NİYET - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

Ahmet Kaya

SON DAKİKA

NİYET

Bu haber 29 Mayıs 2020 - 11:04 'de eklendi ve 425 kez görüntülendi.

Seçimlerimiz özgürce yapılmış gibiler değil mi? Şahsen ben öğretmen olmaya karar verdim çünkü çocukları seviyor ve onlara bir şeyler öğretmekte anlam buluyorum. Bu benim seçimim, yoksa değil mi?

John Searle (1997) bilince, biyolojik bir bakış açısından yaklaşıp beynin karaciğer ya da mideden daha özgür olmadığını öne sürüyor. Genetikçiler birçok psikolojik deneyimin gen-çevre etkileşimleriyle bağlantılı olduğunu, öyle ki, spesifik bir gene sahip olan insanların belirli bir şekilde tepki vermelerinin daha muhtemel olduğunu söylüyor.  Bu durum gösteriyor ki “özgür” olarak aldığımız kararlar gerçekte biyolojimiz, içinde bulunduğumuz koşullar yahut da her ikisi tarafından belirlenmekte.

Onun için çocuklar sağlıklı bir ortamda bilinçli ebeveynler tarafından yetiştirilirse doğru nöral bağlantılar oluşturabilir, sağlıklı kararlar alabilen ve sağlıklı davranışlar sergileyebilen bireyler haline gelebilir.

Çünkü insanların genel davranış kalıplarını anne ve babasından özellikle annesinden ya da ona bakan kişiden aldığını söyleyebiliriz. Kalıtım yoluyla çocuğa çok az veri aktarılır onun için davranışların sorumluluğunu kalıtıma yükleyemeyiz. İnsan beyni, doğduğunda ne iş yapacağını bilmeyen tek organdır, dolayısıyla dünyaya geldiği anda bir örneğe bakıp o örneğin yaptıklarını taklit ederek, ayna nöron denilen sistemle onu tıpkı basıp aynalayarak davranış kalıpları öğreniyor. Bu, en iyi doğada hayvanlar tarafından yetiştirilen çocuklarda görülüyor. Kurtların büyüttüğü çocuklar, kurtlar gibi davranıyor; ayıların büyüttüğü çocuklar ayılar gibi davranıyor.

İnternette  ‘Feral  Çocuklar’ şeklinde araştırırsanız çok ilginç örneklerini göreceksiniz. Kemal Sunal’ın oynadığı meşhur  ‘Hanzo’ filminde de işlenmiştir bu konu. İnsan da aynı şekilde kendini  içinde bulduğu aile, çevre tarafından şekilleniyor.

Anne ya da ona bakan kişi bebeğin beyninin ikinci mimarıdır.

Onun için bu konuda annenin  ya da çocuğa bakan kişinin rolü çok önemli. Çocuk yetiştirecek kişilerin  kendine, zihnine, kalbine ve ruhuna iyi bakması gereklidir. Sadece kendilerini değil nesilleri yetiştirmek gibi bir biyolojik vazifeleri vardır. Bu söylediklerimden sağlıklı davranmayan çocukların davranışlarından anne ya da bakan kişi sorumludur yargısı çıkarılmasın. Sağlıklı davranmayan çocuk ya da gençlerin davranışlarından anneyle beraber bireyin sürekli etkileşim içinde bulunduğu her insan sorumludur. Çünkü birey bir bakıma iletişim halinde olduğu kişi (ebeveyn, arkadaş, öğretmen…)  veya şeylerin (kitap, tv, okul…) toplamıdır.

Çocuk yetiştirme konusunun ne kadar önemli olduğunu ve planlı, programlı, bilinçli bir şekilde irca edilmesi gerektiğini bir kez daha vurgulayıp asıl sorumuza gelelim. Yetişkin bireyler özgür bir irade neticesinde davranamıyorsa sağlıklı kararlar alma ve sağlıklı davranışlarda bulunma becerisini nasıl kazanacak?

Bir parça toprağınız olduğunu düşünün. Her gün onun bakımı için zaman ayırıp taşlarını ayıklıyorsunuz, yabani otlardan temizliyorsunuz, kazıyor ve havalanmasını sağlıyorsunuz. Bu toprak parçası verimli olur değil mi? Ya da tersini yapıp salıyorsunuz. O vakit toprağınız ne olur? Çoraklaşır, üstünü yabani otlar sarar, içine girmek, görmek istemezsiniz ve ondan sağlıklı meyve ya da sebzeler bekleyemezsiniz. Yetişkin bir birey de kendini bırakırsa nöral bağlantıları o yönde şekillenecektir.

