ÜST REKLAM

logo

reklam
15 Mart 2019

KUDUZ VE JENERATÖR


Yetmişli yılların sonlarıydı. Bir kış mevsimi; Elbistan kar altında, dağları, ovası beyaz bir örtüyle kaplıydı. Kavak ağaçları çıplak, yeşil giysileri yoktu. Doğaya uyum olsun diye, beyazlara bürünmüşlerdi. Ceyhan Nehri, kenti ikiye bölerek ayrı bir güzellik katıyordu. Pırıl, pırıl akan sıcak suları Akdeniz’e doğru yol alıyordu.(Ceyhan Nehri; Elbistan’ın Pınarbaşı Mevkiinden doğar. Akdeniz’e dökülür.)

Elbistan halkı sıcak, sevecen – mutlu  ve çalışkan insanlardı.. Geçim kaynakları: Şeker pancarı, nohut, fasulye tarımından elde ettikleriyle İlçede gelişen sanayi tesisleri;. Elbistan- Afşin Termik santralı ve bu santrale kömür sağlayan Afşin – Elbistan Kömür İşletmeleri Müessesesi, Şeker Fabrikası ve Tuğla Fabrikasında çalışarak geçimlerini sağlıyorlardı. İşsizlik sorunu çözümlenmiş ender yerleşim merkezlerinden biriydi. Kahramanmaraş İli Elbistan İlçesine bağlı Sünnet Köyü İlkokulunda görevli olduğu sonradan öğrenilen Öğretmen arkadaşımızı köpek ısırmıştı. Kendi sağlığını ihmal eden öğretmen, kuduz aşısı yaptırmaya gitmemişti. Olayın üzerinden bir hafta geçtikten sonra rahatsızlandı. İlçeye gelmek üzere köyden ayrıldı. Elbistan’a giden yolun kenarında araba beklerken, Elbistan’a doğru hareket eden ve içinde Elbistan’da görevli bir Yüzbaşı ve maiyetindeki askerleri taşıyan askeri araca el kaldırır. Araç durur. Yüzbaşı araçtan iner, öğretmenin durumunu öğrenmek üzere yanına yaklaşır. Öğretmende olağan olmayan tavır ve davranış sergiler. Yüzbaşının dikkatini çeker. Soğuktan rahatsızlanmış olabileceğini düşünür… Öğretmeni arabasına alır. İlk müdahale için, Elbistan Devlet Hastanesine götürür. İlgililere durumu anlatır. Acilen, sıra beklemeden  ilgilenilirse iyi olur der.Hasta doğrudan muayene odasına alınır. Muayene eden doktor, hastanın ayağında ciddi biçimde kızarmış yarayı görür. Yaranın sebebini sorar;’’ Yaralısın, ne yarası bu?’’ Der. Hasta:’’ Bir hafta önce görevli olduğum köyde, köpek ısırdı. Doktora da gitmedim. Şimdi de kendimi iyi hissetmiyorum.’’ Der. Durum anlaşılır.  Köpeği arar bulurlar. Canlı olarak yakalanan köpek, müşahede altına alınır. Öğretmen için her şey geç olmuş kuduz belirtileri net biçimde kendini göstermeye başlamıştı. Yapılacak bir şey de yoktu. Tecrit odasına kondu. Köyü karantinaya aldılar. Giriş çıkışları yasakladılar. Köpek de öldü.  Öğretmen, tecrit odasında fazla yaşamadı. Yüzbaşı paniklenir. Hemen  aşıya başlar. Onunla konuşan, sohbet eden tüm arkadaşlarım, kuduz aşısı yaptırmaya giderler…

Elbistan Memur Sitesi Sosyal Tesislerin bakım ve onarımları bana bağlı olduğu için sosyal tesislere gelenlerin büyük bir çoğunluğu ile muhatap oluyordum. Elbistan’da tek sosyal tesis olarak da Memur Sitesi Sosyal Tesislerimiz hizmet veriyordu. Mesai bitiminde Yüzbaşı Sosyal tesislere gelirdi.  Zaman geçirmek adına kısa süreliğine tavla oynardık. Tavla oynadığımız bir sırada sitenin kantin görevlisi Kübüş bey; yanımıza gelerek:’’Yüzbaşım, aşı saati geldi. Aşıya gitmiyor muyuz?’’ Şeklinde bir soru yöneltti. Yüzbaşı, kol satına baktı.’’ Tam zamanıdır. Gidelim.’’ Dedi.

