ÜST REKLAM

logo

reklam
27 Ağustos 2016

KADIN META DEĞİLDİR!


Evgin Dağ
deneme15@hotmail.com

Kadın; yüzlerce yıldır bir meta gibi gösteriliyor, doğum yapsın otursun isteniyor.

Bazen tecavüz edilip yakılarak katlediliyor. Öldürülmese bile tecavüze uğradıktan sonra “namusumuzu kirletti” denilerek psikolojik olarak linç ediliyor.

Töre cehaleti ile kendinden 30-40 yaş büyük biri ile evlendiriliyor.

Evlenmezse dayak yiyor, evden kaçsa erkek kardeşine öldürtülüyor.

Barbar karanlık ülkelerde hakkında “akademik konferanslar” düzenleniyor ve kadının bir “memeli hayvan” olduğu söylenerek insan yerine bile konmuyor.

Oysa ki kadın, hayatın her alanında var olma mücadelesi vermesi gereken, erk egemenliğine karşı sadece cinsi anlamda değil fikri anlamda da mücadele etmesi gerekiyor.

Etek boyuna göre, kızlık zarının sağlam(!) olup olmamasına göre namusunun temizliğine karar verilen kadın, yaşamın en önemli taşı olarak kendini bu çerçeveye hapseden erk egemenliğine artık dur demeli!

Kadın; doğurma makinası, erkeğe hizmetçi olan bir varlık değil, hayatın her alanında var olması gereken, daha çok söz sahibi olması gereken bir varlıktır.

Sahilde etek boyuna göre denize girebilir veya giremez kararını vermeye, kaç çocuk doğuracağına, dışarı nasıl çıkacağına hükmünü vermeye kimsenin hakkı da haddi de değil.

Ekmek su hava nasıl ki bütün canlıların olmazsa olmazı ise, kadın da hayatımızın olmazsa olmazıdır.

Bir erkek olarak şunu net söyleyebilirim ki erk egemenliğine son verecek olan kadınlardan başka kimse değildir.

Erk egemenliğine son vermenin yolu ise sadece etek boyu, doğurma veya doğurmama hürriyetini talep etmekle değil, sanatta siyasette sporda çürüyen sisteme karşı barikatların en önünde ve hayatın her alanında var olarak mücadele etmekten geçer.

 

 

Share
624 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+4 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ZEYTİNİN TARİHÇESİ VE FAYDALARI

    08 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Zeytin, çok yönlü bir kültür bitkisi olarak, Anadolu mutfak kültüründe binlerce yıldan bu yana birçok alanda kullanılır. Anadolu’da yaşayan eski medeniyetler, zeytin ve zeytinyağını, dini kutsamalarda, nazardan korunmada, birçok hastalığın tedavisinde kullanırlardı. Tüm dinlerde zeytin, bereket, barış, akıl, uzun ömür ve olgunluk gibi simgesel anlamlar taşır. Zeytin ağacı, ağır büyüyen, fakat oldukça uzun yaşayan bir ağaçtır. Gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Üstelik de ömrünü tamamladığında köklerinden yeni bir ağaç filizlenmekt...
  • YEMEĞİN AZI KARAR ÇOĞU ZARAR

    01 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Hz. Muhammed’in şu sözünü hiç aklımızdan çıkarmayalım: “ sofradan tam doymadan kalkınız.” Bu sözün değerini sağlıkçılar daha iyi bilir. Yemek yemekten anladığımız, karnımızı doyurmak anlamında midemizi doldurmaktır. Midelerimizi bir çöp kutusu gibi dolduruyoruz. Doygunluğa ulaştığında yani tam doluluk sağlandığında “doydum” diyoruz. Maalesef bunu destekleyen diğer olgu ise lezzet adı altında damak tadı dediğimiz, yediklerimizin tatlı, ekşi, acı,tuzlu olmasının ön plana çıkmasıdır.M.Ö.106 –M.Ö.43 yılları arasında yaşamış ...
  • HUBRİS (KİBİR) SENDROMU HASTALIĞI

    24 Haziran 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler

    Genelde siyasetçilerde görülen bu hastalık “tanrısal ego” olarak da biliniyor. İlk kez, Psikiyatrist David Owen ve Jonathan Davidson tarafından dile getirilen bu sendrom, 2010 yılında tıp dünyasının önemli dergilerinden biri olan Brain’ de yayınlanmış. David Owen ve Jonathan Davidson’a göre  sendrom bir “güç zehirlenmesi”dir.  Diktatörler, “hubris Sendromu”na özel bir eğilim taşırlar.  Demokratik ülkelerde, tekrarlayan seçim zaferleri liderlerin Hubris Sendromu hastalığına yakalanma olasılığını arttırıyor. Bu has...
  • KAPİTALİST UYGARLIĞIN FELAKETLERİ

    17 Haziran 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Eğitimci - Sami ASLAN Karl Marks,19.yy’da kapitalizmin insanlığın başına getireceği felaketlerin farkındaydı. Marks, toplum yaşamının ekoloji merkezli olması gerektiğini düşünmüş, doğanın özgürleşmesini savunmuş ve insanın doğadaki güzellik yasalarını gereğince üretmesi gerektiğini savunmuştur. O günlerden doymak bilmeyen kapitalist üretimin, insan ile doğa arasındaki yabancılaşma ve çatışmayı had safhaya çıkaracağını görmüş, bu durumu tersine çevirmek için öncelikle insanlar arasındaki ilişkilerin doğru bir yöne dönüştürülmesi gerektiğini ...