ÜST REKLAM

logo

reklam
04 Ekim 2017

EYY “KÜLTÜRÜMÜZÜ KORUYALIM” DİYE ÇIRPINAN ZATI MUHTEREM!

“İnsan yaşadığı yere benzermiş” Bu söz kısmen doğrudur. Ancak teknolojini günümüzde vardığı boyut itibariyle daha çok” insan yaşadığı yeri kendine benzetendir.”

Nasıl bir çevrede yaşıyoruz? Veya yaşadığımız çevreyi nasıl biçimlendiriyoruz?

Yaşadığın ilçede sokaklar, meydanlar, parklar, açık alanlar, kıyı şeridi, nehir yatakları, göletler vb…  Yani ilçe insanının toplanacağı, birbirleriyle karşılaşacağı kaynaşacağı, bireysel ve birlikte kendini ifade edeceği, kültürünü var edip nesilden nesile aktaracağı yerler bu gün ne haldedir?

Kamusal alanlar;  herhangi bir yerleşim yerinde kendinizden başka diğer insanlarla konuşma, diğer insanları görme o yerde yaşayan ve çalışan insanlar hakkında bilgiler edinme imkanı sağlayan alanlar ise, bu alanlar, bu gün bu işlevlerini yerine getirebilecek durumdalar mı?

İlçede insanlara bir araya gelme olanağı sağlayan bu mekanlardan geriye ne kalmış?

Kamusal alanlar; İnsanların sosyal etkileşimde bulunmasına olanak sağlayan toplumun sosyal aktivitesine zenginlik katan, toplumu oluşturan bireyler arasında iletişimi sürekli kılan, beton binalar arasında bir sosyal hayat yaratan alanlar ise, bu ilçe de bu alanlardan geriye neler bırakılmış?

Hani diyoruz ya “bizim bir kültürümüz var.”

Evet, bizim bir kültürümüz var. Peki, içinde yaşadığımız ilçeyi kullanma biçimimizin bu kültürle bir ilişkisi var mı? Şayet varsa bu kültür somut ifadesini nerde buluyor? İnsanların öbek öbek toplandığı kahvehanelerde mi? Mezarlıkta, cenazelerde, cemde vb yerlerde mi? Elbette bu alanda kültürün kendini ifade etmesi önemlidir. Ama bir kavmin kültürü bundan ibaret olabilir mi? Sırf dinsel ritüeller üzerinden bir kültür kendi varlığını koruyabilir mi?

EĞER BU ALANLARI KAYBEDİYORSANIZ KAYBETTİĞİNİZ ŞEY KENDİ KÜLTÜRÜNÜZDÜR.

Bütün insanlar tarih boyunca bir yerden diğerine kendi kültürlerinin pek çok özelliğini taşıyarak göç ederler. Geçmişten gelirken o kültürlerine birçok konuda olduğu gibi ortak yaşam alanlarıyla ilgili kodlamalar yaparlar. Bu kodlamaların ne olduğunu günümüz insanının kamusal alanlara bakış açısına bakarak görebilmemiz mümkündür. Bu kodlar bu ilçe insanında nasıl bir ilçe, toplum ilişkisine olanak sunmaktadır? Çevremizde yaşanan imara, kamusal alanlara bakış açımızı nasıl etkilemektedir? İşte bu sorulara verilecek cevaplar bu ilçe insanının geçmişte edindiği kültürel kodlara bağlı olacaktır. Nasıl geçmişimiz bu günkü durumlara bakış açımızı oluşturduysa, bu günümüz geçmişimiz hakkında da bizlere aydınlatıcı veriler sunacaktır.

Kültürümüz bizler için önemliyse toplum olarak bu kültürün sürekliliğini nasıl sağlamalıyız, sağlayabiliriz? Yok, birçok yönüyle eksik ve günümüz ihtiyaçlarına karşılık vermiyorsa kodlarımızı nerde, ne için, nasıl değiştirmeliğiz?

Kültür dediğimiz şey önceki yaşam deneyimlerimizi içeriyorsa, bu değerlerimiz bir nesilden diğerine etkileşim içinde aktarılıyorsa, bu günden yarına aktarmamız gereken şey nedir veya bu gün biz ve çocuklarımız içinde yaşadığınız ortamlardan ortak yaşam kültürü adına ne alıyoruz?

Nasıl bir kültür istediğimiz;  nasıl bir insan, nasıl bir çevre, nasıl bir toplum, nasıl bir ortak yaşam kültürü oluşturduğumuzla direk bağlantılı ise kültürümüze bu günden yarına ne eklemlemeliğiz? Ya da nelerden uzak durmalıyız?

Bu gün bu koşullarda bu toplumda yaşayan bireyler olarak ihtiyacını hissettiğimiz ya da gelecekte çocuklarımızın eksikliğini hissedeceği şeyler nedir?