Tavlayı hemen kapattı.. Acele bir şekilde ayağa kalktı… Ben,’’Yahu ne aşısıdır bu? Verem aşısı mı ? olacaksınız.’’ Deyip, takıldım. Yüzbaşı, olayı anlattı. 6 (altı) günden beri aşıya gidip geldiklerini söyleyince paniklenme sırası bana geldi. Arkadaşlar gibi, aşıya başlama zamanım çoktan geçmişti. Aşı yönünden, benim için yapılacak bir şey kalmamıştı. Canım sıkılıyor, kuduza ilişkin araştırma yapmaya başladım. Geniş bilgi edindim. Ancak kafamdaki soru işaretlerini söküp atamıyordum. Kısa bir zamandan sonra, kuduz psikozuna girdim. Kendimi dinlemeye başladım. En fazla kulaklarımı dinliyordum.

Kulağınızı dinlerseniz, çınlamalarını rahatlıkla duyabilirsiniz. Bende de böyle oldu. Gün geçtikçe kulak çınlaması artıyor, uykularımı kaçırıyordu… Konuyu eşime de açamıyorum, hiç kimseye de…Rahatlamak için doktora görünmem gerekiyordu. Ancak Elbistan’da Kulak Burun Boğaz Uzmanı yoktu. En yakın yer Malatya. Malatya’ya gitmeye karar verdim. Yola çıkacağımız günün sabahı, emrimde çalışan arkadaşlarım arasında görev bölümü yaptım.

Müessesenin kurulu bulunan Isı tesisleri işletilmesi, bakım ve onarımı ile yapımı devam edenlerin kontrol işlerini de takip ediyordum. Bunlara ilave olarak jeneratörlerin bakımı, onarımı ve çalıştırılması bana bağlı elemanlar tarafından yapılıyordu. O gün Jeneratörlerin çalıştırıcısı izine ayrıldı.( Jeneratör: mekanik enerjiyi, elektrik enerjisine çeviren makinelere denir. Sitede 250 KVA’lık biri asıl ve biri yedek olmak üzere iki adet jeneratörümüz vardı. Elektrik kesintilerinde otomatik olarak devreye girdiği gibi, manüel olarak da devreye alınabiliyorlardı.) Yerine başkasını görevlendirmiştim. İş bölümü ve görevlendirme yaptıktan sonra, eşimle beraber yola koyulduk. Öğle zamanı Malatya’ya vardık. Öle tatili idi. Elimizdeki adrese göre doktorun yerini aradık. Zorlanmadan yerini belirledik. Sonra eşimle beraber yemek, yemek üzere muayenehanenin önünden ayrıldık. Yolumuz Emniyet Lokantasına çıktık. El – yüz yıkadık. Lokantanın yola bakan tarafında bir masaya oturduk… Yemekten sonra, doktorumuzun yanına gitmek üzere lokantadan ayrıldık… Benim aklım/ fikrim kulağımın çınlamasındadır. Bir soru çengelidir, beynimde asılı duruyordu. Doktorun muayenehanesine geldik,  Sekreterine adımı yazdırdım. Elbistan’dan geldiğimizi, zamanımızın kısıtlı olduğunu ve aynı gün geri dönmemiz gerektiğini, bizi fazla bekletmemesi için durumu doktora bildirmesini ricada bulundum. Yerime oturdum. Fazla zaman geçmeden sıra bana geldi. Doktorla tanışma faslından sonra konuyu olduğu gibi anlattım.

