ÜST REKLAM

logo

reklam
25 Eylül 2018

“HAFTALIK DEĞERLENDİRMELER:

15 – 22 EYLÜL 2018

1- Öğrencilerin liselere yerleştirilmesi alanındaki sorunlar hala devam ediyor.

Yerleşime göre yapılan okula kayıtlarda, öğrencilerin istedikleri okullara yerleştirilmesi henüz sonuçlanmadı.

Öğrencilerin önemli bir bölümüne yönelik imam-hatip, meslek lisesi veya açık lise dayatması ve baskısı öğrencilerin liseye başlamasını ve düzenli bir biçimde eğitim görmesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Bu da orta öğretimde okullaşma oranını ve eğitimin niteliğini düşürmektedir.

Çünkü açık liselere gitmek zorunda kalan öğrenciler bu okullarda nitelikli bir eğitim alamadıkları gibi istedikleri alanda eğitim alamadıklarından dolayı eğitime karşı istekleri de azalmaktadır.

Son günlerde LGS Sistemi’ndeki hatalar nedeniyle hiçbir okula yerleşemeyen 68 öğrencinin velisi Kartal Kaymakamlığı önünde basın açıklaması yaparak milli eğitimi ve hükümeti protesto etti.

Bu son gelişme eğitimdeki kaos ve dayatmaların ne kadar ciddi bir noktaya geldiğinin bir göstergesidir.

Öte yandan Türkiye’de son yıllarda eğitimi yarım bırakan; yani eğitimi terk eden öğrenci oranında Avrupa’da birinci sıraya yükselmiştir.

Üniversitelerde ise hala boş olan kontenjanların dolmamış olması da ayrı bir gerçektir.

Bu gelişmeler, eğitim sistemindeki kaos ve karışıklığın daha çok artmasına ve genç kuşakların büyük bir bölümünün geleceğinin belirsiz hale gelip karanlığa mahkum edilmesine yol açmaktadır.

Ders kitaplarının içeriği ise ayrı bir sorundur.

Kitapların içeriğinin gericileştirilip, bilim karşıtı bilgilerin kitaplara yerleştirilmesinin yanı sıra kitaplarda eksik ve tutarsız bilgilere de rastlanmaktadır.

Bunun yanında okul üniformalarının da fiyatlarının sürekli olarak artması, dar gelirli ailelerin sorunlarını daha da arttırıyor.

Kimi babalar çocuğuna üniforma alamadığı için intihar bile edebiliyor.

***

2- 3.Havalimanı’nda kendi hakları ve insanca yaşam ve çalışma koşulları için isyan eden ve direnen işçilerden savcılığa sevk edilen 28 tanesinden 24’ü tutuklandı.

Direndikleri ve mücadele ettikleri için işçiler hakkında mahkeme tarafından verilen bu kararın hiçbir meşru ve haklı gerekçesi yoktur ve böyle bir karar da hukuka, demokrasiye, insan haklarına aykırıdır.

Bununla yapılmak istenen şey, haklarını arayıp mücadele eden emekçi kesimlerini ve işçileri yıldırarak onları sermayenin kölelik koşullarına razı etmektir.

Bu işçilerin gözaltında tutuldukları süre boyunca bunlara yönelik işkenceyi hatırlatan tutum ve davranışlar da hukuksuzluğun ve sermaye düzeninin ve iktidarın ülkemizdeki haydutluğunun hangi boyutlara geldiğinin anlaşılması açısından önemlidir.

Ancak tüm bunlara rağmen emek mücadelesi de sürmektedir.

Bursa’dan İstanbul’a doğru yürüyüşe geçen ve Gebze’de Flormar İşçilerini de ziyaret edip onlarla dayanışma içinde olan sendikalı oldukları için işten çıkarılan Cargil İşçileri de İstanbul’a gelir gelmez polis tarafından gözaltına alınıp akşamleyin serbest bırakıldılar.

Ancak Cargil İşçileri, İstanbul’da Cargil Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaparak sorunlarını kamuoyuna duyurup mücadelelerinde kararlı olduklarını ortaya koydular.

Buna rağmen bu direniş ve açıklama basının ve medyanın büyük bir bölümü tarafından görmezden ve duymazdan gelindi.

