ÜST REKLAM

logo

reklam
09 Kasım 2016

KUŞ LOKMASI

bulent-can-2 kus-lok

Yaprakların dallarıyla vedalaştığı, güneşin uzaktan el salladığı bir zamanda elinde çantasıyla okul kapısında göründü adam. Uzun boyu, buğday teni, düzgün ve uzun saçlarıyla çok dikkat çekiciydi. Siyah takımı, beyaz gömleği, zamanla bütünleşen kırmızı kravatıyla epey havalı görünüyordu. Okulu, tabandan tavana inceleyerek yürüyordu. Sağa baktığında Adıpen’le göz göze geldi. Gülümseyerek başıyla ona selam verdi. Adıpen, adamdan alamadığı gözlerini, karşılık vermeden, öne eğdi, sonra koşarak içeri girdi.

Kısa boyuna rağmen arka sırada oturuyordu Adıpen. Sınıfın içi arı kovanı gibiydi. Tahtanın önünde koşuşturanlar, kayanlar, didişenler, bağıranlar… Kapı açıldı birden. Tanımadıkları bir adamdı içeri giren.   Epeydir dersleri boş geçen çocuklar şaşkın şakın baktılar ona. Deminki curcunadan eser kalmamıştı.

“Arkadaşlar, merhaba. Ben yeni öğretmeniniz Hamdi.” dedi adam.

Sınıfın içinde kaybolmuş bir çocuğa gitti gözleri aniden. Bir mıknatıs gibi kendisini ona çeken bir şey vardı bu çocukta.

“Adın ne senin?” diye sordu ona.

Çocuğa konuşma fırsatı vermeden atladı diğerleri:

“Adıpen, öğretmenim.” dediler.  Başını öne eğmişti çocuk.

“Pen mi adın?” diye sordu öğretmen.

Birden kahkaha sesleri yükseldi sınıfta.

“Yok öğretmenim, Adıpen.” dediler yine.

“Ben de onu diyorum ya!”

Gözleri fıldır fıldır dönen bal gözlü bir kız girdi araya:

“Öğretmenim, adı; Adıpen.” dedi.

“Hıı, anladım.” dedi öğretmen. Adıpen’e döndü sonra:

“Adıpen, neden sen en arkadasın?” diye sordu.

Yine söz kendisine bırakılmadan atladı birileri:

“O, hiçbir şey yapmayı bilmez, öğretmenim.” dediler.

“Olur mu öyle şey?” diyerek Adıpen’in başını sevgiyle okşadı öğretmen.

Yüzüne yansıtmasa da içi gülüyordu Adıpen’in. Okulda ilk kez birisi saçlarını okşamış ve ismiyle hitap etmişti. Oysa bu okulda ona hep “Hey sen!” diye seslenilirdi.

Bu okula gelirken çok rahattı öğretmen. Meslektaşlarının deyişiyle okulun “en berbat sınıfı” kendisine verilse de okulla ilgili hep olumlu şeyler duymuştu. İlde başarısıyla nam salmış okullardan biriydi.

İlk haftayı okulu ve sınıfı gözlemlemeye ayırmıştı. Şok üstüne şok yaşamıştı o hafta öğretmen. Öğretmenlerin bile rekabet bataklığının içinde debelenip durduklarını görmüştü. Çocuklar arasındaki rekabeti söylemeye bile gerek yoktu. Okuldaki tek kıstas okul idaresince tanımlanan “başarıydı”. “Başarılı” olup okulun adını duyuranlar göz bebeği muamelesi görürken; “başarısız” olanlara bir çıban gibi bakılıyordu. Adıpen de çıbanlardan biriydi. Bu durum öğretmenin canını çok sıkmıştı.

Sınıfa girdiğinde sınıfın düzenini değiştirmekle başlamıştı işe. Sıraları birleştirmiş, çocukları kümeler halinde oturtmuştu. Böylece çocuklar birbirinin yüzünü görür olmuşlardı.

“Ama öğretmenim böyle olmaz ki,  birbirimize bakarız böyle.” dedi bal gözlü kız.

