ÜST REKLAM

logo

reklam
04 Eylül 2017

“NURİYE VE SEMİH’İ YAŞATACAĞIZ!”

Nuriye ve Semih’in onurlu mücadelesine ortak olan ve bu onurlu mücadeleyi destekleyen Nuriye ve Semih’in avukatları, “Biz Nuriye ve Semih’in avukatlarıyız. Yüksel Caddesi’nde yine saldırı ve gözaltı var. Saldırı yalnız bedensel bir zarar vermek için değil; Kazanılmış haklarımıza bir saldırı bu.”diyerek Bayram Yok, Tatil Yok, Sınırlarımızı Kaldırdık, Nuriye’yi Ve Semih’i Yaşatacağız ifadelerinde bulundular.

Nuriye ve Semih’in avukatları kaybedecek zamanımız yok diyerek açıklamalarına şöyle devam ettiler.

“Biz Nuriye ve Semih’in avukatlarıyız” diye kendimizi tanıtarak başlıyoruz her yeni kişiye. Sonra Nuriye ve Semih’in süreçlerinden bahsedip 14 Eylül’deki duruşmaya çağırıyoruz. “Destekliyoruz, onları çok seviyoruz…” sözlerini duydukça daha bir heyecanla anlatıyoruz herkese.  Gözaltı takibi ile ilgilenen avukat arkadaşımız da çok geçmeden katılıyor bize, “Nuriye ve Semih işe geri alınsın” diyen Yüksel Direnişçilerine polis saldırmış yine, bir kişi işkence ile gözaltına alınmış. Kabahatler kanunundan işlem yapılıp hastaneden bırakılacakmış. Bu sebepten fazla gecikmeden katılabiliyor bize arkadaşımız.

Parkın pek az bir kısmı kaldı zaten dağıtılmadık. Hep birlikte dağıtmaya devam ediyoruz. Son birkaç kişi kala polisler geliyor yanımıza. Bizleri tanıdıklarını, eylemimizi sonlandırmamız gerektiğini söylüyorlar. Onlara herhangi bir gösteri ya da eylem yapmadığımızı, müvekkillerimizin duruşmasına çağrı davetiyesi dağıttığımızı söylüyoruz, yargılamada açıklık ilkesinin olduğu, halka açık bir mahkemeye halkı davet etmenin sonlandırılması gereken yasadışı bir eylem olmadığını anlatıyoruz. Ancak uzun talimatlar silsilesinin son halkaları olan bu polisler Nuriye ve Semih isminin geçtiği her şeye düşünmeden saldırmakla görevlendirilmiş. Kendileri şu an birkaç davetiyenin dağıtımına engel olurlarsa zafer kazanacaklarını düşünüyorlar ama farkında değiller ki onların Nuriye ve Semih’in adından bu denli korkmalarına neden olan şey onların eylemlerinin gücü ve etkisidir.  Nuriye ve Semih onların korktuğu zaferi çoktan kazandı. Egemenler ve onların temsilcileri ise zavallı çabalarına rağmen kaybettiler. Biz, bu zafer Nuriye ve Semih’in hayatına mal olmasın istiyoruz.  Koca bir halkın zalime karşı duruşu bu iki genç bedene yüklenmesin istiyoruz. Birazını da biz sırtlanmalıyız. Sen ben hepimiz. Kaybedecek zaman yok. Zaman büyük bir hızla ilerliyor. Açlığın zamanı ise çok daha büyük bir hızla ve gencecik bedenleri hücre hücre eriterek ilerlemekte. Bizler onların her bir hücresi için adeta zamanla yarışıyoruz.  Zamanla yarışıyoruz çünkü onları yaşatırsak ancak biz yaşatırız. Zamanla yarışıyoruz çünkü ancak biz seslerine ses, soluklarına nefes olursak Nuriye ve Semih yaşar. Bu yüzden Nuriye ve Semih’in avukatları olarak sadece adliyede, hapishanede, hastanede değil yaşamın her alanında onların açlıklarının sesi olmaya çalışıyoruz. Bütün işlerimizi iptal ettik. Bayram ziyaretlerine gitmiyoruz. Kutlama yok. Tatil yok. Hastalıklarımızı bile erteledik.  Her gün Nuriye ve Semih’i ziyaret ediyoruz. Her gün onlar için tahliye dilekçeleri veriyoruz. Her gün onların direnişlerini sürdüren Yüksel Direnişçilerinin avukatlıklarını yapmaya devam ediyoruz.  Bir avukat daha fazla ne yapabilir ki diye düşünülebilir. Ama bir insan zalime karşı daha fazla ne yapabilirim sorusuna cevap olarak müvekkil bedenini açlığa yatırabiliyorsa bir avukat da daha önce yaptığından daha fazlasını yapabilir. Yapmalıdır. Bu yüzden avukatlar olarak basın açıklamaları yapıyoruz. Dayanışma eylemlerine katılıyor, tüm baskılara, gözaltı ve işkencelere rağmen Nuriye ve Semih’in isimlerini haykırmaktan vazgeçmiyoruz. Büro büro meslektaşlarımızı dolaşıyor, onları müvekkillerimizin duruşmasına davet ediyor, dava dosyası için çalışma grupları oluşturuyoruz. Adliyelerde duruşma davetiyelerimizi dağıtıyor, yetki belgeleri topluyoruz. Türkiye barolarını, yurt içinden ve yurt dışından meslektaşlarımızı, hukuk örgütlerini ve demokratik kitle örgütlerini telefonla arayarak, faksla, mektupla ya da bizzat görüşerek Nuriye ve Semih’i sahiplenmeye ve duruşmalarına katılmaya çağırıyoruz. “Bu kadarı da yeter” demiyoruz, nasıl ki artık 40 kiloya kadar düşmüş olan, ayakta durmakta dahi zorlanan Nuriye “yeter artık” demiyorsa biz de demiyoruz. Esra Nuriye ve semihin tutsaklığı ile beraber açlığının da 100. Gününü sayıyorsa biz de “bizden bu kadar” demiyoruz. Mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev halkımıza gidiyor duruşma davetiyelerimizi dağıtıyoruz. Üzerinde sadece duruşmaya çağrı olan bu davetiyeler için bile polislerle karşı karşıya geliyor, onların “Propaganda yapıyorsunuz, elinizdekileri dağıtmaya devam ederseniz gözaltına alırız!” tehditlerine “Nuriye ve Semih’in adını yasaklama çabalarınız nafile, her yerde isimlerini duyacaksınız, her yerde taleplerini göreceksiniz.” diye cevap verip, davetiyelerimizi dağıtmaya devam ediyoruz. Ve hatta yatırıp bedenimizi açlığa, müvekkillerimizin açlığını paylaşıyor onları açlığımızla savunuyoruz. Biliyoruz ki onlar kaybedecek, biz kazanacağız!

Nazlı Hüzmeli

 

Share
358 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+1 = ?