Sonuç olarak son dönemde bir yandan hukuk, yasalar, adalet sermaye düzeni, iktidar ve sarayın keyfi müdahaleleriyle emeğe karşı bir silah olarak kullanılırken, diğer yandan da sermaye düzeni ve iktidar medyayı baskı ve denetim altında tutarak toplumsal mücadeleleri halka duyurmamak ve halka yalan bilgiler vermek için her yola başvurmaktan kaçınmamaktadırlar.

Bu da keyfi yönetim, sermayenin sınıf hâkimiyeti ve diktatörlüğünün, tekelci sermayenin toplumun, halkın tüm kesimlerine karşı açmış olduğu bir savaşın açık bir göstergesidir.

Sermayenin, hükümetin ve sarayın bu tutumları, onların ve sermaye düzeninin meşruiyetlerini gitgide daha çok aşındırmaktadır.

Ancak bu durumu işçi sınıfının ve emekçilerin lehine bir gelişmeye çevirebilmek güçlü, disiplinli ve örgütlü devrimci bir önderliğin önce fabrika ve madenler gibi iş yerlerinde yoğun bir örgütlenme çalışması yapmasıyla, sonra da onların yaşadığı yerlerde bir mahalle örgütlenmelerine girişmesiyle mümkün olabilir.

Bu konudaki çalışma ve tartışmaların ilerde gelişerek sürmesi, emekçilerin kurtuluş çabası için zorunlu bir durumdur.

Öte yandan son 16 yılda AKP İktidarı Dönemi’nde iş cinayetlerinde ölen işçi sayısının 21.800’ü bulmuştur.

***

3- Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu Avukatları (HBB) Derneği’ne üye olup bir yıldır tutuklu olan ve 32 haftalık adalet nöbetlerinin de etkisiyle ilk duruşmada serbest bırakılan 17 kişi, serbest bırakıldıktan 24 saat sonra savcılığın itirazı üzerine yeniden aynı mahkeme kararıyla tutuklandı.

Bu yeni karar yukardan gelen bir etkiyle mahkemenin baskı altına alınıp kararını değiştirdiğini ortaya koymaktadır.

Bu son gelişme Türkiye’de hukuk düzeninin ve adaletin keyfi kararlara, hükümet ve saray çevresinden gelecek her türlü baskı ve etkiye açık hale geldiğini göstermektedir.

Bu da hukuksuzluğun yaygınlaşması anlamını taşımaktadır.

Öte yandan milletvekili olduğu halde MİT Tırları Davası’ndan dolayı tutuklu olan CHP Milletvekili Enis Berberoğlu milletvekili olduğu için serbest bırakılıp cezası ertelendi.

Ancak Yargıtay Enis Berberoğlu’nun 5 yıl 10 aylık hapis cezasını onadı.

Böylece Berberoğlu ilerde milletvekilliğini kaybeder veya milletvekili seçilemezse kalan cezasını çekmek zorunda kalacaktır.

Bu şekilde Berberoğlu’na yapılan bu haksız, hukuksuz muamele ortadan kaldırılmamıştır.

Ancak milletvekili olması nedeniyle hem Avrupa Birliği üzerinde; hem de kamuoyu üzerinde demokratik bir etki bırakmak için serbest bırakılması yönünde bir karar alınmış gibi gözüküyor.

***

4-Hazine ve Maliye Bakanı tarafından yeni açıklanmakta olan ekonomik programa göre büyüme hızı düşüyor.

Bu yıl için hesaplanan ½3.8’lik büyüme hızı önceden planlanan oranın altında olduğu gibi gelecek yıldan sonra planlanan yıllık % 3,6 olarak belirlendi.

Buna göre Türkiye 2019 yılında %2,3’lük bir büyüme sağlayacak. Uluslararası finans çevrelerine ve iktisatçıların çoğuna göre bu hedefte gerçekçi değil.

Uluslararası finans çevrelerine göre 2019 yılındaki büyüme hızı %0,5 civarında kalması muhtemeldir.

Enflasyon oranı ise bu yıl için %20,8 olarak revize edilmiş görünüyor.

Enflasyonun şu anki oranı ise yaklaşık %20 civarındadır. Üç yıl sonunda bu oran %6 olarak tahmin edilmekle birlikte üretimin yeterince artmadığı ve cari açığın yeterince azaltılamadığı bir ortamda bu orana üç yıl sonunda bile ulaşmak çok zordur.