“Ne olur bakarsanız?” diye sorunca öğretmen;

“Olur mu öğretmenim? Bunlar bizim sınavlardaki rakiplerimiz.” diye yanıtlamıştı bal gözlü. Acıdı bu zihniyete öğretmen. Bakmakla yetindi kıza. Adıpen’i en öne almış, öğretmen masasının yanına oturtmuştu. Adıpen’in bu durumdan hoşlandığı söylenemezdi. O,  sınıfın içinde kaybolmaktan hoşnuttu. Öğretmen, dersini anlatıp değerlendirmelere geçince:

“Evet Adıpen, sen cevap vermek ister misin?” diye sordu.

“O, bir şey bilmez ki öğretmenim.” dedi çocuklardan biri. Adıpen, küçüldükçe küçülmüştü.

“Bence Adıpen çok şey biliyor. Sadece cevap vermek istemiyor. Bunun için zorlayamam ancak ne zaman cevap vermek isterse ben onu zevkle dinlerim. ”deyince öğretmen, biraz daha görünür kıldı kendini Adıpen.

Günler günleri kovaladı. Öğretmenin tüm çabalarına rağmen Adıpen derse katılmıyordu. Her teneffüste arkadaşlarından ayrı, o ilk günkü ağacın altında oturuyordu.

Yine yalnızlığıyla baş başa etrafı seyrederken, öğretmen çömeldi yanına.

“Nasılsın?” diye sordu.

Öğretmenin yüzüne bakmadan:

“İyiyim.” dedi Adıpen.

“Seni sevdiğim gibi beni sevmedin anlaşılan, öyle mi Adıpen?”

“Olur mu? Ben sizi çok sevdim.”

“O zaman niye içindeki cevherin dışarı çıkmasına izin vermiyorsun?”

“Arkadaşlarımın dediği doğru öğretmenim. Ben hiçbir şeyi başaramayan yeteneksizin biriyim. Hem ne kadar uğraşırsam uğraşayım arkadaşlarıma yetişmem imkânsız.” dedi Adıpen.

Öğretmen etrafına bakınarak söyleyeceklerini kafasında planlarken tam karşıda bir kuşun, yavrusuna gagasıyla bir kırıntı taşıdığını gördü.

“Şu kuşa bakar mısın Adıpen?” deyince öğretmen, Adıpen kafasını kaldırıp kuşa baktı.

“Gagasındaki kırıntıyı görüyor musun?”

Evet, anlamında başını salladı Adıpen.

“Ne kadar küçük ve önemsiz değil mi?”

“Evet” dedi Adıpen.

“Bence öyle değil. Hepimizin bu kuş kadar olduğumuzu düşünürsek yine küçük ve önemsiz mi gelirdi gözümüze o lokma?  Bize küçük ve önemsiz gelen bu kuşun lokması kuş için de öyle mi acaba? Bize küçük ve önemsiz görünen bu lokmalar sayesinde hayata tutunuyor kuşlar oysa.”

Öğretmen sözlerine konsantre olmuşken köpek hırıltılarıyla irkildi birden. O yana baktığında iki köpeğin bir kemik için birbirleriyle öldüresiye kavga ettiklerini gördü.

“Şu köpeklerin haline bak bir de. Bir kemiği paylaşamadıklarından birbirini öldürüyorlar. Şimdi sorarım sana; şu kuş gibi mi olmak isterdin yoksa bu köpekler gibi mi?”

Bir köpeğe, bir kuşa, bir öğretmene baktı Adıpen. Hafifçe gözlerini yere indirdi sonra. Kısık bir sesle “Kuş.” dedi.

“ Ben de öyle düşünmüştüm zaten. Bakma sen cüssemizin kuştan daha büyük olduğuna. Bu kuştan farksızdır insanlar aslında. Attığımız her adım, verdiğimiz her emek bu kuşun lokması kadar değerlidir. Lakin kuş lokmasından habersiz, köpeklerin dünyasını kendi dünyalarına eklemleyip o dünyada boğulanlar bunun farkında olamıyorlar maalesef.”

Gözyaşlarını tutamadı Adıpen. Sarıldı öğretmenine.

O günden sonra kuş yuvasına dönen sınıftaki çocuklar birbirlerine lokma lokma başarı taşıdılar. Birlikte başarmanın tadını alınca, başkalarını ezerek kazanılan bireysel başarılardan utanır oldular. Başkasının mutsuzluğu üzerine mutluluk kuran büyüklerine sadece acıdılar.

Eğitimci Bülent CAN

Share
623 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+2 = ?