Doktor, kulaklarımı kontrol etti. İşitme yetisini kontrol ettikten sonra;’’Bak arkadaşım, Kulaklarında işitme kaybı yok. Her iki kulak sağlam. Kuduz hikayesine gelince; tokalaşmak, tavla oynamak, karşılıklı konuşmakla kişiden kişiye kuduz bulaşmaz. Rahatsız olmayan her  insan, kulağını dinlediği zaman çınladığını duyar. Sendeki hadse psikolojiktir, Bildiğin gibi Kuduz Aşısı, ünlü Fransız Bilim adamı; Louis Pasteor tarafından bulunmuştur.’’27 Aralık 1822 – 28 Eylül 1895’’ Kuduz virüsü köpeklerin ısırması yoluyla insana geçer. Zamanında tedaviye başlanmasa ölümle sonuçlanır. Yaşadığın olay, sende psikolojik bir etki yaratmıştır. Rahat ol, sende bir şey yok.’’ Dedi.

Aynı gün Elbistan’a geri döndük. Eve vardığımızda, Oturmakta olduğumu evin karşısında kurulu bulunan jeneratör dairesinin çevresinde şube müdürleri ve site sakinlerinin bir kısmı toplanmış,yüksek sesle tartışıyorlardı… Sesleri evimize kadar geliyordu. Eve girmeden yanlarına gittim. Şube müdürlerinden biri bana dönerek;’’Nerede kaldın kardeşim? İki tane jeneratörümüz devre dışı kaldı. İkisi aynı günde nasıl arza yapar? Hava sıcaklığı sıfırın altında, Tesisler donmak üzere, arıza uzun sürerse, her taraf patlamaya başlayacak, milyonlarca zarar olacak,’’ dedi. Ben konuşulanları duymazlıktan geldim. Orada hazır bulunan Elektrik Mühendis Osman Beyden Jeneratörün elektrik devrelerinde sorun olup olmadığını sordum. Osman Bey,’’ Devreleri tek,tek kontrol ettim. Hiçbir arıza yok.’’dedi.’’    ( Benim yokluğumda, nedeni tarafımdan anlaşılmayan bir işlem yapılmıştı. Motorun Antifrizli suyunu boşaltmışlar, yerine çeşme suyu doldurmuşlardı.) Bunun üzerine ben, kış şartlarına uygun olmayan çeşme suyunun boşaltılmasına ve yerine antifrizli su konmasına emrettim. Gerekli hazırlıklar yapıldı. Motora antifrizli su kondu. İşçime, ‘’pencereyi aç. oda havalansın,’’dedim Gereğini yaptı. Bizzat ben motorun marş butonuna / düğmesine bastım. Motor çalıştı. Fazla konuşan şube müdürü arkadaşım:’’ Motoru bizde çalıştırdık, on dakika sonra durdu. Şimdide  on dakika sonra duracak ,’’dedi. Oysa motor durmayacaktı. Motor çalıştırdıktan sonra eve dönmek üzere  jeneratör dairesinden ayrılırken; ‘’yahu makine şimdi duracak, nereye gidiyorsun,’’dendi. Ben dinlemedim, eve döndüm. Evimin jeneratör dairesine bakan pencereden oradaki kalabalığı izledim. Yarım saat beklediler, makine durmayınca, kalabalık dağıldı.

Arızaya gelince; jeneratör dairesi olarak kullandığımız bina bu iş için tasarlanmamıştı. Yüksekliği az, hacmi küçük, havalandırması yoktu. Motor çalışınca oda havası on dakika içinde ısıtıyordu. Isınan havanın motora zara vermemesi için duvarda bir tane termostat monte edilmişti. Hava ısındığında termostat devreye giriyor, motoru durduruyordu. Ben işçilerime, odaya yeteri  hava girsin diye pencereyi açık tutmaları talimatını vermiştim.. Öylede yapıyorlardı. Ancak yeni görevlendirilen işçimiz, pencereyi kapalı tutunca, hava girişi olmamıştı.

İşle ilgilenirken, kulağımın çınlaması geçti. Çünkü; kulağımı dinlemek için fırsat bulamamıştım. Jeneratör arızası sanki bana ilaç olmuştu. Resmen iyileştim. Rahatsızlığım geçmişti. Hayatımın bu önemli dönemecini atlatmış olmam, mutluluk vermişti bana.

Hazırlayan /Asaf Hişmi          

Share
54 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+5 = ?