ÜST REKLAM

logo

reklam

KALEMİNİ HALKINA ADAMIŞ BİR YAZAR SABAHATTİN ALİ


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

 

‘’Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül aldırma

Ağladığın duyulmasın

Aldırma gönül aldırma

Dışarda deli dalgalar

Gelip duvarları yalar

Seni bu sesler oyalar

Aldırma gönül aldırma

     ——————-

Dertlerin kalkınca şaha

Bir sitem yolla Allah’a

Görecek günler var daha

Aldırma gönül aldırma’’ Bu hapishane şarkısının sözleri Sabahattin Ali’ye ait Edip Akbayram ise Türküye çevirdi ve hemen hepimiz biliriz bu türküyü.

Ahmet Kaya, Kara yazı.

Sezen Aksu , Çocuklar gibi.

Nükhet Duru, Melankoli.

Nükhet Duru, Ben yine sana vurgunum.

Zülfü Livaneli, Leylim ley gibi şarkıların söz yazarı hepsi Sabahattin Aliye, Kocaman yürekli yazara ve şaire aittir.

Edip Akbayram’ın söylediği ‘’Aldırma gönül…’’ şarkısının sözlerini  Sabahattın Ali Sinop cezaevinde yazmış, 1948 yılının Haziran ayı ortalarında Kırklareli’nin Sazara köyü yakınlarında bir çobanın bulduğu çıplak erkek cesedi Nazim Hikmet’in ‘’Türk edebiyatının ilk devrimci- gerçekçi hikayeci ve romancısı ‘’ diye nitelediği Sabahattin Ali’ye aitti.

Belki ‘’Bir insanın vicdanı varsa eğer, solcu olmaktan başka seçeneği yoktur’’ dediği için katledildi.

Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907’de Edirne Vilayeti’nin Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere kazasında doğmuştur.

2 Nisan 1948 tarihinde bir komploya uğratılarak öldürülen yazar Sabahattin Ali’nin acıklı yaşamı, bir filme konu olacak boyutta ve niteliktedir. O’nun babası soyca Karadeniz yöresindeki Of ilçesine dayalı Piyade Yüzbaşısı Ali Selahattin Bey, annesi Çerkez kökenli sık sık histeri nöbetleri geçiren huysuz yaradılışlı Saniye Hanım’dır.

Sabahattin Ali, iki erkek bir kızdan oluşan üç çocuklu bir ailenin en büyük çocuğudur. Kısa yoldan İstanbul ilk öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra, bir yıl Yozgat’ta ilkokul öğretmenliği yapmış; daha sonra 1928’de Milli Eğitim Bakanlığı’nca yabancı dil öğretmenliği için Almanya’ya gönderilmiştir. Orada iki yıl öğrenim gören Sabahattin Ali, yurda döndüğünde Gazi Eğitim Enstitü’sünde yeterlik sınavı vererek ortaokullara Almanca öğretmeni olmuştur.

O, meslek yaşamında türlü nedenlerden dolayı üç kez soruşturma geçirmiş; birinci soruşturmada aklanmışken, ikinci ve üçüncü soruşturmada mahkûm olmuştur. Bu yüzden Konya ve Sinop’tan başka Üsküdar Paşakapısı cezaevlerinde toplam bir yıl üç ay hapiste yatmış; en son 1945’te Konservatuardaki işinden uzaklaştırılarak, işsiz kalmıştır.

Bunun üzerine İstanbul’a gidip gazeteciliğe başlar. Hapiste yattığı sıralarda ise kimi hekimlere satırı beş kuruştan Almanca çevriler yapmıştır.

Sabahattin Ali, yazılarını değişik tarihlerde Atsız, Çağlayan, Güneş, Hayat, Meşale, Irmak, Akbaba, Servet-i Fünun, Varlık, Çınaraltı, Resimli Ay, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, dergileriyle; Yeni Anadolu, Tan, Görüşler, Yeni Dünya, Gün, La Turquie, Zincirli Hürriyet, Gerçek gazetelerinde yazdı.

O, her alanı içinden yaşayıp onları kendine göre değerlendirmeyi amaçlamıştır. Bu açıdan onun, özellikle edebiyatımızın öykü türüne çok parlak yeni ufuklar açtığına tanık oluruz.

Arka arkaya yayınladığı Değirmen(1935), Kağnı (1936), Ses (1937), Yeni Dünya (1943), Sırça Köşk (1947), adlı öykülerinin yanı sıra Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940), Kürk Mantolu Madonna (1943) adlı romanları ve Esirler (1946) adındaki oyunuyla da edebiyatımızda köklü bir yer edinmiştir.

Yazar, daha çok yereli ulusa taşıyan öyküleriyle kendisine büyük ün sağlamıştır. Onlar geniş halk kitlelerine yayılmış; her kesimden övgü dolu olumlu sesler getirmiştir.

Sabahattin Ali, öykülerinin genelinde halkın hem bakış açısını, hem de dilini ortaya koymuştur.

Sabahattin Ali, insanı değişen bir varlık olarak kabul ettiğinden, onun her alanda değişip yücelmesini ister. Olayları işlerken, asıl tabanda yatan üretim eylemine ilişkin karmaşık insan ilişkilerini okuyucuya sezdirir. Duygu sömürüsüne yer vermeksizin, insansal değerleri ve yücelikleri sergiler. İnsanları iç karmaşalarından kurtararak, doğru ve aydınlık olana yöneltmeyi amaçlar. Kısa olayları, sağlam bir yapıya ulaştırıp, kurguya doğru ve gerçek bir kuruluşla pekiştirir. Kimi ilişkilerindeki kaba ve içgüdüsel dürtüleri törpüleme yoluna gider. Anlatımında yaratıcı ve gözlem gücüyle, her ele aldığı olaya kanlı canlı birer dirilik kazandırır. Onda öykülerin ana gereci, olay ve dildir. Dilin ise iç güzelliği, ustaca yakalanmıştır.

