ÜST REKLAM

logo

reklam

KOMÜN GÜNLERİ

Mutfak tiyatro Katarsis, Aşçı ODTÜ Oyuncuları, sunum;

Irwın Shaw’ın yazdığı, Zeynel Abidin Karadaş’ın yönettiği muazzam bir oyun olan Ölüleri Gömün isimli ile tiyatro severlerin karşısına çıkan Tiyatro Katarsis, ilçemiz halkını ODTÜ Oyuncuları ile buluşturuyor. ODTÜ Oyuncuları’nın ücretsiz sahnelenecek olan oyunu Komün Günleri 2 Perdeden oluşuyor. Oyunun sahnelenmeden 1 ay öncesinden ilçemize gelerek sahne, dekor incelemesi yapan oyuncular perde arkasında kalmayı tercih eden Tiyatro Katarsis Yönetmeni Zeynel Abidin Karadaş ve Tiyatro Katarsis oyuncusu Hıdır Turgut’un misafiri oldular. Dolu dolu sanat, dolu dolu Samandağ, dolu dolu eğitimin konuşulduğu söyleşimizde oyunun sahneleneceği ve sonrasında söyleşi yapılacağı bilgisi bizi heyecanlandırdı. İlimiz ve ilçemizde sahnelenecek olan Komün Günleri programı şöyle; 29 Eylül Cuma 19:30 Hatay Kültür Merkezi (Ardından Söyleşi) 30 Eylül Cumartesi 19:30 Hatay Kültür Merkezi, 1 Ekim Pazar 19.30 Samandağ Kültür Merkezi (Ardından Söyleşi). Proleter Devrimin Şafağı, Yetmiş iki gün süren Paris Komününü izleyin demiyoruz. Mu-hak-kak iz-le-yin! 

İlçemize gelişleri aslında tamamı ile hayal iken Tiyatro Katarsis Yönetmeni Karadaş’ın daveti ile Hatay amatör tiyatrolarına vizyon katacak süreç başlar. Daha iyisi, daha güzeli, daha verimlisi için sürekli bir arayış içinde olan Tiyatro Katarsis Yönetmeni Zeynel Abidin Karadaş, oyuncularından oluşan bir ekip ile ODTÜ yolunu tutar… Sonrası mı? Hadi ondan dinleyelim…

ODTÜ heyecanlandırdı…

Sürekli içimizde bir açlık, bir çığır açmalı değişim rüzgarı estirmeliyiz. Bu işin en iyisinin adresini aradık ve bulduk.  ODTÜ şenliğine katıldık. Sonrasında belki olur neden olmasın diyerek biz onları davet ettik. Mayıs aylarında gelemeyeceklerini fakat Eylül ayında ayarlayabileceklerini belirttiler. Şuan buradalar. Oyunun sahnelenmesine 1 ay kala burada ses, ışık, dekor; oyunun sahnelenmesi için ne gerekli ise tüm koşulları değerlendirdiler.

ODTÜ Oyuncuları Neslişah Canbaz ve Ali Talep  “Biz de Hatay’a gelmeyi çok istiyorduk ekip olarak. Şenliğimize katılan Tiyatro Katarsis ekibi ile çok iyi kaynaştık onları çok sevdik. Hatay konuşulduğunda da çok heyecanlanmıştık. İstiyorduk yani Katarsis ile görüşmeyi onları konuk etmeyi ve bu bağı güçlendirmeyi. Oyun tarihini Eylül sonrasına ayarlayabildik.

Şuanda Hatay’da bulunma nedenimiz oyunu en iyi sahneleyebileceğimiz ortamı sağlamak. Turneye çıkarken bazı dezavantajlarımız oluyor. Bizim sahnemiz biraz oval bir sahne. Gittiğimiz sahnelerde çerçeve uymayabiliyor. Sahneye geldiğimizde bazı sorunlar yaşayabiliyoruz. Sorunları da önceden gidip görüp aşabilmek adına bir, bir buçuk ay öncesinden gidip oyunumuzu sahneleyeceğimiz mekanı görüyoruz. Oyunun sahneleneceği gün el ayağa dolaştığı için planlama yapmak ve bu kontrolleri yapabilmek zorlaşıyor. Soruna erken müdahale her zaman önceliğimiz olmalı. Bu hayatın her alanında öyle.