Türkiye’de ekonomik krizin etkilerinin artması Türkiye’nin bir yatırım ve üretim ekonomisi olmaktan çıkmasının bir sonucudur.

Bu durum kapitalizmin dünya genelindeki kriz ve sorunlarının Türkiye’deki etkisini arttırdığı gibi Türkiye’yi kendi içinde de büyük bir krize sokmuştur.

Öte yandan ABD ve AB., bu krizi Türkiye’deki Yönetimi kontrol altına almak ve Türkiye’nin dış politikada kendilerine daha yakın bir çizgiye gelip Rusya ve İran’dan uzaklaşmasını sağlamak için kullanmaktadırlar.

Bu arada krizin etkisiyle konkordato ve iflasların arttığı, bu durumun ilerde artarak süreceği de bir gerçektir.

Bu da işsizliği arttıracaktır.

Nitekim Türkiye’de daha şimdiden işsizlerin sayısı 6.600.000 kişidir.

***

5- Rahip Bronson serbest bırakılabilir. ABD ile olan ilişkilerde gelinen nokta ve ekonomik krizin etkisinin artmasında rol oynayan doların değer kazanmasının önüne geçmek ve ABD’den belli ölçüde destek almak için Bronson’un serbest bırakılması muhtemeldir.

Nitekim yandaş medyanın bazı yazarlarının açıklamalarına göre Bronson 12 Ekim’deki duruşmada serbest bırakılacaktır.

Bu yolla ABD ile olan gerginlik de azaltılmış olacak.

Bu gelişme de İdlip Operasyonu’nun durdurulması için gösterilen çabalarda ABD’nin Türkiye Yönetimi’ni desteklemesinin de bir rolünün olması olasıdır.

***

6- İdlip’te Suriye Ordusu’nun Rusya’nın hava desteğiyle sürdürdüğü operasyon Rusya ve Türkiye arasında yapılan bir anlaşmayla durduruldu.

Anlaşmaya göre 15-20 km’lik güvenli bölgede ağır silahlar bulundurulmayacak ve radikal-dinci gruplar silahlandırılmış bölgeden çekilecekler.

Bu anlaşma bölgede çatışmayı şimdilik durdurmuş gözüküyor; ancak bu anlaşmayla Rusya’nın Türkiye Yönetimi’ne bir görev de yüklediği bir gerçektir.

Buna göre bundan sonra silahsızlandırılmış bölgeden Suriye Yönetimi’ne bağlı yerlere gelecek saldırılardan Türkiye Yönetimi de sorumlu tutulabilecektir.

Bunun yanında radikal grupların silahsızlandırılmış bölgeden çıkarılması ve bölgenin kontrol edilmesinde sorumluluğu olacaktır.

Bu gelişme, Türkiye Yönetimi’nin Suriye’deki emperyalist paylaşımcı politikanın içinde yer alıp buradaki dinci-cihatçı örgüt ve yapılara verdiği bir desteğin sonucudur.

Öte yandan silahsızlandırılmış bölgeden çıkarılacak bu radikal-dinci yapıların buralardan çıkmayı kabul etmemeleri halinde Türkiye’nin bunlarla çatışmaya girmesi ve bu yüzden kayıplar verilmesi de muhtemeldir.

Ayrıca Türkiye’nin denetiminde olup bölgeden çıkarılacak dinci gruplara mensup militanların bir bölümü Türkiye’ye getirilip Güneydoğu Anadolu’nun muhafazakar bölgelerinde ve ülkenin diğer muhafazakar bölgelerinde tutulabilir.

Ateşkesten sonra Rusya Dışişleri Bakanı’nın Suriye’nin toprak bütünlüğü için Suriye’nin doğusundaki durumun da bir tehdit oluşturduğunu açıklaması, ilerde Rusya’nın da dikkatinin bu bölgeye kayacağını, bunun da ABD ve Rusya arasındaki sürtüşmeyi arttırabileceğini akla getiriyor.

Operasyonu durduran anlaşma metni Türkiye ve Rusya arasında yapılmasına rağmen metnin Türkçe Nüshasının olmaması ise Türkiye için ayrı bir skandal olduğu gibi Türkiye’nin dış politikadaki etkisinin ne kadar azaldığının da bir göstergesidir.

SERHAT ÇAKIN

 

Share
196 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+6 = ?