GIDA VE TOHUMDA SOYKIRIM ÖNLENMELİ - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

Ahmet Kaya

SON DAKİKA

GIDA VE TOHUMDA SOYKIRIM ÖNLENMELİ

Bu haber 30 Ekim 2020 - 9:17 'de eklendi ve 434 kez görüntülendi.

Hazırlayan: Sami ASLAN

Atalarımızın insanlık mirası olan gıdalarımız ve genlerimizin özü ve bilgi bankası tohumlarımız sinsice yok ediliyor. UNESCO, taşı toprağı koruma altına alırken, asıl alması gereken insanlık mirasının yok edilmesini sadece seyrediyor. Acı ama gerçek.

Medyayı işgal eden bir sürü sağlık uzmanı, aydın, bilim adamı ise, doğal beslenme diye yırtınıyor ama tohumlar doğallığını kaybediyor farkında değil. Tohumlar ve genler değiştirilirken nasıl doğal besleneceksiniz? Düşünmeyi, sorgulamayı, bilimsel düşünmeyi yok eden, teste dayalı ezberci eğitim sistemi ise, oynanan küresel oyunları idrak etmeyi önlüyor. Gözden kaçırılan bu çok önemli konuyu herkese duyurmalı ve uyarmalıyız.

2006 yılında tohum kanunu çıktı ve yerel tohumların satışı – ticareti yasaklandı. Yerel tohum üretimi yasak değil ama ticareti yasak. Ticaret yasaklanırsa takasla işleyen ekonomi bir süre sonra yok olma noktasına gelir. Ticareti serbest olan her şey, yasak olanı yutar. Yapılmak istenen küresel oyun bu. Çaktırmadan insanlık mirasının üstüne konmak, değiştirmek ve zamanla yok etmek. Dünya gıda ve tarımını avucuna alarak, dünya nüfusunu ve sağlık durumunu kontrol altına almak isteyen küresel sistem, bu işi başaranlara madalya üstüne madalya takıyor.

III. Dünya savaşı, sinsi bir şekilde ekonomi, tarım, gıda, sağlık, bilim, teknoloji, medya, istihbarat, algı ve zihinsel alanlarda tüm şiddetiyle devam ediyor. Halkların olup biteni anlamaması için herkesin uyutulması gerekiyor. Bir düzine devşirme medyatör, sözde aydın ve bilim adamı bizleri uyutmak için çırpınıyor. Bu akıl oyunu kuralına göre oynanıyor. Yabancı tohumların istilası ve yerel tohum ticaretinin yasaklanması yüzünden kendi tohumlarımızın soyu tükeniyor. Yani bu felaket, kendi tohumlarımıza ve gıdalarımıza karşı, kendi elimizle yaptığımız resmi bir soykırım. Resmen diyoruz çünkü çoğu ülkede bu kanunu çıkaranlar, yine halkın seçtiği meclisler. İnanılacak gibi değil. Halkı korumakla yükümlü insanlar nasıl oluyor da bu oyunu göremiyor?

Asırlardır bünyemize uygun olan tohumlarımızın soyunu, küresel şirketlerin dayatması sonucu kendi elimizle yok ediyoruz. Yani farkında olmadan gıdalarımızın özü olan tohumlarımızın soyunu kırıyoruz. Bu soykırım değil mi? Ne hakla yapıyoruz? Kur-an’ı Kerim, ‘OKU’ derken, evrenin her yerindeki olay ve olguların sebep- sonuç ilişkilerini bul, bilimsel düşün ve davran diyor. Ecdat yadigarı tohumlarımızın bu sinsi oyunla yok edilmesinin ikinci perdesi daha da vahim: Dışarıdan büyük paralarla ithal edilen GDO’lu tohumlara bağımlı oluyoruz. Çünkü bu tohumlar GDO’lu olduğu için tekrar tohum vermiyor. Bu yüzden her seferinde yeniden ithal etmek zorunda kalıyoruz. Bunları ithal ederken kısırlıktan her çeşit hastalığa kadar bir sürü tehlikeyi de bilmeden ithal etmiş oluyoruz.

Her toplumun bağışıklık sistemi ve florası, beslendiği gıdalara göre asırlar içinde gelişir. Bu yüzden dışarıdan ithal edilen tohumlar, gıdalar ve tarım ürünleri yüzünden alerjik hastalıklara kadar pek çok hastalık giderek artıyor. Her yer hastane doldu, hala uyanan yok. Bu sinsi savaş yüzünden hastalık harcamalarımız son 10 yılda tam 10 kat arttı. Diyabetli hasta sayısı 1990 yılında 1 milyon iken 2020 araştırma sonucuna göre ülkemizde diyabet oranı % 22 oldu.

Bu anormal artışa rağmen GDO’ lu mısır şekeri, farkında olmadan herkesin yediği bir sürü gıdanın içinde, beynimizdeki doyma merkezini tahrip etmekle meşgul. Doymak bilmeden sürekli yiyip içen bu insanlar yüzünden, yarın ABD’de olduğu gibi kapılardan sığmayan 300-400 kiloluk şişmanlar görürseniz şaşırmayın. Bunların kurtuluşu yok. Bu obezlerin cenazelerini ABD’de kepçeyle alıp törensiz gömüyorlar. Çünkü bunları taşıyacak cemaat, daha doğmadı.

Kısırlık oranı da giderek artıyor. Şimdiden her yer tüp bebek merkezi doldu.  % 35 olan kısırlık oranının 2030 yılında % 80 düzeyine çıkacağı hesaplanıyor yani soykırım sadece tohumlarla sınırlı kalmıyor, bizimde kökümüzü kurutuyorlar. Küresel taşeronlar, yıllarca nüfus planlaması diyerek bizi uyuttu.

Özetlersek bütün bunların anlamı şu : Yakın zamanda her çeşit hastalıktan sürünmek bir yana, elimizdeki avcumuzdaki paraları da, zincir hastanelerde tahlil, tetkik, teknolojik cihaz ve ilaçlara harcamak zorunda kalacağız. Çağımızda savaşların ekonomi, tarım, gıda, sağlık, bilim, teknoloji, istihbarat, medya, algı ve zihinsel alanlarda yapıldığını unutmayalım.

Kaynak: Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen                        

 

Sami Aslan
Sami Arslandeneme@deneme.hotmail.com