Nöral bağlantıları, bir noktaya gitmek için sayısız yol olarak düşünün. Yani o noktaya varmak için çok seçeneğiniz var. Ancak siz devamlı tek bir yolu kullanırsanız diğer yolların üstü çayır çimenle kapanır ve bir yolunuz kalır. İşin kötü tarafı artık o yolların var olduğunu siz de unutursunuz. Çok seçeneğinizin olmasını istiyorsanız tüm yolları kullanılabilir şekilde tutmalısınız. İnsan beyni deneyimlerle noral bağlantı oluşturur. Birinden bir söz işitirsiniz, bir hareket görürsünüz, bir film izlersiniz, bir kitap okursunuz, bir şarkı dinlersiniz, bir yemeğin yapılışını izlersiniz ve daha sayısız şekilde beyninizde daha önce sahip olmadığınız yeni bir nöral bağlantı oluşturursunuz. Bu nöral bağlantıların canlı tutulması ya da körelmesi günlük kullanım miktarına bağlıdır.

Örneğin araba kullanmayı bilmeyen biri kullanmayı öğrenmeye başlayınca onunla ilgili bir nöral bağlantı oluşturur ve arabayı kullana kullana bir süre sonra beyni bunu otomatiğe bağlar. Yani nasıl kullanacağını düşünmeden kullanabilmeyi sağlatır.

Yaptığımız pek çok şey otomatik pilota bağlanmış durumdadır: yemek yemek, yürümek, oturmak, konuşmak… Nasıl yürüneceğini düşünerek yürüyebildiğinizi düşünsenize! Öğrendiğimiz şeylerin otomatik pilota bağlanmasının sebebi de beyin denen organın enerji tasarrufuna girerek içinde bulunduğu organizmayı hayatta tutmaya çalışmasıdır. Yani bir bakıma bunu öğrendin artık bunun üstüne düşünüp enerji sarf etmene gerek yok, deyip güzel bir şey yapmış olur.

Araba kullanmayı öğrenen insan çok uzun bir süre kullanmazsa oluşturduğu nöral bağlantı körelecek ve araba kullanmayı unutacaktır. O vakit yetişkin bireyler şikayet etmeyi, başka insanları suçlamayı bırakıp ben ne yapabilirim noktasında fikir üretmeye başladığında birçok şeyi değiştirebildiğini görecekler. İnsan, yüz yaşında da olsa sürekli değişme, dönüşme, bir şeyler öğrenme potansiyeline sahiptir. Demem o ki yetişkinlerin de sağlıklı yeni nöral bağlantılar oluşturma şansları var.

Seçeneklerimiz, deneyimlerimizin oluşturduğu repertuvardır ve tercihlerimiz bunlardan biri olacaktır. Bize dayatılan ailesel, çevresel, sistemsel deneyimleri reddedip kendimizi çok iyi tanıyıp olmak istediğimiz hale getirecek nöral bağlatı oluşturucu deneyimler yaşamak için önümüzde kendimizden başka engelimiz yok. Patolojik sorunu olan insan dışında her insan değişebilir, bu çok kolay değil biliyorum; bilinçli farkındalık, uğraş ve sebat ile kişinin kendi üstünde ciddi bir işçilik gerektirir. Kendimiz, kötü davranışlara meyleden taraflarımızın farkına varıp onların nöral bağlantılarını teker teker değiştirmeliyiz.

Bunu, güzel şeyler okuyarak, güzel şeyler düşünerek, güzel şeyler yaparak sağlayabiliriz. Bunların hiçbirini yapamadık diyelim, o vakit hiç olmazsa bir davranış sergilerken ki ‘NİYET’imizin farkında olalım ve kötü ise kendimizi durduralım.

Çünkü yapılan deneylerde sadece düşünce, sadece  ‘niyet’ etme normalde gayet rastlantısal ve belli bir örüntüsü olmayan kuantum fiziksel olayların örüntüsünü saptırabiliyor ve değiştirebiliyor. Hareketlerde irade aramayı bırakıp niyetimize konsantre olmayı öğrendiğimizde yanlış davrandığımız an göğsümüzde bir huzursuzluğun ortaya çıktığını hissedeceğiz. İçinde hiç huzursuzluk hissetmeyen bireyler ise tıbbi açıdan sorunludur ve ilgili tıbbi bölümlere yönlendirilmelidir ki bu tür bireyler hasta olduğunun farkında bile değildir ve toplumun en zor bireyleridir.

( Ayfer DOĞRU)