ÜST REKLAM

logo

reklam

EZELİ, EBEDİ VE EDEBİ İNATLAŞMANIN ADI: VEDAT TÜRKALI


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

 

‘’En güzel dünya çocuklarla delilerin dünyası! Kural kaygısından arınmadıkça ortada olanı yineler durarsın’’

Diyen şair bir yürek.

‘’ Et tereyağı şeker

Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde

Yumurta masalıyla büyütülür çocukların

Hürriyet yok

Ekmek yok

Hak yok

Kolların ardından bağlandı

Kesildi yolbaşların

Haramilerin gayrısına yaşamak yok…’’(Vedat Türkali)

Vedat Türkali, bir asırlık hayatı, solun bir asırlık öyküsünün özeti gibidir.

Fedakarlıka, adanmışlıkla sınanmışlık var Vedat Türkali’nin yaşam özetinde.

Takibatla, tevkifatla, falakayla, kaba dayakla sınanmışlık vardır; işsizlikle, yalnızlıkla, itilmek kakılmakla sınanmışlık vardır. Korkmak vardır mutlaka, peşindeki polisin ayak sesinden ürkmek, geceleri evin önüne yanaşan polis arabasının sesinden ürpermek vardır. Biz okuduklarımızla, yaşayanlar çok daha vakıftırlar, cezaevinde geceleri uykuya çekildiğinde ve sabah ilk uyandığında, eve duyulan özlemin  yüreği yakması  ve görüş günü sevdiklerinden ayrıldığında içine dolan kasvet vardır.

Özete vakıfız hepimiz. Umutla, direnmekle, inat etmekle, kuyruğu dik tutmakla, enseyi karartmamakla sınanmışlık vardır.

Onca vazgeçeni, omurgasızı, ideolojik- politik hattını değiştireni gördükten sonra, (hele ki Samandağ da) ‘’kör olur badem gözlü olur’’ faslına hiç takılmadan, başına gelenleri abartmadan ama yaşadıklarını küçümsemeden hakkını teslim etmek boynumuzun borcu sayılmalıdır

İnsanın yirmisinde neyse, doksanında da öyle olması, yani iyiden, güzelden, ezilenden, mağdurdan yana saf tutması; sadece övgüyü hak etmiyor, aynı zamanda solun ihtiyacı olan ezeli ve ebedi inatlaşmanın genç kuşaklara aktarılmasını da sağlıyor.

Azalmanın gerçek ama çoğalmanın mecburi olduğunu resmediyor Vedat Türkali’nin hayatı.

Vedat Türkali’yi öğrenmemiz lazım. Ne zaman demokrasiye, devrime , sosyalizme olan inancı yitirmeye yüz tuttuğumuzu hissedersek, 90 yaşındaki amcanın yüzündeki umudu hissetmemiz lazım.

Kaç kişiyiz sayın.

Bir elin parmaklarını geçer mi bilmem ama işaret parmağının işaret ettiği yerde Vedat Türkali durmaktadır.

Bir devrime şair eli değdiyse, o devrimin yarım kalma şansı yoktur. Türkiye devrimi, büyük yenilgiler, büyük altüst oluşlar yaşayacak ama mutlak tamamlanacaktır. Çünkü Vedat Türkali’nin eli değimiştir.

Çünkü Nazım’ın, Ahmet Arif’in, Hasan Hüseyin’in, Can Yücel’in, Enver Gökçe’nin emeği vardır.

Emeğe ihanet etmek, siyasetin ötesinde racona terstir. Devrimciliğin bozuk düzene ‘’racon kesmek’’ olduğunu, devrime eli değen şairlerin hayatına bakarak anlayabiliriz. Yoksa ‘’boşuna çekilmedi bunca acılar’’ dizesini sadece durum tespitinden ibaret görürüz ki, ihtiyacımız durum tespiti yapmak değil, durumu değiştirmektir.

Kitaplarını aldığımızda sabırsızlandığımız, hatta bitmesin diye yavaş yavaş sindirerek okuduğumuz yazarlar vardır. Vedat Türkali de onlardan biri… Yazar bir asra yaklaşan hayatı boyunca 40’tan fazla senaryo ve yedi roman , üç film yönetti.

Abdulkadir Demirkan olarak doğan, daha sonra soadını aile lakabı Pirhasan olarak değiştiren, bizim bildiğimiz adıyla Vedat Türkali’nin üç adı, daha fazla da sıfatı var. Yazar, Yönetmen, senarist…

Türkiye’nin yakın tarihini 10’ar yıllık periyotlarla romanlarına yedirirken, sistem içinde yoğrulan burjuva aydınlarını eleştirdi. Siyasi tarihimizdeki kırılmalarda kahramanları var olmaya çalışırken içimiz burkuldu, ama hep hak verdik ona.

