ÜST REKLAM

logo

reklam

Editörden Ümit Sağaltıcı 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

 

Bu yılki 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yazımı tüm kadınlar adına 15 yaşında tuttuğu hatıra defteri sayesinde tarihe ışık tutan Anne Frank’a adıyorum. Dolaysıyla da Anne Frankın öz yaşam öyküsünü paylaşmak istiyorum. Özellikle bugün, bu kadar değerli, kıymetli bir günde hepimiz, Anne Frank ile buluşacağız, tanışacağız.

Hepimiz Anne Frank’ın aklına, beynine, ruhuna misafir olacağız.

Yaşadığı dönemin ötesine geçmeyi başarmış Anne Frank, II. Paylaşım savaş’ında ailesiyle birlikte Nazilerden saklanan küçük bir kız çocuğu. Hollanda Amsterdam’daki o saklandığı ev, günümüzde şehrin en çok ziyaret edilen gezi noktası olduğunu da söylemiş olalım.

Otobiyografi tarzında yazılan Anne Frank’ın Hatıra Defteri kitabında ikinci Dünya Savaşı’nda Hollanda’nın Nazi işgali dönemi anlatılır.

Savaş; hangi çağda, hangi milletler arasında olursa olsun acı, üzüntü, ölüm ve vahşettir. Yüzyıllardır olduğu gibi günümüzde de dili, dini, ırkı ve milliyeti ne olursa olsun binlerce masum çocuğun hayalleri elinden alınmakta ve yaşamları büyüklerin savaşlarında son bulmakta.

Oysa yaşamak en çok da çocukların hakkı değil midir?

Annelies Marie Frank, Otto ve Edith Frank’ın kızları olarak 12 Haziran 1929’da, Almanya’nın Frankfurt şehrinde dünyaya gelir. Beş yaşına kadar Frankfurt yakınlarında bir apartman dairesinde annesi, babası ve ablası Margot ile birlikte yaşar. Anne’nin babası Otto Frank, Almanya’da bir banka görevlisidir.

1929 Büyük Buhranı diye bilinen ve bütün dünyayı sarsan ekonomik krizle işleri kötüye gitmeye başlayıp, Nazilerin de 1933’te iktidara gelmesinin ardından Otto frank iş bağlantılarının olduğu Hollanda’nın Amsterdam şehrine gider. Bir müddet sonra ailesinin de oraya aldırır. Anne, büyükanne ve büyükbabasıyla kaldığı Aachen’den, ailesinin yanına giden son aile ferdidir.

Adolf Hitler’in Hollanda’ya girmesiyle birlikte, buradaki Yahudilere de Almanya’daki kısıtlamalar getirilir. Anne, ablası Margot’la birlikte sadece Yahudilerin okuduğu bir okulda eğitim almaya başlar. Almanya’da yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle buradan kaçan Yahudiler, Hollanda’da da aynı sıkıntılar yaşamaya başlarlar ve yaşamlarına pek çok kısıtlamalar getirilir.

Anne ve ablası, Hollanda’da, kendileriyle aynı kaderi paylaşan çocuklarla, sadece Yahudilerin okuduğu özel okula gitmeye başlarlar. Öğretmenleri de kendileri gibi kaçak bir Yahudi’dir. Bu okuldaki en iyi arkadaşlarından biri olan Nanetta yıllar sonra Anne ile ilgili anılarını anlatacaktır.

Okuldaki tüm öğrenciler gibi Anne ve Nanetta da ‘ikinci sınıf insan’ muamelesi gördüklerinin farkındadırlar. Birbirlerine destek olarak, yaşadıkları kötü günlerin üstesinden gelmeye çalışırlar.

Ama içlerinden bir ses sürekli, bir daha asla evlerine geri dönmeyeceklerini, belki de öldürüleceklerini söyleyip durur onlara. Bütün sınıf gibi iki kız çocuğu da günlerini endişe içinde geçirirler.

Anne Frank’ın arkadaşı Nanetta o günleri şöyle anlatır: ‘’ Anne ile yan yana otururduk, çok iyi arkadaştık. Gelecek güzel günlerin hayalini kurardık. Bu da hayatta kalabilme yöntemlerimizden biriydi. Onun her zaman popüler ve sözü dinlenir biri olmak istediğini hatırlıyorum. Hayat doluydu. Konuşmayı sever, erkeklerle olan konuşmalarını anlatırdı. Sınıftaki herkes birbiriyle çok iyi geçinirdi. Hepimiz belli şartlar yüzünden buradaydık ve birbirimize destek oluyorduk. Evlerimizden ayrılmıştık. Hiçbir zaman geri dönmeyeceğimizi ihtimalinin de farkındaydık.’’

Hollanda’da da Yahudilerin kendi işlerini kurmaları ve işletmeleri yasak olduğu için Anna’nın babası işlerinin başına yakın bir dostunu geçirir. Temmuz 1942’de Anna’nın ablası Margot’a bir celp gelir ve SS merkezine çağrılarak Yahudi olarak işaretlenir.