Seyirci şehirden şehre gerçekten çok fark ediyor ve bence farklı açılardan seyircilerimizin olması çok hoş oluyor. Bizim açımızdan çok büyük bir deneyim. Çünkü ortak geçmişleri çok farklı oluyor izleyenlerin. Genelde turne söyleşileri belki normalde yaptığımız söyleşilere oranla çok farklı geçiyor. Çok güzel geçiyor. Bizim içinde bir artı noktası oluyor. O anlamda Tiyatro Katarsis’e bize bir şans tanıdıkları için teşekkür ediyoruz.

Oyun mu izlenmeli, oyuncu mu?

Gerçek seyircinin önemine değinen konuşması ile ODTÜ Oyuncularının sözlerini tamamlayan Yönetmen Karadaş, “ben Hatay’a gelen tiyatroları biliyorum. Bir çok ünlü isim buna dahil. Oyundan iki saat önce gelip hemen dekor kurup, çok büyük dekor hatalarıyla oyunu sergiliyorlar. Tabi tanınmış ünlü ya, o yüzden önemsemiyor seyircileri. Oyunun normal dekorunu biliyorum. Ama sahneye yerleştirilen o oyunun dekoru değil! Hemen oraya bir şey yığıyorlar. Seyirci de o ünlü oyuncuyu görmeye geldiği için hiç önemsenmiyor dekoru.

Arkadaşlarımız oyunlarını çok ciddiye alıyorlar. Son bir, bir buçuk ay içerisinde defalarca telefonda görüştük. Sadece bizim için değil gittikleri her turneye planlama yapabilmek için bir ay önce gidiyorlar ve en ince ayrıntısına kadar inceleme yapıyorlar.

İşlerini çok ciddiye alıyorlar. Biz onlardan ilham aldık. İşlerini dibine kadar hakkını vererek yapıyorlar.

Hatay’da sahnelenecek oyunu sorduk…

Bertolt Brecht’in Komün günlerini sahneleyeceğiz. Paris Komününü anlatan bir oyun. Brecht’in son zamanlarında ölmesine yakın yazdığı bir oyun aslında. Birazcık bu anlamda Brecht’in diğer oyunlarından farklı. 1871 yılında Paris’te o dönemki savaşları anlatıyor. O dönem Rusya ile Fransa savaş halinde ama bu savaşın bitimine yakın Paris çalkalanıyor. Ve Paris’in etrafı kuşatılmış durumda. Almanya birlikleri ciddi bir şekilde Paris’i sarmış durumda. Bizim de Kuvayi Milli’ye ye benzer onlarda da milis kuvvetleri var. Milis kuvvetleri de halktan ve çoğunlukla da işçi sınıfı.

Ve bu insanlar Paris’i vermek istemiyorlar. Bir yandan o dönem işçi hareketlerinin çok yoğun olduğu bir dönem. İşçi sınıfının artık bilinçlenmeye başladığı bir dönem. Yavaş yavaş hak talep etmeye başladığı bir dönem. Üst sınıfta korkuyor. ‘Biz işçi sınıfının hak talep etmeye başladığı bir dönemde onları silahlandırıyoruz. Ve onlar savaşacaklar. Bu insanlar bu silahları bize döndürebilirler’ korkusundalar. Ve gerçekten de öyle oluyor. Tier yani Fransa’nın başındaki yönetici, bu durumun oluşmasından korktuğu için Almanya ile bir ateşkes imzalıyor. Bunun farkına varan Paris halkı, komün ilan ediyor. Bu oyun da 3 aylık bir komün süresini anlatıyor. Belgesel anlatıma yakın bir anlatımı var oyunun.

Brecht oyunu yazarken tarihten çok fazla referans almış. Oyunda karakter çok fazla. Oyunda Brecht’in kastı ne kadar bilemiyoruz ama biz oyunu 35 kişi oynuyoruz. Oyun bir defa sahneleniyor. 1960’larda Ankara Sanat sahneleniyor bu oyunu.

Türkiye’de komün kelimesine karşı hepimizin bir antipatisi var. Negatif bir yaklaşımı vardır. Bu yaklaşın üzerine de düşünülmesi araştırılması gerekiyor. Bu yaklaşım neye dayandırılıyor ve ya ne zaman başladı.