Bu uzun ve dolu yaşamı özetlemek güç, ancak biz yine de denemeyi bir görev, Vedat Türkali’ya karşı sorumluluk duyduk.

‘’Ben dünyaya talihli geldim. Samsun’un Kürkçüoğlu mahallesi’nde doğdum. O mahallede Kürtler, Lazlar, Çerkezler ve Boşnaklar bir aradaydı. ‘Komünist’ adlı kitabimde anlattığım gibi, ben dokuzuncu sısftayken, TKP ilişkisi olan Mehmet diye bir çocukla tanıştım. O benim dünyamı değiştirdi.’’

Türkali, 1919’da Samsun’da doğdu. Liseyi Samasun Lisesi’nde okudu. 1942’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyati’ni bitirdi. Aynı yıl eşi Merih Baykal (Pirhasan) ile evlendi. Karısı Merih, 31 Ekim 2013’te vefat edene kadar birlikte yaşadılar.

Aynı zamanda subay olan Türkali, Maltepe Askeri Lisesi ve Kuleli Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaparken, 1951’de TKP davasında TCK’nin 141. Maddesi ile yargılandı.

Yasadışı örgütlere üye olduğu ve ülkenin bütünlüğünü tehlikeye düşürecek faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle dokuz yıl ceza aldı. Öğretmenlikten de uzaklaştırıldı.

Hapisteyken, en büyük tutkusu sinema ile ilgilendi, kitaplar okudu. Kendisiyle birlikte o sırada cezaevinde olan Nijat Özön adeta sinema hocası gibiydi.

Askeri mahkemenin verdiği hapis cezası yedi yıl sonra koşullu olarak sona erdiğinde Türkali, artık benzer siyasi suçlar işlememek kaydıyla serbestti.

1958’de cezaevinden çıktığında işsizdi. Dostlarının yadımıyla babiali’de , Cumhuriyet Gazetesi’nde musahhihlik yapmaya başladı. O, artık gazetenin prova baskılarını orjinalleriyle karşılaştırıp, hataları bulup düzeltiyordu.

O tarihten itibaren Vedat Türkali olarak bilindi. Ancak eski soyadını da değiştirmek istiyordu. Ailesi Pirhasan oğullarından geldiği için Abdulkadır Pirhasan soyadını almak için mahkemeye başvurdu. Pirhasan, dinsel göndermeler taşıdığı için hakimin mahkemede ‘’Tekke mi kuracaksınız?’’ sorusu ise dillere destandı.

1960’da Atıf Yilmaz’ın yönettiği Dolandırıcılar Şahi ile senaristliğe başladı. Aynı dönemde yolu Ertem Göreç ile kesişti ve Türkali ona filmografisinde önemli yer tutacak Otobüs tolcuları’nın senaryosunu verdi.

Başrollerinde Ayhan Işık ve Türkan Şoray’ın oynadığı bu film iyi bir gişe yaparken inceden inceye toplumcu gerçekçi mesajlarını vermeyi de ihmal etmedi.

‘’Bedrana’’, ‘’Korkusuz Aşıklar’’, ‘’Kara Çarşaflı Gelin’’ ve yakın dönem izleyicisi Beren Saat ve Engin Akyürek’in başröllerini paylaştığı diziyi hatırlasa da, ‘’Fatma Glün Suçu Ne?’’ 1986 yapımı bir filmdi. Türkali’nin Fethiye’de kurguladığı- senaryudur.

Vedat Türkali sinemadan pek çok sansürle karşılaşıp uzaklanınca edebiyata ağırlık verdi.

‘’Bir Gün Tek Başına’’, ‘’Mavi Karanlık’’, ‘’Güven’’, ‘’Yalancı Tanıklar Kahvesi’’ gibi eserleri bulunmaktadır.

Gezi eylemleri olaylarını takip ederken Türkali, Agos Gazetesi’ndeki röportajında şöyle diyecekti ‘’ Dünya tarihinde de Türkiye’de de şu çok açık görülmüştür. Zulmün olduğu yerde direniş de olacaktır.’’