İçinde yaşadığımız ilçe de soluklanacak bir kamusal alan bulunmuyorsa, kamu dediğimiz özellikle belediye tarafından talan ediliyorsa ve toplum olarak bu talan karşısında sesimiz çıkmıyorsa hiç kimse kusura bakmasın ama o kültürümüzde toplumsal yaşam üzerine çok ciddi bir birikim oluşturabilmiş görünmüyoruz demektir.

Yukarıda değinmiştim. Tekrar etmekte sorun görmüyorum, geçmişteki yaşam tarzımız bu hususta belirleyicidir. Geçmişin ışığında bu gün ortada duran manzara çok iç açıcı değilse bu bizlerin yerleşik yaşama çok uzun süreden beri geçmemiş olduğumuzu göstermektedir. Lakin son YYda toplumsal birikimler o kadar hızlı yol alıyor ki bizlerin uzak geçmişimizde yaşamsal alanlara dair çok şey biriktirmemiş olmamız bizim yapacak bir şeylerimiz olmadığını göstermez.

İçinde yaşadığınız ilçe bir ortak yaşam alanı olmaktan ziyade bir alışveriş ortamı olarak dizayn edilmeye çalışılıyorsa, insanlar için bir karşılaşma, kaynaşma, bir arada yaşama yeri olmaktan çıkarılıyorsa. Sokakta insandan çok otomobil varsa… Yani insanları saran, yakınlaştıran bir yer olmaktan çıkıp içinde yaşayan insana sosyal özelliklerini unutturan bir yer halini alıyorsa, bu ilçede insan yüz yüze iletişim ve etkileşim olanağını yitirdiği gibi birikimlerini de nesilden nesile aktarma şansı yitiriyor demektir!

Unutmayalım ki bir ilçede insan, birden fazla insanla kamusal mekanlarda bir araya gelebiliyorsa, diğer insanlarla iletişim kurup sosyalleşir. Daha da ötesi ortak bir kimlik oluşturur. Samandağlı kimliği bu ortaklaşan özelliklerden oluşmuş bir kimlik olmalıdır. İlçemizde bir ortak kimlikten veya sosyal yaşamdan söz edebilmemiz için bu ilçenin kamusal alanları (sokakları, parkları, boş alanları, sahilleri vb) her zaman aktif olmalı. Unutmayalım ki insanlar, insanların olduğu yere gelir ve ancak insanların yüzyüze yaşayabildikleri ortamlarda ortak bir kimlik oluşur, sosyal bir yaşantıdan söz edilebilir. Kısacası parklar ve insanlar için düzenlenmiş sokaklar yaşadığınız yeri farkedilir kılar ve bize de sosyal bir kimlik verir.

Her toplumda yabancılaşma denen illetin ardında en önemli nedenlerden biri olarak kamusal alanlardan insanların uzaklaştırılması yatmaktadır.  Hani diyorsunuz ya. “biz Alevisi, Sünisi, Hiristyanı, Ermenisi ile kaynaşmış bir toplumuz” işte bu ancak bu içerikleri oluşturan insanların yüz yüze buluştuğu bir ilçe ortamıyla mümkün olur. Toplum olarak tüm bu kesimleri bir araya getiren, yakınlaştıran, kaynaşmasını sağlayan kamusal alanlar yoksa bu iddianın gerçeklik kazanması mümkün değildir. Eğer gerçekten insanları yakınlaştırmak gibi bir talebiniz varsa insanların çevreleriyle biçim aldıkları gerçeğini hiç bir zaman unutmamalıyız!

Kısacası eğer gerçekten kültürel değerlerinizi yaşatmak gibi bir hedefimiz varsa, bu hedefe ulaşmak için çevrenizi kültürel değerlerinizi ayakta tutacak ve gelecek nesillere aktaracak bir tarzla düzenleyerek işe koyulabiliriz.

O zaman acilen çevrenizde bulunan yaşamsal alanlara göz atın. Kendinizi çevrenize, çevrenizi kendinize nasıl adapte ettiğinizi görün. “Bu ilçe benim ait olduğum kültürü diğer ilçe sakini insanların kültürüyle kaynaştırabilecek yaşamsal alanlara sahip midir? Bu ilçe benim sosyal yaşantıma katkı sağlayabilen bir yaşam tarzına el veriyor mu?  İşte bu sorulardan yapacağınız çıkarsamalar bundan sonra hem yaşamınıza, hem kültürel gelişiminize nasıl yön vereceğinizi de belirleyecektir.

İnşaatlar arası park ve boşluklarla o yerleşim yerinin insanları, kültürleri yolları gibi bir birine bağlanmalıdır.

İnsanların sosyal hayat aktivitesi, kültürleri hatta davranışları bir araya gelebildikleri kamusal mekanlardan biçim alır.

Unutmayın ki!

Kültür demek inşaatlar yığını değildir.

Sadece konuşulan dil, yenilen yemek giyilen libas da değildir.

İçinde yaşadığın doğayı, ilçeyi kullanım şeklin senin kültürünü belirleyen en önemli etmendir.

Salim Diyap

Haber Merkezi

Share
654 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+3 = ?