ÜST REKLAM

logo

reklam

ENVER GÖKÇE’Yİ ANARKEN


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

 

ümit sağaltıcı

‘’ Ben berceste mısraı buldum

Hey ömrümce söylerim

Gözden, gezden, arpacıktan olsun

Hey ömrümce söylerim!

Bizsiz Ilgaz’ın çam ormanları güzel değildir.

Hayda günlerim hayda

Sırtını düşmana verdikçe

Murat dağları güzel değildir,

Dost dost ille kavga!

Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,

Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;

Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,

Ayın onbaşı;

Biz olmasak Taşova’nın tütünü, Kütahya’nın çinisi,

Yani bizsiz

Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi

Güzel değildir.

Gel günlerim gel de dol

Gel Aydınlım İzmirlim,

Gel aslanım Mamak’tan

Erzincan’dan Kemah’tan

Düşmanlar selam ister

Gözden, gezden, arpacıktan!

Adana’nın pamuğu dokumada;

Diyarbakır, Afyon, Kütahya fabrikada

Ümit işkencede mahzun

Tenim, ayaklarım üryan

Ekmek işkencede mahzun

Ve Divrik’in demiri arabada

İşçi- köylü ve işçi bir arada

Söyle türküler yadigârı kardeş

Söyle ağrılar yadigârı kardeş

Neden alın terleri

Nimetler, haklar haram oldu sana…’’

Cumhuriyetle birlikte, ülkenin yeni bir biçimde yapılandırılmasına başlandığı yılların hemen öncesinde; 1920 yılında dünyaya gelir Enver Gökçe.

Anadolu’nun herhangi bir kasabası olmaktan türküleriyle ayrılan, Eğin’in Çit köyündendir. On yaşında, ‘*bir godik arpa için’ Sivas kapılarından geri gönderilen yıllarda, Erzincan’dan Ankara’ya göç ederler.

1930’da ilkokula Ankara’da başlar. Ortaokul ve Liseden sonra yüksek öğrenimine Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Türkoloji bölümünde devam eder.

Enver Gökçe’nin Üniversiteye başlamasıyla birlikte sanat- edebiyata ilgisi de yoğunlaşır. Üniversite yaşamıyla birlikte hem sanat edebiyat ortamıyla tanışır, hem de devrimci tutumu onu etkin eylemlere iter. Dernek ve yayınlara yönelir.

Halkevlerince yayımlanan ülkü dergisinde düzeltmen olarak çalışmaya başlar.

Bu ilişkiler ağı bile başlı başına 1940’li kuşağı edebiyatçılarının ürettikleriyle, toplumsal konumları arasındaki bağı kurmak bakımından önemlidir. Her birinin yaptığı ile söylediği örtüşür niteliktedir ve bunun böyle olmasını özellikle önemserler.

Bir sanatçının, Şükran Lokantası yerine halk ozanlarıyla birlikte olmayı yeğliyor olması, anlatmaya çalıştığım ‘özel tarih’ bağlamında, önemli ipuçları verir. Bu durum, bugünden dönüp baktığımızda yan tutmanın kaba bir yansıması olarak algılanabileceği gibi, sanatını halkının hizmetine sunmayı özünde içselleştirmiş bir sanatçı için daha anlamlı olduğu açıktır. Böyle bir tavrın ‘ben sınıf edebiyatı yapıyorum’ diyen Enver Gökçe’nin ne yapmak istediğini anlamak ve ‘sosyalist gerçekçilik’, ‘Toplumcu gerçekçilik’ kavramlarının o yıllarda taşıdığı anlamı bilmek açısından da önemi vardır.

İlk sayısı 15 Mart 1945’te çıkan Ant dergisinin büyük oranda yükünü Enver Gökçe çekmektedir. Dizgisi, düzeltilmesi, dağıtımı, ayrıca günlük yükü…

Bu yıllarda gelişen devrimci potansiyelle birlikte, ilerici- yurtsever insanlara karşı ırkçı- Turancı saldırılar başlamıştır.

Fakültenin önü şiiri o yılların, o atmosferin ürünüdür.

‘’ Fakültenin yanı demirden köprü

Fakültenin önü bir sıra kavaktı

Biz bir garip yiğit kişiydik

Bütün hürriyetler bizden uzaktı

Faşistler camlara yürüdüler

Kürsüleri kırdılar, höykürdüler

Tığ teber şahı merdan

‘’Tanrı dağı kadar Türktü bunlar

Hira dağı kadar Müslüman’’

V e de kanlı bıçaklı düşman

Gökler ışıyordu yer yer

Ortalık ala şafaktı.’’

Türkiye 27 Mayıs 1960’a giderken Enver Gökçe İstanbul’dadır.

Adnan Menderes karşı yürütülen mitinglere arkadaşı Süleyman Ege ile İstanbul sokaklarını, Beyazıt’ı karış karış her gün dolaşırlar mitingleri izlerler.

İşte tam bu sırada yani 28- 29 Nisan’da Beyazıt’ta bir takım gösteriler yapılır. Aynı gün de Turan Emeksizin öldürülür.

Gelişen olaylardan korkan dönemin yöneticileri bir tutuklama listesi yaparlar. Listede Enver Gökçe de vardır.  Tutuklanır. Kendi istedikleri ama sıkıyönetim dışında herhangi bir bölgeye gitmeleri istenir. Enver Gökçe memleketi olan Erzincan Kemaliye’ye köyüne zorlukla ulaşır. 27 Mayıs devrimi olunca özgürlüğüne kavuşur. İkinci sürgünün kısa sürmüştür.