‘’Bizim ev bir acayiptir; hani ‘soydan köçek’ derler ya öyledir. Herkes ya şair ya şarkıcı ya da oyuncudur. Deniz’i (Türkali), Barış’ı (Pırhasan), torunum Zeynep Casalini’yi bilirsiniz. Barış’ın kızı, Emine Pirhasan, Londra’da konserler veren iyi bir opo şarkıcısı, oğlu Yusuf Pirhasan gene Londra’da belge filmleri çeken usta bir sinemacı…’’

‘’…Salkım salkım tan yelleri estiğinde

Mavi patiskaları yırtan gemilerinle

Uzaktan seni düşünürüm İstanbul

Binbir direkli halicinde akşam

Adalarında bahar

Süleymaniyende güneş

Hey sen güzelsin kavgamızın şehri

Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde

Bakışlarımda akşam karanlığın

Kulaklarımda sesin İstanbul

Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde

Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul

Plajlarında karaborsacılar

Yağlı gövdelerini kuma sermiştir…’’

Gözlerinden yüreğinden ellerinden öperiz

Huzur içinde, ışıklar içinde kal Vedat Türkali.

ÜMİT SAĞALTICI

Share
1012 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+5 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • SİGARA İÇMEK YA DA İÇMEMEK

    13 Kasım 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Eğitimci Sami ASLAN, hazırladı… Uzun yıllar sigara içtiği için akciğer kanseri riski zaten çok yüksek olan birinin “sigarayı bırakması” fazla bir şey ifade etmez. Sigarayı bıraktıktan ne 1-2 sene, ne de çok daha uzun seneler geçse bile kanseri riski asla “sıfırlanmaz”. Bu durumdaki hastaların bir kısmı KOAH’la ilgili öksürük, balgam, nefes darlığı şikâyetleri üzerine sigarayı bırakmış olabilirler. Sigaraya bağlı KOAH gelişen hastalarda akciğer kanseri riski, sigara içip de belirgin KOAH belirtileri olmayanlara nispeten çok daha yüksekti...
  • SİYASET DEĞİL ÜRETİM YAPIN!

    08 Kasım 2019 Ekonomi, Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Merhaba saygı değer okurlar. Arayı çok açtık, Bahar bitti kış geldi. Mevsimler geçte olsa değişti. Ama bu aralar, Mevsimlerden çok insanlar çabuk değişiyor. Cenazeye gittiğimiz zaman, üç günlük dünya, iyilik yapana, iyilikle anılana ne mutlu deriz. Veya şu üç günlük dünyada, bir karış topraktan başka ne alacağız ki deriz. İnsan ameli ile anılır deriz. Herkes İyilik Ve Ahiretten Dem Tutar! Ama hiç kimse bunu uygulamaz. Hiç birimiz! Herkes kendi menfaati doğrultusunda hareket eder. Kardeş, kardeşini, Baba Evladını, Evlat Baba Annesini ...
  • YAŞAMIN TEMELİ TOHUM VE TARIM

    08 Kasım 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Türkiye’de bir çok konuda olduğu gibi açlık konusunda da net, güvenilir veriler yok. Ancak yaşanan ekonomik sorunlar, halkın alım gücünün zayıflaması ile tahminen nüfusun yüzde 20’si yoksul kabul ediliyor. Yoksul nüfus oranı kırsal bölgelerde daha yoğun. Yaşamın temeli gıda,gıdanın temeli ise tohum ve tarımdır. Tarımdaki sorunları çözmeden gıda sorununu çözmek mümkün değil. Türkiye, sahip olduğu tarım potansiyeli, biyoçeşitliliği ile, dünyada en son açlık ve yoksulluk sorunu yaşayacak ülke konumundadır. Yanlış tarım politikaları ile,...
  • “AİLE İÇİNDE YEMEK SEÇEN, ÇOCUK İÇİN OLUMSUZ MODELDİR”

    08 Kasım 2019 Köşe Yazıları, Sağlık, Üst Haberler, Yerel

    Çocuk Ergen ve Aile Danışmanı Oyun ve Aile Terapisti Pedagog Onur CAN ÖNCÜL, çocuklarda yemek yeme sorununa değindi. ‘Beslenme bir canlının gelişimi için gerekli olan doğal ihtiyaçlardan bir tanesidir’ diyen ÖNCÜL, yemek yemeyle ilgili problemlerin genellikle ilk çocukluk döneminde başladığı hatırlatmasında bulundu. “Beslenme ortamı” sağlıksız olduğu zaman çocuğun bu durumdan olumsuz bir şekilde etkileceğine işaret eden Çocuk Ergen ve Aile Danışmanı Oyun ve Aile Terapisti Pedagog Onur CAN ÖNCÜL, konuşmasının devamında, “bu doğal ihtiyaç...