ÜST REKLAM

logo

reklam
03 Ocak 2018

KURAN KURSUNDA ÖRENCİLİK GÜNLERİM


admin
bereket@prestijbilgisayar.org

Kuran’ı Kerim dersleri almak için Deniz Mahallesi halkından ve aynı mahallede yaşayan Hilal Hocanın yanına gönderdiler beni. Kurs yeri; Şimdiki Girne Caddesinin Tünel caddesiyle kesişme noktasından denize doğru 300metre mesafede sol yanda bir ara sokakta olup, Girne Caddesinden 100m. Solda bir yerde idi. Hocanın Edip, Süleyman ve Mehmet Selim adında üç erkek çocuğu var. Süleyman İlkokul 4. Sınıfına devam ediyordu. Diğerleri okula gitmiyordu. Süleyman, Okulda yaşadıklarını bizlere de yaşatıyordu. Örneğin; Öğretmenden dayak yese, birimize dayak atardı. Günün birinde Öğretmen, saçlarını uzun görmüş, makasla bir bölümünü tıraş etmişti. Kendisi eve geldiğinde, benzer şekildi bizleri de tıraş etti.

Karşı gelebilsek, bize gücü yetmezdi. Hocadan çekiniyorduk. Oysa hoca böyle şeyleri kabul etmez ve oğlunun yaptıklarını hoş görmezdi. Ancak olaylardan haberi olmuyordu. Hiç birimiz cesaretini toplayıp anlatamadık. Kursiyerlerin yaş ortalaması 7 – 8 Aralığında…

Hoca; Yer fıstığı ticaretiyle uğraşıyor, sık sık dışarı gidiyordu. Bize fazla zaman ayıramıyordu. Öğrencilerini çocuklarının himayesine terk ediyordu. Ben, diğer arkadaşlarım gibi okuma ve öğrenme zorluğu çekiyordum.

Akşamları geç vakitte kurstan ayrılıyorduk. Mevsim kıştı. Gün erken kararıyordu. Deniz Mahallesinden, Kurtderesi Mahallesine gidemiyordum. İki mahalle arasında yol yoktu. 1000 metrelik mesafe vardı. Tarla sınırları arasında; insanların ve hayvanların bıraktığı ize göre yürüyeceksin. Çevrede yabani böğürtlen çalıları, sık şekilde boy atmış, geceleri çocuklar için ürkütücü bir görüntü veriyordu. Çevre ıssız bir alandı. Henüz İskân edilmemişti. Bu da ayrı bir boşluk yaratıyordu. İki mahalle arasında Kurt Deresi var. Üzerinde köprü yoktu. Bölge rüzgârlı, yağmurlu oludu kışın. Dere çoğu kez taşır. Çevreye de zarar verirdi.

Aynı mahallede oturan Anneannemde kalmamı önerildi. İtiraz etmedim. Anneannemin yanında kalmaya karar verildi. Kurs yerine yakındı. Mahallenin ara sokaklar çamur deryası olmasına karşın, benim gibi kursa devam edenler de vardı.

Alfabeyi bitirdik. Artık metin okuma faslı başlamıştı. Okuduklarımı evde tekrar ederken; Habip dede yanına çağırdı. ‘’Oku bayım’’ dedi. Kendisi kuran okumasını bilmezdi. Namazda okunan kimi ayetleri ve küçük süreleri ezberlemişti Bende aynı dua ve ayetleri ezbere biliyordum. Ancak hocanın öğrettiği şekliyle…

Kitabı açtım ‘’ FATİHA ‘’ süresini okumaya başladım. ( Maliki yevm eldin/ hesap günü maliki / Hesap günü sahibi) Ayetini okuyunca ;’’DUR’’ dedi.