Belgesel yaklaşımından bahsettik. Bertolt Brecht Alman bir yazar. Tiyatral bir yaklaşımı var. Dönemi biraz daha gündemden uzak tutmaya çalışarak sanki onu biraz daha uzaktan izliyormuş gibi bir yaklaşım ortaya koymaya çalışıyor. Bu şekilde yaparak aslında empati yapmanızı istemiyor Brecht. Herhangi bir karaktere üzülüp ağlamanızı istemiyor. Uzaktan bir bakıp karakter niye ağlıyor onu değerlendirmenizi istiyor. Öyle bir tiyatro yaklaşımı var.

Oyunun Yönetimi ile ilgili bilgi veren ODTÜ Oyuncuları, topluluğun yetiştirdiği, topluluğun eskileri bir reji grubu oluşturup dış gözümüz oluyor.

Dışarıdan biri gelsin de oyunu yönetsin anlayışı yok. Topluluğun yetiştirdiği, topluluğun eskileri bir reji grubu oluşturup dış gözümüz oluyor.

Neden ODTÜ Oyuncuları sorumuza Yönetmen Karadaş; Oyunun seçimi ve düşünceleri bir yana beni en çok etkileyen onların yaşam tarzları oldu. Bu oyuncuların her biri ODTÜ’de çok güzel bölümlerde okuyor. Ama her biri çok iyi ve mütevazi insanlar. Burada bir dekor kırıldı bizim Katarsis ekibinde bir usta çağırdık gelene kadar çok uğraştık. Onlar ise bütün bu tür ihtiyaçları birbirleriyle yardımlaşarak yapıyorlar. 2017’in teknolojisine direnmek çok güç bir şey. Ama bunu başarıyorlar. Bu anlamda onları tebrik ediyorum.

Kimi oyunlar gerçekten birazcık özdeşleştirmeyi gerektirirken kimi oyunlarda özdeşleştirmemenin daha sağlıklı oyunlardır. Ama her türlü oyunun bir psikolojisi ne kadar oyunun içine girmesi üzerimizde sirayet ediyor. Bence bu durum çok zor ve çok güzel bir şey.

Andan ana geçiş bence tükenmişliktir…

Oynadıkları karakterin ruh hallerine yansıyıp yansımadığı üzerine Yönetmen Karadaş;  Aslında oyuncukla ilgili olarak bu durum karaktere nasıl baktığınızla ilgili bir durum. Karaktere saygı duymak ve ayıp etmemekle ilgili bir durum. Oyunda ki rolü tam olarak anlamlandıramazsak karaktere ayıp olur şeklinde düşünüyorum. Bence olması gereken bu. Bu işte deneyimli olan ya da bu işten para kazanan arkadaşlar dönüp işlerini halledip sonra hemen rollere giriyorlar. Ve bunu bir meziyet zannediyorlar. Yani andan ana geçişin, asıl profesyonellik falan olduğunu düşünüyorlar. Bence bu tükenmişliktir. Bence bu olayı inceltir. Ciddiyetsizleştirir. Daha somuta ve basite indirger. Bence kişinin role bu kadar kolay girmemesi lazım. Çünkü oyunculukla ilgi ben herkesin oynayabileceğini düşünüyorum. Mimikler jestler dediğimiz şeyler doğada var. Ben kaç defa Katarsis ekibine gördüğüm ve aklımdan çıkamayan bir anı anlatırım. Bence tiyatronun bilimle, sanatla, doğayla ilişkisine bu yönden bakabiliriz.

Yerel anlamda burada izlediğimiz şeyler tiyatro değil. Samandağ’ına insanlara sunulan şeyler gerçek değil. Ve yapılan şeyler tiyatro değil. Daha farklı oyun izlemedikleri için bunu fark edemiyorlar. O anlamda gelişime açık değiller.

Biz ODTÜ’ye bıçaklanmaya gittik.

ODTÜ’ye gidiş sürecini anlatan Yönetmen Karadaş;  Mustafa Kemal Üniversitesi bir şenlik düzenledi. Biz birçok oyuncu gönderdik. Onlara katkı sunmaya ve onlardan bir şeyler öğrenmeye çalıştık.  Bizim ODTÜ’ye gitme sebebimiz de şu oldu, dedim ki bizim kocaman bir tokada ihtiyacımız var. Biz ODTÜ’ye bıçaklanmaya gittik. Hatay’da ne yaptıysak iyiymiş gibi duruyor ama iyi değil. Bizden çok daha iyileri var. Buna kapalı olmak çok büyük bir tehlike. Keşke oyun izleseler Samandağ’ında tiyatroyla ilgilenen arkadaşlar. Keşke oyun okusalar. Avrupa bu noktada ne yapıyor diye bir baksalar. İstanbul, Ankara, ODTÜ ne yapıyor diye baksalar, görüşmeler yapsalar büyük bir derece gelişim gösterirler. İki arkadaşımız Ankara’dan geldi. Ve inanılmaz güzel vakit geçiriyoruz. İnanın bana 3 -4 kitap okumaktan daha faydalı bizim için bu buluşma. Ben bu işi sevdiğim için yapıyorum, para için yapmıyorum. Tiyatroyu Antik Kent’te yapan insanların o duygularıyla o aşkıyla yapıyoruz. Öyle yapan adamlarla da bir araya geliyoruz.

