“GÖRÜNEN GERÇEK OLSAYDI, BİLİME GEREK KALMAZDI” - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

şişli escort

SON DAKİKA
AfrodizyakBahis Siteleri

“GÖRÜNEN GERÇEK OLSAYDI, BİLİME GEREK KALMAZDI”

Bu haber 19 Ocak 2021 - 9:51 'de eklendi ve 184 kez görüntülendi.

Tekebaşı Halk Meclisi, Kalemini halk tarafından kullanan ve doğru haber yapan medya mensuplarına teşekkür ederken, son zamanlarda Yerel ve Genel basında çıkan asparagas söylemlere tepki gösterdi.
Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; “Görünen gerçek olsaydı, bilime gerek kalmazdı” Karl Marks
Gazeteciler tarihe tanıklık eder, tarih için müsvedde tutarlar. Dolayısıyla hem halka karşı hem tarihe karşı sorumlulukları vardır. Günümüzde 2 ayrı sınıf var, dolayısıyla 2 ayrı kalem vardır. Kimin kalemini kuşandığınız, kimin haberini, nasıl yaptığınızdır bu işin ölçüsü. Biraz açalım;
Haberin ne olduğuna ve habercilik yapmanın
Ne tür bir faaliyet olduğuna ilişkin birçok görüş vardır. Günümüz sınıflı toplum yapısında 2 sınıf mevcuttur. Dolayısıyla bütün farklı görüşlerin etrafında kümelendiği 2 ayrı yaklaşımdan söz edilebilir; Burjuva/Liberal yaklaşım ve Eleştirel/Sosyalist yaklaşım.
Gazetecinin, tıpkı bir ayna gibi, var olan olaya ve olguya ilişkin bilgiyi yansıtabildiği ya da yansıtılabileceği düşünülmektedir. Habere ve haberciliğe yönelik bu yaklaşıma liberal/burjuva yaklaşım denilmektedir. Bunun için dillerine pelesenk ettikleri 5N1K ilkeselliğini dile getirip dururlar. Bu yeterli değil, lüzumlu ancak eksik bir ilkedir.
Eğer sorduğunuz 5N1K sorusu, Annemiz Edibe Özçelik’in katledilmesi ve 28-29 Ekim 2020’de gerçekleşen hukuksuz polis operasyonunda sorularınızın muhatabı olamıyorsak, sizi bize getirmiyorsa, 5N1K soruları sizi bu katliamı, hukuksuzluğu, adaletsizliği bize yaşatan ezen sınıfın karakoluna götürüyor, cevabını oradan alıyorsa, yaptığınız şey haber, haber adıyla yazdığınız paçavralar da gazete olmuş olmuyor.
Gerçek ve mana ile kurmuş olduğunuz sorunlu ilişki size “bilinçli bir çarpıtma” yaptırmış oluyor. Farkında değilseniz bir yere kadar hoş görürüz, sizin için emek veririz. Yok bilinçli olarak yapmışsanız, hoş görmeyiz, siz olağan yaşamınıza devam ederken, bizim acılarımızı nasıl törpülediğinizi görmezken, ne hissettiysek, acılarımızın hesabını sorarız.
Bugün ulusal ve yerel ölçekli burjuva/liberal gazeteci ve haberciler; – annemiz Edibe Özçelik’in katledilmesi sürecinde ve Samandağ’da gerçekleşen 28-29 Ekim 2020 hukuksuz baskınlarda olduğu gibi – yaptıkları işi, dar çıkar gruplarının “kişisel çıkarları” ile onların ait oldukları sınıfın “sınıfsal çıkarlarına” zarar vermeyecek ölçüde, var olan “gerçekliği çarpıtarak” yaparlar. Haberin toplumsal bilgi üretimindeki rolünü, yerelde ayrıcalıklı dar çıkar gruplarının sınıfsal çıkarlarıyla bağlantılı olarak değerlendirirler.