Habip Dede: ‘’ Yanlış okudun ayeti. Ayetteki Maliki kelimesi, Malike olacaktı.’’ dedi. Oysa ayet, benim okuduğum gibi olacaktı. Fakat kendisinin bildiği şekilde düzetmemi istiyordu. Bende hocadan öğrendiğim şekliyle ifade etmeye çalışıyordum. Israr edince, fazla dayanmayarak Ağladım. Anneannem, teyzem ve yengem gönlümü almaya çalıştılar… Bu ara sakinleşince teyzem: ‘’ Niye ağladın? Biz seni seviyoruz, deden de seni seviyor. Yengende…’’dedi. Bunun üzerine ben: ‘’ Dayımı, babamı rüyamda gördüm.’’ Teyzem: ‘’Ne zaman’ ’değince, bende yanıt olarak: ’’şimdi’’ dedim. Herkes şaşakaldı. ( Dayım ve babam vefat edeli hayli zaman olmuştu.) Kısa bir sessizlikten sonra, teyzem: ‘’ insan ayık haliyle nasıl olur rüya görür? ’dedi. Yanıt vermeden tekrar ağlamaya başladım. Aile tedirgin, Habip dedemin üzerine gitmeye başladılar… Anneannem sessini yükselterek: ‘’Bir daha çocuğa karışmayacaksın. Bildiği gibi okusun, bildiği gibi çalışsın’’ dedi ve noktayı koydu.

Halen bu olayı bana sorarlar’’ Gerçekten rüya gördün mü?’’ Kursta baskı ve dayak, evde çalıştırmak adına, baskı gören yedi yaşında bir çocuk. Rüya görmesin de ne görsün?

Annem işin farkına vardığında beni kurstan aldı. Davut Hocaya göndermeye başladı. Davut Hoca; Kurtderesi mahallesi Tünel caddesi ile şimdiki Tepe Sokağın kesiştiği noktada, Faris amcanın bahçesinde derme çatma tek katlı, yığma bir binanda ders veriyordu. Binanın bir kapısı ve üzeri beyaz bezle örtülen bir penceresi vardı. Kapısı, Tünel Caddesine açılıyordu.

Yeni kurs yerinde dayak ve falaka vardı. Çalışkanlara dayak atılmıyordu. Bizzat hoca bizimle ilgileniyordu. Öğrenilen derslerin tekrarında hata kabul edilmiyordu. Haftanın her Pazar günü, okunan ve öğrenildiği kabul edilen derslerin tekrarları yapılıyordu. Yapılan ders tekrarları, sınav türündeydi. BU sınav da yanlış yapanlara sopa dayağı atılıyordu.

Yanlış telaffuz edilen her haf için birer sopa eller vuruluyordu, Okunan her yanlış kelime için, beş sopa, birden fazla kelime hatası yapılırsa, öğrenci falakaya yatırılırdı. ( Her beş haf, bir kelime kabul ediliyordu.) Burada bir çıkış yolu vardı. İyi çalışır, hata yapmazsan hiç dayak yemesin. Ölçü buydu.

Günün birinde ders yaparken, polis ve jandarmalardan oluşan bir ekip kurs yerine baskın yaptılar. Ellerimizdeki Kuran’ı kerim kitapları bir çuvala doldurdular.. Kitaplarımızla beraber hocayı da götürdüler. Ertesi günde bizleri çağırdılar…

Hocayı, birileri şikâyet etmiş. Kuran kursu değil, Arapça dersi veriyor ve Arapçılık propagandası yapıyor iddiası ileri sürülmüştü. Savcılık, hocanın ifadesini aldıktan sonra mahkemeye sevk etti. Mahkeme, şimdiki Kadayıfçılar İşhanı yerinde tek katlı bir taş binada idi. Biz hiçbir şeyin farkında değildik. Herkesin ayağında tahta takunya, ayakları çorapsız, baldır çıplağı çocuklardık. Sağa sola koşuyor. Oyun oynuyorduk. Hiçbir şey düşünmüyorduk, ne için mahkemeye getirdiklerini bilmiyorduk.

Mübaşir Kapıya çıktı:’’ Çocuklar sırayla içeri girin’’ dedi. Sayıları 20 civarlıda çocuk. Oldukları yerde durdular. Mübaşir efendiye baktılar. İri yarı, dev yapılı bir adam…

İçeri girdik. Hâkim: ‘’Davut Hoca size neler öğretti bakayım. Kim anlatabilecek?’’ dedi El kaldıranlara söz hakkı verildi. Konuşanların hepsi birbirine benzer ifadeler verdiler.’’ Kuran okumayı öğrenmek içi kursa devam ediyoruz’’ dediler.

Hocamız o gün tahliye edildi. Bizde yedi yaşında yargıç karşısına çıkmış olduk. Ben çocuk yaşta arkadaşlarım gibi mahkeme de hesap verir duruma düştüm. Bu bir başlangıçtı. Tabii ki bunun devamı gelecekti.