Anne Frank, 14 yaşındayken bütün aile Otto Frank’ın Prinsengracht’taki ofis binasının arkasında bulunan gizli bir bölmede saklanmaya başlarlar. Beraberlerinde yakın dost oldukları dört kişi daha vardır. İki yıl boyunca, Anne Frank’in günlüğünde ‘’Gizli Oda’’ diye bahsettiği bu ofisin arkasındaki apartmanın çatı katında tam bir hapis hayatı yaşarlar ve dış dünyayla ilişkilerin Otto Frank’ın sekreteri Miep Gies sağlar.

O günlerde saat 8’den sonra sokağa çıkma yasağı vardır. Akşamüstleri çocukların bile birbirlerini görmesine imkan yoktur. Ama 12 Haziran 1942 günü Nanette’nin sınıfındaki çocuklar Anne’nin 13’ümcü doğum gününü kutlamak için birlikte olma fırsatı bulurlar. Öğretmenleri bir şekilde küçük bir doğum günü partisi organize etmeyi başarır. Partide Nanette, Anne’nin ailesinden gelen hediye paketinden çıkan armağanı görür: Bu bir ajandadır…

Yıllar sonra içine yazılacakların milyonlarca kişi tarafından okunacağı günlük olan ajanda…

Saklandıkları iki yıl boyunca yaşanan olayları Anne’nin günü gününe yazdığı günlüğü yani.

Anne Frank, hem ergenliğin getirdiği problemler, hem de savaşta olmanın psikolojisiyle, oldukça içten ve güzel bir anlatımla, iki yıl boyunca yazar. ‘’Kitty adını verdiği günlüğüne önceleri kendi için yazsa da, sonra savaş bitiminde tutulan günlüklerin toplanacağını öğrendiğinden, daha muntazam yazmaya başlar. Yaşadığı şartlar onu olgunlaştırmış, yaşının ilerisine taşımıştır.

Anne günlüğünü, kimliği belirlenemeyen bir Hollandalı tarafından ihbar edilinceye, yani, 4 Ağustos 1944’e kadar, Gestapolar (Alman Gizli Servisi) tarafından saklandığı yer basılıp götürülünceye kadar yazar.

Ağustos 1944’te biri onları ihbar eder. Anne Frank ve ailesi apar topar alınır, anne- baba ve çocuklar farklı kamplara gönderilirler.

Eylül 1944’te, SS subayları ve polis Frank ailesini ve onlarla birlikte saklanan dört kişiyi trenle Polonya’daki Auschwitz toplama kampına gönderir. Ancak, Anne ve ablası Margot yaşlarının küçük olması nedeniyle, çalıştırma amaçlı olarak, 1944 yılı ekim ayının sonuna doğru Kuzey Almanya’da bulunan Bergen- Belsen toplama kampına götürülür.

Günlüğünü yazarken son günlerine kadar umudunu hiç yitirmeyen Anne, önce ihbar edilir, daha sonra gönderildiği kampta tifüse yakalanır. Ne yazık ki her iki kız kardeş de, İngiliz Birliklerinin Bergen- Belsen kampına girdiği 15 Nisan 1945’ten yalnızca birkaç hafta önce tifüs nedeniyle hayatlarını kaybederler.

Anne ile Nanetta’nın yolu, yıllar sonra Polonya’daki Auschwitz toplama kampında tekrar kesişir. Nanette, eski arkadaşı Anne’yi gördüğü ilk anı, ‘’ Bir deri bir kemik kamıştı, üzerinde sadece battaniye vardı’’ sözleriyle anlatır ve böyle bir karşılaşmanın mucizevi olduğunu söyler: ‘’Bugün bile o halde birbirimizi nasıl tanıyabildiğimize şaşırıyorum. Tükenmişti. Kıyafetleri bitlendiği için üzerinde sadece battaniye vardı. Onu öyle görünce çok kötü oldum. Benim bildiğim Anne’den geriye hiçbir şey kalmamıştı.’’

Kızların annesi Edith 1945 Ocak ayının başlarında Auschwitz’de ölür. Yalnızca baba Otto, Kızıl Ordu’nun gelmesiyle kamptan ve savaştan sağ kurtulur.

Otto 27 Ocak, 1945’te Auschwitz kampında Sovyet Kuvvetleri tarafından serbest bırakılır. Baba Frank’ın elinde, eski sekreteri Miep’in kendisine ulaştırdığı Anne’nin günlüğü vardır ve bu günlüğü defalarca okur.

Yıllar sonra Nanette ile tanışan baba, kızının günlüğünü yayınlamayı düşündüğünü anlatır ona.

Otto Frank kitabın bir kopyasını profesör bir arkadaşına gönderir. Yakın çevresinin baskısıyla da kızı Anne Frank’ın günlüğünü yayımlamaya karar verir. Kitap ilk olarak 1947 yılında 150 bin adet basılır. Bu baskıyı daha birçok baskı takip eder, 60 dile çevrilen günlük en çok satanlar listesine girer. 30 milyondan fazla satar. Bazı ülkelerde okulların müfredat kitapları listesine alınır.

