logo

reklam

‘ENE MİNİNNA’

“Bir Yudum İnsan” başta olmak üzere, pek çok dikkat çeken belgeselde imzası bulunan gazeteci-yazar Nebil Özgentürk, ilçemizde Eğitimci Murat Özen’in moderatörlüğü ve Ela Eryılmaz’ın özel daveti ile katılım gösterdiği panelde hayatına girmiş birçok aydından edindiği izlenimleri anlattı. Kalabalık insan yığınlarının istila ettiği İstanbul ve İstanbul’da yaşam zorluğunu da anlatan Özgentürk, Yüksel Acun Anadolu Lisesi Okul Aile Birliği Başkanı Ela Eryılmaz yanı sıra, katılımcı genç öğrencilerin sorularını yanıtladı. Öğrencilere hayellerinizn peşinden gidin diyen Özgentürk, ilçede kendini yabancı hissetmediğini buranın vatandaşlarından olduğunu hissettiğini belirtti. Özgentürk, ‘ene mininna’ diyerek selamladığı katılımcıların gözleri ile teması kesmemek için ayakta konuştu. Başkalarını anlatmaktan kendini anlatmaya vakit bulamayan Özgentürk’ün hayatını anlatan slayt sunum Sunay Akın’ın çekimiyle katılımcılara izletildi.      

“Babayani” yi anlatması istenen Özgentürk, “Benim, 30 yıllık meslek hayatımda bazen suya, bazen kalbime ve bazı dergilere yazıldığım yazıların derlemesi aslında bu kitap. Bugüne kadar hep merkez medyada çalışmış bir insan olarak, bugün merkez medyanın içinde bulunduğu bu feci durumu katlanılmaz buluyorum, bu nedenle de kendimi gazete ve ekranın dışında tutmak istediğim bir dönemde olduğum için, bu yazıları kendi kitabımda yayımlamaya karar verdim. Babayani, içinde entelektüel dokunun da olduğu, tevazünün, dervişliğin de olduğu, babacan adamlara deniliyor. Bu çerçevede, çok sevdiğim insanların portreleri, kendi Adana hikayelerim, çocukluğum ve babamdan duyduğu hikayeler gibi pek çok unsur var bu kitapta. Çünkü bir de bir gerçeği fark ettim: bugüne kadar iyi insanları yazarken hep kötüleri de anlatarak yazmışım. Bu kitapta doğrudan iyi insanları anlattım. Aslında daha çok “babayani” insanları.

Ben derviş tadındaki adamları seviyorum ve dervişliğin en çok ihtiyaç duyulduğu dönemden geçtiğimizi düşünüyorum. Çünkü her tarafımız cahil, saldırgan ve tetikçi adamlarla çevrildi. Eskiden devlet baba kavramı vardı, şimdi o da boşaltıldı. Ben bugün kendimi korumasız hissediyorum, korkuyorum. Babayani bazen devlet babadır, bazen mahallemizin abisi, bazen sığınacağımız bir bilge. İşte böyle adamlara acilen ihtiyacımız olduğunu gördüğüm için bu kitabı kaleme aldım.

Bugün ise yüzde 80’inde silahların göründüğü, birinin diğerini öldürmeye hazırlandığı planlarla dolu olduğu diziler var ve dediğiniz gibi bu diziler de bugünün Türkiye toplumunun yansıması. Bu korkunç bir şey. Biliyor musunuz, yıllarca mahalle dizilerini yazan Kandemir Konduk’a şimdi iş vermezler. Mahallenin Muhtarları, Perihan abla gibi diziler bugün yayımlansa izlenmez. Toplumu da dönüştürdüler çünkü. Toplumun bir kısmı şu anda nefret dilini konuşuyor ve bu dile ne yazık ki fazlasıyla alıştırılmış durumda. Sevgi sıkıcı gelmeye başladı, çünkü nefret para ediyor, nefret şöhret getiriyor, nefret edilen adamlar ekranlarda taçlanıyor. “Ben asacağım, keseceğim, içeri attıracağım” diyen adamlar ülkenin yıldızları haline geldi. Bir zamanlar Uğur Mumcu vardı, şimdi onun yerini alçaklar aldı.

Bu ülke siyasetçilerden bağımsız olarak çok güzel bir ülke. Örneğin sosyal medyada dünya güzeli insanların satırlarıyla karşılaşıyorum. Hakkari’nin bir kasabasındaki bir öğretmen, sabah sabah paylaştığı bir mesajla beni umutlandırıyor. Ben umudumu hiç yitirmiyorum bu nedenle. Yaşar Kemal, “en umutsuz olduğun zaman bile umuda sarılmalı, umut yeşertir insanı” derdi. İçinden geçtiğimiz süreçte de, nefreti bitirecek olan yegane şey umut.

Son yıllarda insanların açık açık düşüncelerini ifade etme özgürlüklerini ellerinden aldılar. Bir dizi oyuncusu da kültür sanat figürüdür ama o, gördüğü haksızlıkları ifade etmek istese de edemiyor, çünkü ertesi gün işsiz kalacak ve bu riski göze alamıyor. Elbette susmayanlar da var”dedi.

“Babam ezilmemi istemedi”

“Mezhep çatışmalarının, ötekileştirmenin bizim ailede ne kadar yoğun yaşandığını çocukluğumda gördüm diyerek sürdürdüğü ” Nebil Özgentürk ile kültür sanat” söyleşisinde Özgentürk, “Mezhebimi açık açık söyleyemedim. Babam ezilmemi istememişti. Adana, Antakya, Hatay bölgesi Arap Alevilerinin yoğunlukta yaşadığı bölgelerdeki aileler bunu hep yaşadı. Ortaokula giderken göğsümü gere gere Alevi olduğumu söyleyemedim diye hayıflanıyorum. Bu benim için bir yaradır” diye konuştu.