Sanatçı daha çok somut olayların çözümünü öne çıkarmıştır. İnsanın asla olumsuzluğunu gündeme getirmez. Öykülerinde ekleme ve zorlamayı içeren sonları kullanmaz; yer yer dilin ve gerçeğin sınırlarını genişletir.

Betimlemeler; yerine göre olaylara, kişilere ve nesnelere yönelir. Nesnelerle kişi betimlemeleri arasındaki sınırı, dengeli olarak belirler. O, görsel betimlemelere daha çok yer verir. Nesneleri ele alırken onların özdek, biçim, renk ve işlevselliklerini göz önünde tutar. Kişileri toplumsal bağlarından asla koparmaz. Kimi yerde değişik yabancılaşmaları sergiler. Dilin anlatım gücünün çoğaltılmasının yanı sıra, genelde kurmacaya yer vermez.

Halkın özgür emeğinin gerçek çizgisine oturmasını ister. Hep toplumsal sorumluluk duygusunu öne çıkarır. Biçimle içerik arasındaki tam bir ustalıkla kurar.

Sabahattin Ali, türlü yollarla açık ya da kapalı olarak, Türk halkına kendi düşünceleriyle uygulamalardaki çağdışı ve hukuk dışı işlemlere ilişkin bir takım görüşlerini şöyle belirtmiştir: ‘’ Namuslu olmak, ne zor şeymiş meğer! Bir gün Almanların pabucunu yalayan ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi çilekeş milletimizdir (Ali Baba, 25.11.1947)’’

Şurası bir gerçektir ki; yoksulluk, eğitimsizlik ve düşünce ayrılıkları yüzünden geçmişte halkımız pek çok sıkıntılar çekmiştir. Umudumuzu asla yitirecek değiliz. Bir gün ülkemiz sanatçı,  bilim adamı gibi yaratıcı evlatlarına sahip çıkacak ve onları bağrına basacaktır.

Buna yürekten inanmayı diliyoruz.

Kaynakça:

Nedir. Nedir. Com.

Mehmet Aydın.

Ümit Sağaltıcı

 

 

 

Share
1268 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+10 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • MEMLEKETTE HAK, HUKUK ADALET VAR MI?

    17 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Bu üç kavram varsa, iyi yoldayız, başarı mutlak olacak. Bu kavramları Samandağ ilçesinde arayalım. Bizim ilçede var mı? Varsa, nerede saklanmışlar da bizler göremiyoruz? Ben bu yüce değerleri çok aradım. Merak ediyordum. Bulamadım. Örneğin; Şehir merkezinde bulunan ve davası 1991 yılından beri çözüm bekleyen Park sorununun yasa ve yönetmelik açısından beraber bakalım ‘’İlimiz Samandağ İlçesi Atatürk Mahallesinde kâin 1042,1998 ve 4241 sayılı parseller, Mahkeme kararlarıyla Park olarak ihdas edildi Hatay Valiliğinin 17.10.2018 tarih ...
  • KAPİTALİST SİSTEMDE ONUR, HAYSİYET VE ŞEREF; PARADIR

    15 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan / Sami Aslan İnsanlık Kapitalizm ile birlikte Basit yeniden üretimden (sanayi öncesi antik ve orta çağlardaki tarıma dayanan üretim) Geniş yeniden üretim  ( teknolojik sanayiye dayanan üretim) sistemine geçmiştir. Çok uluslu tekelci şirketler ve Bankalar sistemi olan KAPİTALİST sistem demek, GENİŞ YENİDEN ÜRETİM SİSTEMİ demektir. Geniş yeniden üretim demek yüzbinlerce işçi ile en son teknoloji kullanarak dağlar gibi yığılan matahlar (mallar) üretmek demektir. Dağlar gibi yığılan üretilmiş MATAHLAR’ın milli sınır...
  • ZEYTİNİN TARİHÇESİ VE FAYDALARI

    08 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Zeytin, çok yönlü bir kültür bitkisi olarak, Anadolu mutfak kültüründe binlerce yıldan bu yana birçok alanda kullanılır. Anadolu’da yaşayan eski medeniyetler, zeytin ve zeytinyağını, dini kutsamalarda, nazardan korunmada, birçok hastalığın tedavisinde kullanırlardı. Tüm dinlerde zeytin, bereket, barış, akıl, uzun ömür ve olgunluk gibi simgesel anlamlar taşır. Zeytin ağacı, ağır büyüyen, fakat oldukça uzun yaşayan bir ağaçtır. Gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Üstelik de ömrünü tamamladığında köklerinden yeni bir ağaç filizlenmekt...
  • YEMEĞİN AZI KARAR ÇOĞU ZARAR

    01 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Hz. Muhammed’in şu sözünü hiç aklımızdan çıkarmayalım: “ sofradan tam doymadan kalkınız.” Bu sözün değerini sağlıkçılar daha iyi bilir. Yemek yemekten anladığımız, karnımızı doyurmak anlamında midemizi doldurmaktır. Midelerimizi bir çöp kutusu gibi dolduruyoruz. Doygunluğa ulaştığında yani tam doluluk sağlandığında “doydum” diyoruz. Maalesef bunu destekleyen diğer olgu ise lezzet adı altında damak tadı dediğimiz, yediklerimizin tatlı, ekşi, acı,tuzlu olmasının ön plana çıkmasıdır.M.Ö.106 –M.Ö.43 yılları arasında yaşamış ...