Anne Frank’ın huzurunda hepinizin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlarım.

Hayır bitmedi yazacaklarım. Eğer bu şekilde bırakırsam hem Anne Frank için, hem de kutladığımız bu önemli günü eksik anmış olacağız o nedenle Anne Frank’ın duyduğu bir endişeyi de huzurda söylemek isterim.

Anne Frank günlüğünün bir yerinde şöyle yazar.

‘’HATIRA DEFTERİ TUTMAK BENİM GİBİ BİRİ İÇİN TUHAF BİR DUYGU. YALNIZCA DAHA ÖNCE HİÇ YAZMADIĞIMDAN DEĞİL. İleride ben de dahil hiç kimse on üç yaşında bir kızın içinden geçenlerle ilgilenmeyecekmiş gibi geliyor. Ama aslında bunun hiçbir önemi yok, ben yazmak ve daha da önemlisi kalbimden geçen bir sürü şeyi ortaya dökmek istiyorum.’’

Sevgili Anne Frank, merak etme 88 yıl sonra seni saygıyla anıyor tüm Ayna okurları adına gözlerinden öpüyorum ve seni çok ama çok önemsiyorum. Bu tanışmışlığımızın başlangıcı olarak senin için çalışma ofisimde bir köşe oluşturacağım söz veriyorum.

 

Ümit Sağaltıcı

Yararlanılan Kaynaklar: Tatilbudur.com / Listelist.com: Nurten Bengi Aksoy

 

 

 

Share
671 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

3+6 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • TARAFSIZ BASINA FRANSIZ KALMAK

    29 Temmuz 2019 Dünya, Eğitim, Ekonomi, Emlak, Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Kültür Sanat, Otomotiv, Röportajlar, Sağlık, Siyaset, Spor, Teknoloji, Tüm Manşetler, Üst Haberler, Yerel

    Halkımıza, İlçemiz kısa bir süre önce Evvel Temmuz etkinliklerine ev sahipliği yaptı. Gazetemiz, halkın haber alma hakkını mümkün mertebe engellemeyerek, (gazetemizin yayınının engellenmesine rağmen) çoğu etkinliği yeri geldi canlı çekim ile uluslararası alana taşıdı, yeri geldi matbuat üzerinden okurlarla buluşturdu. Takdir edersiniz ki ilçede Evvel Temmuz Festivalini destekleyenler olduğu gibi kimi vatandaşımız, kültürden uzak, kimileri de özünden saptırılmış olarak değerlendirdi. Biz Samandağ AYNA’sı olarak her türlü görüşü eşit...
  • ŞEKER BEYNİ DE BİTİRİYOR

    29 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Şeker ve trans yağlarla yüklü Amerikan diyetinin sadece fiziki sağlığı değil beynimizi de olumsuz etkilediği belirlendi. Oregon State Üniversitesi uzmanları tarafından fareler üzerinde gerçekleştirilen araştırma, şeker ve yağdan zengin diyetin bağırsak bakterilerini etkileyerek bilişsel esneklikte (cognitive flexibility) önemli kayıplara yol açtığını gösteriyor. Bilişsel esneklik, beynin iki farklı düşünceden diğerine geçme ve aynı anda iki farklı konuyu düşünme kabiliyeti olarak biliniyor. İnsanlarda bilişsel esneklik bozukluğu, ...
  • GELİN İNSANCIL DAVRANIP, EVRENSEL DÜŞÜNELİM

    29 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Yerel

    Uzun zamandır Samandağ’ın da olup bitenleri sessizce seyrediyorum. Seçimden önce "Samandağ sevdası" havası esiyordu ! Şimdi menfaat havası esiyor! Şimdi durumu bir değerlendirelim. Samandağ’ın da neler oldu ne oluyor ?Birileri seçimden önce eski yönetime karşı cephe aldı, dernekler kurdu, komiteler, toplantılar düzenledi ve halkı toplayıp, kimisi vefadan kimisi de Samandağ sevdasından bahsetti. Seçime kadar sürdü bu düzenlemeler. Projelerde sunuldu. Şimdi seçim gitti, Sevda ve vefa bitti. Çatışmalar, sataşmalar ve hakaretler ba...
  • MİHRİCAN EVVEL TEMMUZ YALANI

    24 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Asaf Hişmi Mihrican Bayramı Farsların her zaman kutladıkları dini bayramlarıdır. Fars güneş yılının yedinci ayı olan Mihir ayının 16. Gününe rastlar. Yedi gün devam eder Mihir ayının 21’de son bulur. Mihrican Bayramı gece ile gündüzün eşit olduğu (Sonbahar ekinosu, Miladi takvimin 21 Eylül’lüne denk gelir. Temmuz ise Miladi takvimin yedinci ayıdır. Evvel temmuz denilen tarih, Fransız devriminin kuruluş tarihidir. Yani 14 Temmuz 1789 tarihinde Faransız devriminin başlangıç tarihidir. Fransızlar bu günü Ulusal bayram olarak kutlarlar. Bu...