Eleştirel / özgür / sosyalist yaklaşımlar ise haberin, “gerçeği olduğu gibi yansıtan metinler” olduğunu ve habercinin de sadece “olay ve kamu arasındaki bir aracı” olduğunu haklı olarak kabul etmez. Eleştirel yaklaşımlar, Ulusal ve yerel medyanın kapitalist bir toplumda iş görmesinden ötürü, belirli sınıfsal çıkarları yansıtması nedeniyle “nesnel ve tarafsız haberciliğin de olamayacağını” vurgular. Eleştirel yaklaşımın bu düşüncesi “özgür / eleştirel basın” anlayışına yeni ufuklar açmış, onu komprador dehlizlerin dezenformasyonuna girmekten kurtarmıştır.
Haberin ve habercinin gerçeği yansıtması gerçekle kurmuş olduğu ilişkiye bağlıdır. Yani her durumda olanaklı değildir. Ancak bu olanaksızlık medyanın kapitalist bir toplumsal yapıdaki sınıfsal sömürüyü gizleme ve sürdürmeye aracılık etme işleviyle ilgili olduğu kadar “gerçeğin” doğasıyla da ilişkilidir.
Muhabir, gazeteci, olaya/olguya ilişkin yakalayabildiği bilgilerle “haber” adlı başka bir metin oluşturmaktadır.
Dolayısıyla haberci, gerçeği büsbütün yakalayıp yansıtabilen değil; onun yerini tutan yani gerçeği temsil eden bir metin olarak haber metnini üretmektedir, yazmaktadır.
Hangi haber yazılırsa yazılsın, konusu ne olursa olsun, üretilen bu metin, olup biten olayların öncelikle bir neden-sonuç mantığı içine yerleştirilmeye çalışıldığı bir metindir. Çünkü gerçek, böyle bir şeydir: Tutarlıdır, neden-sonuç bağlantısı içine yerleştirilen bir şeydir gerçek.
DOLAYISIYLA GERÇEK DEDİĞİMİZ ŞEY; DİYALEKTİK SÜRECE YAYILMIŞ BİLGİNİN YOLCULUĞUDUR.
Habercilik yaparken, gazetecinin gerçekliğe ilişkin hangi öğeleri ne tür kaygılarla, haber metnini oluşturmak için alıkoyacağı ve hangilerini dışarıda bırakacağı, haberin kurulmasıyla ilgili önemli bir tercihtir. Dolayısıyla haber yazımı, bir seçme işleminin ister istemez var olduğunu göstermektedir. İşte burada başta sorduğumuz soruyu tekrar soruyoruz; siz kimin kalemini kuşanarak haber yapıyorsunuz? Halkın ve halkın dostlarının mı? Faşizmin ve faşizmin yerel temsilcilerinin mi?
Eğer haberci, haberinin içine kendi “yorumunu” katmaz ise etik bir habercilik yapıyor diye düşünülür; tersi durumda ise etik anlayışı eleştirilir. Bu burjuva bir yaklaşımdır. Haberin kendisi bizatihi seçmeye dayalı ve kurucu bir pratiğin sonucu ise, yorum ve nesnel haber ayrımı da kendiliğinden geçersizleşmektedir zaten. Üstelik yaygın medyanın haberlerine şöyle bir bakıldığında, bu düşüncenin sadece habercinin kendi mesleki kimliğini koruyucu bir iş görmeye yaradığı ve başkaca bir işlevi olmadığı hemen görülmektedir.
Anadolu toprakları gazeteciliğin eşsiz kahramanlıklarına ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan en bilineni; Hasan Tahsin’dir.
Halkın kalemini kuşanan Hasan Tahsin (Osman Nevres) yeri geldiğinde kalemini bırakıp silahını da halk için kuşanmış, işgalcilere ve işbirlikçilerine ilk kurşunu sıkmıştır. Elbette gazetecilerden öyle bir istek ve beklentimiz yok. Tek beklentimiz; haberin haklı ve gerçekle olan ilişkisini doğru bir temele oturtmaları ve küçük burjuva idealler uğruna gazetecilik etiğini ayaklar altına almamalarıdır.
Bu anlamda; gerek direnişimizde bizi yalnız bırakmayan, gerek halkın doğru haber alma hakkını, haberin gerçekle olan ilişkisini doğru kurarak, halkın kalemini kuşanan bütün basın emekçisi, gazeteci dostlarımızın emeğine yüreğine sağlık” dendi.
Haber – Foto: Ümit Dadük Sağaltıcı