ÜST REKLAM

logo

reklam

GÜN AYDIN OLSUN!


Hasan Yavaş
deneme02@hotmail.com

Türkçe bir kelime olup sabah uyandığınız zaman söylenir. Anlamı da ‘’günün aydın güneşli ve güzel geçmesi için bir temenni dileğidir.’’

Günaydın sözünün bu kadar anlamı olmasına karşın insanlar dile kolay geldiği için anlamını bilmeden ağız alışkanlığı söyler.

Bu yüzden insanlık günaydın kelimesinin anlamını bilmeden sadece ağız alışkanlığı olduğu için söyler durur.

‘Yeni mi farkına vardın? Anlamında bir söz olarak kullanılan aslında bir selamlama sözüdür.

İnsan türünün doğa ile olan ilişkisinde başarısızlığa mı uğradı? Diye bir soru, her ne kadar biz, insanın serüvenini izlemek bakımından ağır bir yük altına soksa da, günümüzde karşı karşıya kaldığımız sorunları göz önünde tuttuğumuzda, gerçekten de, doğayla olan ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmemizi gerekli kılmaktadır.

İnsan doğanın bir parçası olduğunu ne zaman unuttu?

Makineler yapıp ona egemen olduğunda mı?

Sanayi devriminden sonra kentleri kuşatıp beton evlerde yaşamaya başladıktan sonra mı?

Doğadan uzaklaşan ve doğanın bir parçası olduğunu unutan insan, doğadaki yer altı ve yer üstü bütün zenginlikleri yalnız kendi çıkarları uğruna kullanmaya, kullanırken de yıkıp yok etmeye başladı.

Dünyayı paylaştığımız öteki canlıları da…

Heyecan yaşamak için avlayıp öldürdü hayvanları; kimi postu, dişi, eti, derisi için öldürdü…

Doğanının bir parçası olduğunu, bu çılgınlıkları yaparken hepten unuttu.

Toprak arsaya dönüştü. Konut dikilmek üzere, ormanlar, korular ve ağaçlar da…

‘’İlaç endüstrisi gibi bir endüstri yarattık. Milyarlarca liralık- dolarlık yatırımlar…

Bunlar nasıl endüstriyel ve ticari geri kazanım olarak dönecek, tabi ki hastalıkların artması ve bu oranda onların üzerinde denenecek ilaçlar ve bunların satışı…

İşte bu noktadan itibaren insan gerilemeye başladı. Çünkü insanının bedeni ilaçlara göre tasarlanmadı.

Yeryüzünde denizde veya karada hiçbir türün insan gibi vahşet yaptığını göremezsiniz.

SOHBET KÖŞESİ: HASAN YAVAŞ

 

Share
444 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • DÖVME ÇILGINLIĞI

    16 Ekim 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Son yıllarda bir ‘dövme çılgınlığı’ yaşanıyor. Özellikle de kadınların  antik çağlardan beri bilinen bu kendini süslenme sanatı, adeta salgın bir hastalık gibi tüm dünyada hızla yayılıyor. Samandağ’ın bayanları da dövme çılgınlığının önde gidenleri. Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine giderek daha çok insan dövme yaptırıyor. Üstelik sadece kol, bacak, omuz, sırt gibi görünen yerleri de değil, vücutların ‘güneş görmeyen’ bölgeleri de nasibini alıyor dövmeden. İyi güzel de, kiminin modaya uymak, kiminin gerçekten süslenmek ve...
  • BİR DELİNİN AKILLI TAVIRLARI

    16 Ekim 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Mağaracık köyünde dünyaya bir erkek çocuk geldi. Adı Fadıl kondu… Fadıl büyüdü. Askere gitti, askerliğini yapıp memleketine döndü. Memleketine döndüğünde, bir kız beğendi.. Nişan yaptı. Kısa bir nişanlılık döneminden sora evlendi. Fadıl; zaman içinde ruh sağlığı bozuldu.. Doktora gitti geldi, şifa bulamadı. Hastalığı ağırlaştı. Delilik kıyılarında dolaşmaya başladı. Cebinde bulunan demir parayı, deniz kıyısında ki kumsala gömmeye başladı. Yeşerip boy atsın. Para ağacı olsun. Dal budak salsın.,. Meyve yerine para versin. Fadıl da böylec...
  • AYŞE BİNT EBU BEKR!

    14 Ekim 2019 Eğitim, Köşe Yazıları, Yerel

    Çok rol model bir isim vardır: Üstün meziyetler vs, ne derler? -Müminlerin annesi! Bir sürü hadis vs. Fakat... Nedense seçme hadislerdir bunlar! İşlerine geleni anlatırlar... Ben mesela anlatılmayan tarihi gerçekleri hatırlatayım: Neden mesela Hz. Fatıma’nın elinden alınan Fedek Hurmalığına karşın kendisine Bahreyn ve Basrada topraklar verildiğini? Neden mesela Halife Osman döneminde Kufelilere mektup yazdığını, onları yüreklendirdiğini ve sonrasında inkar ettiğini? Neden mesela olaylar sırasında – Umreye gidiyorum- d...
  • NEREDE ARIYORSANIZ, SİZ DE ORDA OLUN!

    14 Ekim 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Bu toprağın sesi Yağan yağmur sonrası masmavi gökyüzündeyim. Komşu Nenenin kapının önündeki koltuğunda yaptığı kısacık şekerlemesindeyim. Küçüklerin yukarılara tırmanmayı başarmış uçurtmanın rüzgârla oynaşmasında; bulutların birbiri ile kaynaşmasındaki yumuşaklıktayım. Anadolu’nun en uzak dağların tepelerindeki buzullarda; derin vadilerin en dibine hapsolmuş bitkilerin nemli yapraklarındayım. Tırpanla orakla biçilmiş çimenlerin, otların havaya karışan taze kokusundayım. Utangaç utangaç yağan karın kristallerinde; yağmur suyu...