ÜST REKLAM

logo

reklam
23 Ağustos 2019

FRANSA’NIN 7 MİLYON FRANK’A SAHİPLERİYLE BERABER SATTIĞI DEVLET; HATAY

Yapboz oyununda Süveydiye; Süveydiye halkının kazanılmış haklarına el koymak için üretilen ŞAHO davasına paralel olarak devreye sokulan bir kıyı kenar çizgisi davası vardı.

Konunun anlaşılması için Ahim’e giden bir dosyadan konu üzerine örnek bir savunma.

MÜLK SAHİBİ DİYOR Kİ: “1965 yılında Hatay’da Samandağ Belediyesinden bir arsa satın almışlardır. 9 Eylül 1976 tarihinde imar ve iskân Bakanlığı arazi tesviye faaliyetleri yürütmüş ve başvuranların arsasının bulunduğu bölgedeki kıyı şeridini belirlemiştir.

27 Nisan 1995 tarihinde, Hazine adına hareket eden Samandağ Belediyesi, Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesinden başvuranların arsasının kıyı şeridi dahilinde olup olmadığını belirlemesini talep etmiştir. Belediye, Kıyı Kanunu’na göre söz konusu arsanın şahıslara ait olamayacağını, sadece kamu yararı için kullanılabileceğini öne sürmüştür. 3 Mayıs 1995 tarihinde Mahkeme tarafından görevlendirilen bir jeomorfolog, bir harita uzmanı ve bir ziraat mühendisinden oluşan bilirkişi heyeti, başvuranların arsasını incelemiş ve arsanın kıyı şeridinin içinde olduğu sonucuna varmıştır. 3 Temmuz 1995 tarihinde Hazine adına hareket eden Samandağ Belediyesi, Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açarak başvuranların arazinin mülkiyetine ilişkin tapu kaydının silinmesini talep etmiştir. Ayrıca Belediye, Mahkemeden arazinin dava sonuçlanıncaya kadar devrini engellemek için ihtiyati tedbir çıkarmasını talep etmiştir.

19 Eylül 1996 tarihinde, başvuranlar, Mahkemeye 3 Mayıs 1995 tarihli bilirkişi raporuna itiraz eden bir dilekçe sunmuşlardır. Bilirkişi raporunun mülklerinin üzerindeki bitki örtüsünü ve çevredeki binaların yas ve niteliklerini dikkate almaması sebebiyle tapu kaydının silinmesi için dayanak olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmişlerdir. Ayrıca Belediyenin mülkün ilk sahibi olarak araziyi elden çıkarmakla kalmayarak bir imar planını yürürlüğe sokarak bölgede yapı inşa edilmesini teşvik ettiğini öne sürmüşlerdir. Mahkeme, başka bir bilirkişi heyetinin görüsüne başvurma kararı almıştır.

İkinci incelemeyi takiben 28 Ekim 1997 tarihinde heyet birinci raporu teyit etmiştir. Raporun özeti şu şekildedir: “Bölgede ilk kadastro ölçümü 29 Mart 1948 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Bu yüzden arsanın tapu sicili Kıyı Kanunu yürürlüğe girmeden önce kaydedilmiştir. İhtilaflı arazi parçası Bayındırlık ve iskân bakanlığının onayladığı imar planı kapsamındadır.

Ancak su anda bu arsa üzerinde yapı bulunmamaktadır. Çevre bölgede yürütülen inceleme, arsanın denizin uzantısı olarak kabul edilen sahilde yer aldığını ortaya çıkarmaktadır. Toprak, kumsal özelliğindedir. Toprağın ekim-dikim için elverişli olmaması nedeniyle arsa üzerinde bitki bulunmamaktadır. Arsa, kıyı şeridinin içindedir. Bu yüzden ihtilaflı arsanın Devletin tasarrufunda olması zorunludur. Özel mülkiyet konusu olamaz.” 16 Aralık 1999 tarihinde Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesi Hazinenin talebini onamış ve tapu kaydının silinmesini kararlaştırmıştır. Aynı zamanda, başvuranların davacının yasal masraflarını tazmin etmelerini öngörmüştür. Mahkemenin nihai kararındaki muhakemesinin özeti su şekildedir: “Kıyı şeridinin belirlendiği dönemde 6785 sayılı imar Kanunu (9 Temmuz 1956 tarihli) yürürlükteydi. 6785 sayılı Kanun’un 105. maddesinde yer alan kıyı şeridi tanımı 3621 sayılı Kıyı Kanunundaki tanıma benzerlik göstermektedir. Anayasanın 43. maddesi kıyıların Devletin tasarrufunda olduğunu belirtmektedir. Bu ifade aynı zamanda Medeni Kanun’un 641. maddesinde, Tapu Kanununun 33. maddesinde ve Kadastro Kanununun 16. maddesinde de yer almaktadır. Bu yüzden kıyılar özel mülkiyet haklarına tabi olamaz.

25 Şubat 1986 ve 18 Eylül 1991 tarihli Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere bu araziler üzerinde yapı inşası ve bu yapıların iyi niyetle kullanılması bu kurala istisna oluşturamaz. Yukarıdakilerin ışığında Mahkeme, başvuranların adına düzenlenmiş tapu kaydının silinmesini kararlaştırmıştır. Ayrıca Mahkemenin kararı kesinlik kazanana kadar ihtiyati tedbirlerin uzatılmasına hükmeder.” Başvuranlar bu karara itiraz etmiş, bu mülk üzerinde yetkililerce kabul edilmesi zorunlu olan kazanılmış haklarının bulunduğunu iddia etmişlerdir.

Ayrıca, 1938 yılında yapılan kadastro ölçümlerine göre arsanın kısıtlamasız bir kamu alanı olarak tayin edildiğini öne sürmüşlerdir. Bir bölgeye ait kadastro planlamasının sadece bir kez yapılabilmesi nedeniyle bahse konu arazinin mülkiyet haklarıyla ilgili tartışma yapılamayacağını öne sürmüşlerdir. Buna ek olarak bilirkişi heyetinin kıyı şeridinin tespitinde hata yaptığını iddia etmişlerdir. 3 Ekim 2000 tarihinde Yargıtay, bilirkişi raporları ve bu konudaki yerleşmiş içtihadın ışığında Samandağ Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını onamıştır. 30 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay başvuranların kararın düzeltilmesi talebini Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun 440. maddesindeki şartların hiçbirinin davada mevcut olmaması nedeniyle reddetmiştir.

Karar, 5 Haziran 2001 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.

S. Güzel

Share
611 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+5 = ?