Ertesi gün kursumuza geri döndük. Ben Kuran’ı kerimi, Davut hocada hatmettim. Yazıyı öğrenmedim. Gazete, kitap yazıları hareketsizdir. Kuran yazısı gibi değil. Hareketsiz yazılır. Ben sonradan Kitap, dergi, gazete okumayı ve yazı yazmayı öğrendim.

Yaşıtlarım ilkokula çoktan başladılar. Okula başlamadan üç yıllık bir kaybım olmuş durumda. İlkokula kayıt olduğumda on yaşındaydım.

Bir sıkıntı bitiyor, bir başkası başlıyordu. Yaşam denen şey bu mudur acaba?

29.12.2017

Asaf HİŞMİ

Share
422 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+9 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • KADIN CİNAYETLERİ

    30 Ağustos 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Kadın cinayetleri çok çoğaldığı günümüzde, yeni arayışlar içine girmek yerine, sonuçlar üzerinde durulduğu, cinayetlerin sebepleri üzerinde kafa yoran yok. Herkes idamdan söz ediyor. Canilerin yetiştiği ortamı, aldığı eğitim türü ve niteliği üzerinde düşünülmesi gerektiğini söylemeliyim. İdam cezasının Hukuki yönü ile ilgilenmiyorum. Onu hukukçu arkadaşlar düşünür. Ancak kadın cinayetlerini işleyenler yazılı ve görsel basına yansıdığı kadarıyla, 20yıllık zaman diliminde 15.000 kadın cinayeti işlenmiş olduğu ifadesi yer alıyordu. Varsaya...
  • SORU ÇEŞİTLERİ

    28 Ağustos 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Bu gün ahmak üzerinde düşünmeye çalışacağım. Ahmak nedir, ne değildir? Sorularına yanıt arayacağım. Ahmak sözcüğünün sözlük anlamı:. Aklını gereği gibi kullanmayan, bön, budala, aptal:’’ Ahmak misafir ev sahibini ağırlar.’’  Atasözü. Bir diğer örnek; ’’Ahmağa yüz, abdala söz vermeye gelmez.’’ Başka bir örnek; ‘’Nerede zekâ umarsak orada ahmaklıkla karşılarız.  – A. Ş. Hisar. ’’TDK Cilt 1, Sayfa: 49 Memlekette kaç tane ahmak var? Bulunacağı var saydığımız ahmakların kaçi okumu, kaçı cahil çıkar. Okumuş ahmaklar ne iş yapıyor...
  • TARAFSIZ BASINA FRANSIZ KALMAK

    29 Temmuz 2019 Dünya, Eğitim, Ekonomi, Emlak, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Otomotiv, Röportajlar, Sağlık, Siyaset, Spor, Teknoloji, Tüm Manşetler, Üst Haberler, Yerel

    Halkımıza, İlçemiz kısa bir süre önce Evvel Temmuz etkinliklerine ev sahipliği yaptı. Gazetemiz, halkın haber alma hakkını mümkün mertebe engellemeyerek, (gazetemizin yayınının engellenmesine rağmen) çoğu etkinliği yeri geldi canlı çekim ile uluslararası alana taşıdı, yeri geldi matbuat üzerinden okurlarla buluşturdu. Takdir edersiniz ki ilçede Evvel Temmuz Festivalini destekleyenler olduğu gibi kimi vatandaşımız, kültürden uzak, kimileri de özünden saptırılmış olarak değerlendirdi. Biz Samandağ AYNA’sı olarak her türlü görüşü eşit...
  • ŞEKER BEYNİ DE BİTİRİYOR

    29 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Şeker ve trans yağlarla yüklü Amerikan diyetinin sadece fiziki sağlığı değil beynimizi de olumsuz etkilediği belirlendi. Oregon State Üniversitesi uzmanları tarafından fareler üzerinde gerçekleştirilen araştırma, şeker ve yağdan zengin diyetin bağırsak bakterilerini etkileyerek bilişsel esneklikte (cognitive flexibility) önemli kayıplara yol açtığını gösteriyor. Bilişsel esneklik, beynin iki farklı düşünceden diğerine geçme ve aynı anda iki farklı konuyu düşünme kabiliyeti olarak biliniyor. İnsanlarda bilişsel esneklik bozukluğu, ...