Yaşam kavgası bütün dehşetiyle devam etmektedir. Düzenli bir işte çalışması nerde ise hiç mümkün olmamıştır. Örneğin Yaşar Kemal aracılığı ile iş bulduğu Meydan Laros’tan ‘’sakıncalı’’ olduğu içöin çıkartılır.

Şair, 1977’de kaleme aldığı yaşam öyküsünde şunları söyler.

‘’ Şimdi benim yapmak istediğim bir iş var. 1951 Tevkifatini yazmak. Eğer sağlığım el verirse, ömrüm vefa ederse, ‘’1951 Tevkifatinin destanını yazacağım. Bunun için kafamda bazı tasarılarım vardır. Eğer bu işi başarabilirsem çok mutlu olacağım’’

Ama ömrü yetmeyecektir.

Enver Gökçe 19 Kasım 1981’de Ankara’da sonsuzluğa göçer.

‘’ Sana selam olsun

Hürriyetlerin meçhul olduğu dünya

Canım Türkiye,

Memeleketimiz!

Çalışan halklarıyla ümmi

Çalışan halklarıyla garip,

Irgadı, esnafı, madencisi, iptidai aletleri

Kadınları, erkekleri, hapishaneleri;Sana selam olsun

Sürgünler, mahkümlar, hastalar

Alacağın olsun

Seni İstanbul seni

Seni Bursa, Çankırı, Malatya,

Sizlere selam olsun Üniversiteler!

Öğretmenleri alınmış kürsüler,

Öğretmenler

Sizlere selam olsun

Hürriyeti yazan eller, dizen eller

Sizlere selam olsun makineler

Entertipler, rotatifler, bobinler

Bu gülünç, aşağılık,

Namussuz şeyler dışında,

Sana selam olsun

Zincirin zulmün kar etmediği,

Kırbacın kar etmediği

Büyük tahammül!

Gel günlerim gel de dol!

Gel Aydın’lım, İzmirlim,

Gel aslanım Mamak’tan

Düşmanlar selam ister

Gözden, gezden, arpacıktan’’

Enver Gökçe’nin şiirini besleyen, kendi sentezinin oluşumunu sağlayan etkenler nelerdir?

Halk şiiri ve kültürü, masallarıdır.

Enver Gökçeyi sevgi ve saygıyla anıyoruz.

Ümit Sağaltıcı

 

 

 

 

Share
577 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+2 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • MEMLEKETTE HAK, HUKUK ADALET VAR MI?

    17 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Bu üç kavram varsa, iyi yoldayız, başarı mutlak olacak. Bu kavramları Samandağ ilçesinde arayalım. Bizim ilçede var mı? Varsa, nerede saklanmışlar da bizler göremiyoruz? Ben bu yüce değerleri çok aradım. Merak ediyordum. Bulamadım. Örneğin; Şehir merkezinde bulunan ve davası 1991 yılından beri çözüm bekleyen Park sorununun yasa ve yönetmelik açısından beraber bakalım ‘’İlimiz Samandağ İlçesi Atatürk Mahallesinde kâin 1042,1998 ve 4241 sayılı parseller, Mahkeme kararlarıyla Park olarak ihdas edildi Hatay Valiliğinin 17.10.2018 tarih ...
  • KAPİTALİST SİSTEMDE ONUR, HAYSİYET VE ŞEREF; PARADIR

    15 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan / Sami Aslan İnsanlık Kapitalizm ile birlikte Basit yeniden üretimden (sanayi öncesi antik ve orta çağlardaki tarıma dayanan üretim) Geniş yeniden üretim  ( teknolojik sanayiye dayanan üretim) sistemine geçmiştir. Çok uluslu tekelci şirketler ve Bankalar sistemi olan KAPİTALİST sistem demek, GENİŞ YENİDEN ÜRETİM SİSTEMİ demektir. Geniş yeniden üretim demek yüzbinlerce işçi ile en son teknoloji kullanarak dağlar gibi yığılan matahlar (mallar) üretmek demektir. Dağlar gibi yığılan üretilmiş MATAHLAR’ın milli sınır...
  • ZEYTİNİN TARİHÇESİ VE FAYDALARI

    08 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Zeytin, çok yönlü bir kültür bitkisi olarak, Anadolu mutfak kültüründe binlerce yıldan bu yana birçok alanda kullanılır. Anadolu’da yaşayan eski medeniyetler, zeytin ve zeytinyağını, dini kutsamalarda, nazardan korunmada, birçok hastalığın tedavisinde kullanırlardı. Tüm dinlerde zeytin, bereket, barış, akıl, uzun ömür ve olgunluk gibi simgesel anlamlar taşır. Zeytin ağacı, ağır büyüyen, fakat oldukça uzun yaşayan bir ağaçtır. Gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Üstelik de ömrünü tamamladığında köklerinden yeni bir ağaç filizlenmekt...
  • YEMEĞİN AZI KARAR ÇOĞU ZARAR

    01 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Hz. Muhammed’in şu sözünü hiç aklımızdan çıkarmayalım: “ sofradan tam doymadan kalkınız.” Bu sözün değerini sağlıkçılar daha iyi bilir. Yemek yemekten anladığımız, karnımızı doyurmak anlamında midemizi doldurmaktır. Midelerimizi bir çöp kutusu gibi dolduruyoruz. Doygunluğa ulaştığında yani tam doluluk sağlandığında “doydum” diyoruz. Maalesef bunu destekleyen diğer olgu ise lezzet adı altında damak tadı dediğimiz, yediklerimizin tatlı, ekşi, acı,tuzlu olmasının ön plana çıkmasıdır.M.Ö.106 –M.Ö.43 yılları arasında yaşamış ...