Bir şeyi merak ettim. Sayın Karadaş’ın ifade ettiği bir söz oldu. ODTÜ’de bulunan insanların çok salaş giyindiği, çimlerin üzerlerinde uyuduklarını ve babamızın giydiği gibi gömlekler giydiğini gözlemlediğini ifade etti. Bunun sebebi nedir acaba? ODTÜ’nün misyonu mu öyle? sorumuza; ODTÜ’nün kendi içi de bu şekilde. Binaları dışarıdan çok eski görünüyor. Yani resmen diyorlar ki içimdeki eyleme güveniyorum. Dışarısını boyamama süslememe gerek yok. İçindeki yapılan eyleme çok önem veriliyor. İçerisinde bir kütüphane var. Zannedersiniz ki terk edilmiş ama içerisindeki eylem o kadar büyük ki 24 saat açık bir kütüphane. Avrupa’da zaten öyle de bizde yok. Burada saat 5’i buldu mu kütüphaneler kapanıyor. Eee çalışmak isteyen ama vakti olmayan insan ne yapacak, nasıl çalışacak.

Sanatın içine girmiş mesela en basit olarak giydiği bir kostümün dönemi yansıttığını bilen bir oyuncu için artık giydiği kıyafete ya da yediği yemeğe pek önem vermeyebiliyor. Çünkü artık hayatta daha önemli şeyler olduğunu fark ediyorlar. Bu biraz buna dayanıyor. Böyle düşünülüyor ama ODTÜ’de okuyan öğrencilerin hepsi de öyle değil yani. Egolarının olmaması ve bu kadar mütevazi olmaları benim uzun zamandır görmediğim bir ahlak. Ve arkadaşları gördüğüm zaman çok şaşırmış aynı zamanda çokta takdir etmiştim.

Teknolojinin gelişimi tiyatroya kan kaybettiriyor…

ODTÜ Oyuncuları; bizce anlattığınız kadar harika değiliz. Bu görüntü birazda şenlikten kaynaklanıyor. Yıllardan beri yapılıyor bu şenlik ve bu duruma şenlik etkili oluyor olabilir. Teknolojinin gelişimi tiyatroya kan kaybettiriyor ama biz bunun önüne geçmeye çalışıyoruz. Bu anlamda kendi topluluğumuzu bazen topa tutuyoruz. Ve sanatsal kaliteyi arayan ve sanata sadece sanat olduğu için değer veren insanlarla tanışmak, bir araya gelmek bizi çok mutlu ediyor.

Bizim mesela şenliği eleştirdiğimiz birçok nokta var. Bunlardan biri mesela biz sandviç yapıyoruz. Gelen ekiplere ücretsiz veriliyor. Mesela eskiden o sandviçler o gelen ekiplerin hepsiyle birlikte yapılıyordu. Bunun mantığı şu şekilde. Biz bu şenliği hep beraber yapıyoruz. Siz olmazsanız bu şenlik olmayacaktı. Bunu bize Ege Üniversitesi söylemişti. Bize de onlar çok üst bir yerde gibi geliyorlar. Biz çok şey kaybetmişiz gibi geliyor. Şenliğin birçok eksiği var bunu bizim birlikte düzeltmemiz gerekiyor.

Peki mezuniyet sonrası ODTÜ Oyuncuları grubu ne oluyor? sorumuza; Topluluk sürekli kan değiştiriyor. Her 4 yılda bir hafızasını yeniliyor. Her yıl bir üniversite topluluğu olduğu için yeni gelen yeni bir kan oluyor. Yaklaşık 10 – 20 kişi oluyor. O yüzden bizim toplulukta aktarım bayağı önemli oluyor. Bildiğini aktarmak. Yoksa başka türlü topluluğun kültürünü, geleneğini aktarmak çok zor olur.