Belgesel yolcuğunun başlangıcına değinen konuşmasında Özgentürk, “Can Dündar, Coşkun Aral ve ben şöyle bir düşünceyle yola çıktık: bizim birçok kimliğimiz var. Dünyanın en güzel coğrafyasına sahibiz biz. Binlerce yıllık bir uygarlığın üzerinde oturan bizlerin en büyük eksiğimiz biz olmak. Bu hayal değil. Neden bu kimliklerin dünyasını araştırıp, biz’e giden yolculuğu anlatmıyoruz diye düşündük. Biz Kültür Yolcuları böyle çıktı ortaya.

Bazen belgesel, bazen yazı formatıyla binlerce hikaye dinledim 30 yıl boyunca. Bütün bunlarda dünyanın en önemli ülkesi olduğumuza karar verdim. Gazete haberlerinin bir günde eskidiği başka bir ülke yok. Bu topraklarda onlarca uygarlık ve pek çok halk yaşadı. Çok kültürlü bir toplumuz. Süryanisi’nden Ermenisi’ne, Rum’undan Arap’ına… Biraz Batı biraz Doğu’yuz. Ama en önemlisi, hep Batı’ya gittiğini zenneden ama Doğu’ya giden bir gemiyiz biz”dedi.

“Türkiye şu an kâbus gibi bir medya ortamında yaşıyor” diyen Özgentürk, “şu anda en özgür ortam sosyal medya, ben geç dahil oldum ama bunu fark ettim. Elbette orada yazdığınız bir şey için de sizi hapse atıyorlar, bu şekilde içeride olanlar da var ama en azından basın patronuna, kırk tane kurala boğulmadan bir fikir beyan edebiliyorsun. Şu anda düşünün ki ekmeğe yapılan zammın bile haberi yapılamıyor. Bırakalım siyasi meseleleri gazeteci, medya dediğin halkın sorunlarını da anlatandır. O bile yapılmıyor.

Kimse sanmasın ki yenildik. Ülkemde yaşananlardan mutsuzum ama. Çok kolay tehdit ediliyorsunuz. Türkiye’de tetikçiler türedi. Ekranda, gazetelerde yer alıyor sanki sizi devletten güç alarak tehdit ediyormuş gibi davranıyor. Bu da insanı yılgınlaştırıyor. Kolunu, kanadını kırıyor. Ama bu yenildi anlamına gelmiyor da bu kadar mı insanlar haksız, hukuksuz içeriye atılır, bu kadar mı sorgusuz, sualsiz insanlar işsiz bırakılır, bu kadar mı koca bir medya renksiz bırakılır. İnanın biz 12 Eylül darbesinden sonra bile, bunları yaşamadık. Yine de her şeye rağmen doğru şeyleri söylemeye, vicdanlı olmaya, adaletli olmaya devam ediyoruz. Israrla bu şekilde yürüyen insanlara da çok saygı duyuyorum. Türkiye’de elbette mücadele eden, meseleleri çok iyi anlatan, isyan eden koca da bir kitle var” dedi.

Özgentürk, ona sorularda eşit bir yaklaşımda bulunarak bir kız ve bir erkek öğrencinin sorularını yanıtladı.

Söyleşi sonrasında katılımcıların aldığı kitapları imzaladı.

Deniz Sitesi Dervişan Kır Bahçesinde gerçekleşen organizasyona ADD Samandağ Şube Başkanı Atiye Sönmez Erdoğdu, yanı sıra Hayrettin Arıkan, Mimar Gizem Cabaroğulları, KALEM-DER başkanı Nermin Havuz Eryılmaz, Cemal Gürsel Mahalle Muhtarı Selim Meynioğlu, Gezi şehidi Ahmet Atakan’ın annesi Emsal Atakan, Defne Kadın Emeği Derneği başkanı Gülay Yüksel ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Söyleşi üzerine görüşünü aldığımız Yüksel Acun Anadolu Lisesi Okul Aile Birliği Başkanı Ela Eryılmaz, “Yıllardır takip ettiğim, fikirlerine ve dünya görüşüne önem verdiğim insanlardan biridir Nebil Özgentürk. Sosyal medya diye bir dünya var artık insanlar fikirlerini merak ettiklerini oradan dile getirebiliyorlar. Benim bu söyleşi sürecim için zemin zaten oluşmuştu çünkü belgesellerini interten ortamından takip ediyordum. Ve sosyal medyada ki bir paylaşımından gördüm Iskenderun’da bir liseye geleceğini, ulaşmaya çalıştım çabalarım sonunda ulaştım ve “memleketimizde de sizleri dinlemek isteyen aydın insanlar var. Zaman ayırırsanız mutlu olacağımı söyledim. Samandağ’ı zaten bildiğini ve arada bir ziyaret ettiğini buralardan aile dostları olduğunu ama planlarını aksatmayacak şekilde teklifi değerlendirip bana geri dönüş yapacağını söyledi. Aradan biraz zaman geçtikten sonra geri dönüş cevabı geldi ve olumluydu ama söyle bir sorunumuz olacaktı zaman kısıtlıydı çünkü önceden ayarlanmıştı geliş gidiş biletleri. Biz de onun üzerinden ortak bir saat ayarladık sağolsun ekip arkadaşları her konuda yardımcı oldular..Ve ben 2 saatliğine bile olsa Samandağ halkıyla buluşturmak istedim. Sonuç dünkü insan seliydi. İgi yoğundu. Başta Sayın Özgentürk’e ve katılım gösteren herkese teşekkürü bir borç bilirim”dedi.

Haber-Foto: Ümit Sağaltıcı

Share
322 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+10 = ?