyunca siyah derililerin ve kendilerine benzemeyenlerin ve kadınların ve güçsüzlerin köle olmasına ikna olmuş koca bir uygarlığın artığıyız.

Görünmez olanı önümüze koyan sistemi akıl ve izanla bakacak AKIL- FİKİR’İN zerresi yok.

Kapitalist/emperyalist sistem bizi sınırsız tüketim ve yüksek satın alma gücü için var olma heyecanıyla donatıyor. Güvenlikten yiyeceğe, sağlıktan eğitime her şeyi satın almaya can atıyoruz.

Ve bunu özgürlük sanıyoruz.

Getirisini götürüsünü hiç hesaplamadan kendi etrafımıza hevesle kafes üzerine kafes örüyoruz.

‘’ o kafeslerin içinde birbirimize bulaştırdığımız ruhsal yıkımlardan lego* gibi inşa ettiğimiz dev bir ahlak sisteminde, kendi bedenimizden utanmakla başlayan bir cinsel ahlak ahmaklığına kapılıp,  büyük ve evrensel bir ahlaksızlığın bekçiliğini yapıyoruz. ‘’ sanki bir marifetmiş gibi…

Birbirimizi öldürerek ve ezerek ve sömürerek var oluyoruz.

Demek ki küçük gruplar ile yan yana gelmenin ezeli olmayan sömürüyü ortadan kaldırmak için yeterli değildir.

İşçi sınıfı ideolojisi ile yetmez iktidara talip olmak, her türlü toplumsal kişisel çıkarları işçi sınıfı iktidarında olduğunu derinden bir inançla inanmak gerekiyor sosyalizmin olmazsa olmazı da budur.

Bir araya gelineceksek böyle gelinmelidir.

*Tenzil-i rütbe: Bir kişinin rütbesinin, mertebesinin düşürülmesi.

* Lego:Çeşitli parçaların birleştirlimesiyle değişik şekillerin elde edildiği oyun.

*İnayet:İyilik, yardım, ihsan, lütuf anlamların da kullanılır.

 

 

Share
671 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • TARAFSIZ BASINA FRANSIZ KALMAK

    29 Temmuz 2019 Dünya, Eğitim, Ekonomi, Emlak, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Otomotiv, Röportajlar, Sağlık, Siyaset, Spor, Teknoloji, Tüm Manşetler, Üst Haberler, Yerel

    Halkımıza, İlçemiz kısa bir süre önce Evvel Temmuz etkinliklerine ev sahipliği yaptı. Gazetemiz, halkın haber alma hakkını mümkün mertebe engellemeyerek, (gazetemizin yayınının engellenmesine rağmen) çoğu etkinliği yeri geldi canlı çekim ile uluslararası alana taşıdı, yeri geldi matbuat üzerinden okurlarla buluşturdu. Takdir edersiniz ki ilçede Evvel Temmuz Festivalini destekleyenler olduğu gibi kimi vatandaşımız, kültürden uzak, kimileri de özünden saptırılmış olarak değerlendirdi. Biz Samandağ AYNA’sı olarak her türlü görüşü eşit...
  • ŞEKER BEYNİ DE BİTİRİYOR

    29 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Şeker ve trans yağlarla yüklü Amerikan diyetinin sadece fiziki sağlığı değil beynimizi de olumsuz etkilediği belirlendi. Oregon State Üniversitesi uzmanları tarafından fareler üzerinde gerçekleştirilen araştırma, şeker ve yağdan zengin diyetin bağırsak bakterilerini etkileyerek bilişsel esneklikte (cognitive flexibility) önemli kayıplara yol açtığını gösteriyor. Bilişsel esneklik, beynin iki farklı düşünceden diğerine geçme ve aynı anda iki farklı konuyu düşünme kabiliyeti olarak biliniyor. İnsanlarda bilişsel esneklik bozukluğu, ...
  • GELİN İNSANCIL DAVRANIP, EVRENSEL DÜŞÜNELİM

    29 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Uzun zamandır Samandağ’ın da olup bitenleri sessizce seyrediyorum. Seçimden önce "Samandağ sevdası" havası esiyordu ! Şimdi menfaat havası esiyor! Şimdi durumu bir değerlendirelim. Samandağ’ın da neler oldu ne oluyor ?Birileri seçimden önce eski yönetime karşı cephe aldı, dernekler kurdu, komiteler, toplantılar düzenledi ve halkı toplayıp, kimisi vefadan kimisi de Samandağ sevdasından bahsetti. Seçime kadar sürdü bu düzenlemeler. Projelerde sunuldu. Şimdi seçim gitti, Sevda ve vefa bitti. Çatışmalar, sataşmalar ve hakaretler ba...
  • MİHRİCAN EVVEL TEMMUZ YALANI

    24 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Asaf Hişmi Mihrican Bayramı Farsların her zaman kutladıkları dini bayramlarıdır. Fars güneş yılının yedinci ayı olan Mihir ayının 16. Gününe rastlar. Yedi gün devam eder Mihir ayının 21’de son bulur. Mihrican Bayramı gece ile gündüzün eşit olduğu (Sonbahar ekinosu, Miladi takvimin 21 Eylül’lüne denk gelir. Temmuz ise Miladi takvimin yedinci ayıdır. Evvel temmuz denilen tarih, Fransız devriminin kuruluş tarihidir. Yani 14 Temmuz 1789 tarihinde Faransız devriminin başlangıç tarihidir. Fransızlar bu günü Ulusal bayram olarak kutlarlar. Bu...