Bu oyunu oynamayız dediğimiz bir oyun yok. Bence her oyun oynanabilir. Ama oyunu oynarken de bir amacımız oluyor. Oyun oynamak demek bir mesajı karşı tarafa iletmek demek. Tiyatronun o kanalını kullanarak bir mesaj iletmek demek. O anlamda da seçmeye çalıştığımız oyunları uzun bir eleme sürecinden geçirerek değerlendiriyoruz. Çünkü o sene bizim ifade etmek istediğimiz mesaj oluyor. O yüzden olabildiğince yazarın aktarmaya çalıştığı şekilde vurgulamaya çalışıyoruz. Bu sene ki oyunda ta Gezi eylemleri zamanından düşünülüyordu. Çünkü orada da halkın silahsız bir direnişi vardı.

Oyunları olabildiğince çeşitlendirmeye çalışıyoruz ama sevdiğimiz yazarlar var. Kimi zaman hiç denenmemiş yazarlar ve oyunculuk tipleri deniyoruz. Ama Brecht geçmişimizde bulunan ve sevdiğimiz bir yazar. Günlük hayatta üstüne durmadığımız tamam deyip geçtiğimiz noktaları çok farklı noktalardan ele alıyor. Tekrar, tekrar sorgulatıyor yani. Bu yüzden dikkatimizi çekmiyor değil.

Sahnelenecek oyunumuz, Oyun birazcık toplumsal bir bakış açısıyla bakıyor. Bir yerde burjuvazi bir yerde proletarya var. İkisinin arasındaki çizgiden okuyor. Ama Brecht gerçekten hayatın içinden gelmiş bir yazar ve sahneleri izlerken de en büyük odak bu olmasa da aşkı da görüyoruz hikâyede. Aşk görmek için görmüyoruz. Toplumda var olduğu için görüyoruz. Brecht oyunlarındaki güzel nokta da o. Tartıştığı bir konu olur ama her karakter kendi hayatını yaşamaya devam eder.

Çok fazla karakterle oyunu oynamak büyük bir cesaret ister. Ben şeyi merak ediyorum bugün oynamak istemiyorum, ruh halim iyi değil hastayım diyen oluyor mu?

ODTÜ Oyuncuları; Tabi ki her zaman her zaman mükemmel olmuyoruz. Bazı oyunlarda gerçekten psikolojimiz kötü olabiliyor. Kimi oyunlarda da başka birinin psikolojisi iyi olmayabiliyor. Bu önemli olmuyor. Benim o kişiyle yaptığım çalışma önemli oluyor. Bu durumda ne ben önemli oluyorum ne o önemli oluyor. Bu şekilde hareket edeceksek provalar çok aksar. Biz başladığımız zaman tiyatro topluluğunda ilk öğrendiğim şey disiplin oldu. Bir oyun çıkarmak istiyorsanız disiplinli olmak zorundasınız. Kişilerin keyfine kaldığı zaman sürüncemeye gidiyor ve oyun aksıyor. Biz ülke olarak ta tembeliz biraz. Bunu insanlara alıştırmak zorundayız. Oyun çıkarmanın ne kadar zor olduğunu kavradığı zaman o insan sorumluluğunu da yerine getiriyor. Tiyatro büyük emek ve fedakârlık vermen gereken bir alan olduğu için bu alana uygun olmayan insanlar başından bırakıyorlar. Ders konusuna gelince, derslerin olumsuz etkilenip etkilenmemesi kişiye bağlı bir şey aslında. Tam tersine tiyatro bizi disipline ediyor ve zamanı doğru şekilde kullanmaya yardımcı oluyor. Ama kimi insanlar bunu bahane edebiliyorlar. Ve dersleri de kötü olabiliyor.

İl ve ilçe ile ilgili izlenimini dile getiren ODTÜ Oyuncuları; Antakya Kültür Merkezini ve Samandağ Kültür Merkezini iki gündür geziyoruz. Ve ağzımız açık seyrediyoruz. Bu sahnelerin bu kadar az kullanılması düşündürüyor. Oysa ki, burada her akşam bir etkinliğin düzenlenmesi gerekiyor.

Sanatsız bir yaşamı düşünemiyoruz. Bu bizim özümüz olmuş durumda. Biz tüm halkımızı bu özü görmeye davet ediyoruz.

Haber : Ümit Sağaltıcı

Foto : Nazlı Hüzmeli

Share
528 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+7 = ?