ÜST REKLAM

logo

reklam

DÜŞÜNÜR VE ROMAN YAZARI KEMAL TAHİR.


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

Abdülhamit’in yaverlerinden Yüzbaşı Tahir Bey’in oğlu olan Kemal Tahir 15 Nisan 1910’da İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ndeki öğrenimini yarım bırakıp, avukat kâtipliği, Zonguldak’taki kömür İşletmelerinde ambar memurluğu yaptı. 1930’da İstanbul’a döndü, Vakit, Haber, Son Posta gazetelerinde röportaj yazarı, çevirmen, düzeltmen olarak çalıştı. Yedigün ve Karikatür dergilerinde sekreterlik, Karagöz gazetesinde başyazarlık, Tan’da yazı işleri müdürlüğü yaptı.

‘’ İnsan bir kere tek başına kalmaya görsün! Nerede olsa tek başınadır. Meydan savaşında bile./ Kemal Tahir’’

Kemal Tahir Neden Hapse Atıldı?

Kemal Tahir’in Kardeşi Nuri Tahir, astsubaylık vazifesi ile bahriyede görev yapmaktaydı. Kemal Tahir, Kardeşine Sabahattin Ali kitabını hediye etti ve ondan sonra Donanma Mahkemesinde ‘’askeri isyana teşvik’’ suçu ile 13 Haziran 1938’de yargılandı ve tutuklandı. Bu suçlamalarla tutuklanan bir diğer isim ise Nazım Hikmet’tir. ‘’Donanma olayı’’ ya da ‘’Bahriye Davası’’ olarak edebiyata ve tarihe geçen bu olayda Kemal Tahir, 15 yıl ağırlaştırılmış hapis cezası alır 1950 affına kadar da hapishanede kalır. Sırasıyla Çankırı, Çorum, Kırşehir, Nevşehir ve Malatya cezaevlerinde tam 12 yıl mahkûm olarak bulunur. 6-7 Eylül olayları sırasında bir kez daha tutuklandı, 6 ay yattı. 1957’de Aziz Nesin’le birlikte ‘’Düşün Yayınevi’’ ni kurdu. İlk önemli eseri 4 bölümlük Göl insanları uzun öyküsü Tan gazetesinde tefrika olarak yayınlandı, eser 1955’te kitap olarak basıldı. Yine 1955’te basılan Sağırdere romanıyla adını duyurdu. Ölünceye kadar kalemiyle geçindi.

1970’de akciğer ameliyatı geçiren Tahir, özellikle Marksist terminolojiyi yerleştirerek, Anadolu’ya uygun bir sol düşünce oluşturmaya çalıştı. Kendi çevresinde fikirlerini savunan bir grup oluşturan Kemal Tahir, dönemin birçok Kemalist aydını tarafından da haksız biçimde eleştirildi. Romanlarının ana damarını oluşturan toplum ve tarih tezleri nedeniyle uzunca bir dönem tartışmaların odağında yer alan Kemal Tahir 21 Nisan 1973’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu İstanbul’da öldü.

Kemal Tahir’in düşüncelerindeki çıkış noktası Marksizm ile Türkiye gerçeği arasındaki bağlantı sorunuydu. Siyasi eylemlere de katılmış bir yazar olarak, Türkiye’de kendi algıladığı siyasal, sosyal, kültürel yapı ve Marksizm’in sunduğu çözüm arasında bir çelişki görüyordu. Türk toplum yaşamına uymadığına inandığı Batılılaşmaya ilişkin yargısı da Marksizmi yetersiz bulmasına bağlıydı.

Çünkü Marksizm, ‘’Türkiye’de 2. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin siyasal ve kültürel uygulamalarını bir ticaret burjuvazisi devriminin sonucu’’ olarak değerlendiriyordu. Kemal Tahir ise böyle bir sınıfın varlığından kuşkuluydu. Böylece hem Marksizm’in, hem de batılılaşmanın ürünü olan Cumhuriyet dönemi resmi tarih görüşünün aşılması düşüncelerinin temel noktası oldu.

Kemal Tahir edebiyata şiirle başladı. İlk şiirleri 1931’de ‘’İçtihad’’ dergisinde yayınlandı. Yeni kültür, arkadaşlarıyla birlikte kurdukları geçit, Var, Ses dergilerinde şiirler çıktı. Başlangıçta hece ölçüleriyle şiir yazıyordu. Nazım Hikmet’le arkadaş olduktan sonra serbest ölçüye geçti. 1938- 39’da ses’te çıkan sosyal temalı şiirlerinden sonra şiir yazmadı.

Yazar olarak asıl kimliğini hapis yattığı yıllarda oluşturdu. Anadolu köylüsünü ve sorunlarını içten tanıma olanağı bulduğu bu yılları, romanları için malzeme toplayarak, not tutarak, düşüncelerini temellendirecek okuma ve araştırmalar yaparak geçirdi.

Romanın drama düşmüş insanları anlattığını söyleyen Kemal Tahir, tarih ve toplum yorumuyla örtüşen kendine özgü bir roman anlayışı geliştirmeye çalıştı. Ona göre Türk toplumu Batı toplumlarına benzemiyordu. Çünkü tarih içinde ki gelişimi Batı’nın klasik gelişim çizgisinden farklıydı. Batı’nın sınıflı toplumlarına benzemiyordu Osmanlı toplumu, o halde Türk romanı kendi toplumsal yapısının gerçekliğini yansıtmalıydı. Köy romanlarının ilki Sağırdere (1955) ve onun devamı olan Kör duman’da (1957) Çorum’un değerlerini, köyün ekonomik yapısını, tarih içindeki bağlarından koparmadan sergiledi. Köy Enstitüsü çıkışlı yazarların köye bakışından farklı bir yaklaşımdı bu.

Rahmet Yolları Kesti’de (1957) eşkıyalık olgusuna eğildi. Bu konudaki görüşü Yaşar Kemal’in İnce Memed’iyle tam bir karşıtlık oluşturuyordu. Yedi Çınar Yaylası (1958), Köyün Kamburu (1959), Büyük Mal (1970) üçlemesinde köylünün günlük hayatını, ağa eşraf sömürüsünü Mütareke döneminden Cumhuriyete uzanan tarihsel fonda ele aldı. Özellikle Mal’da köylünün cinsel yaşamına ilişkin ayrıntıların altını çizdi. Yakın tarihin olaylarını konu edindiği kent romanlarında toplumumuzun batılılaşma sürecine ilişkin yorum ve eleştirileriyle tartışma yarattı. Esir Şehrin İnsanları (1956)  ve Esir Şehrin Mahpusu’nda (1962) Mütareke dönemini, Kurtuluş Savaşı’nın bir Osmanlı paşazadesi üzerindeki değiştirici etkisini; Yorgun Savaşçıda (1965) İttihatçılarla milli mücadele yanlısı güçler arasındaki çatışmayı; Kurt Kanunu’nda (1969) İzmir Suikastı’nı; Yol Ayrımı’nda (1971) serbest Fırka olayını anlattı.

Kemal Tahir sadece edebiyatın kendine özgü anlatım aracını değil, toplumsal bilimlerin anlatım aracını da kullandı. Asya Tipi Üretim Tarzı’na ilişkin düşüncelerini ortaya koyduğu Devlet Ana (1967), üzerinde en çok konuşulan, en büyük tartışma çıkaran kitabı oldu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarına uzandığı, ‘’Kerim Devlet’’ anlayışını vurguladığı bu romanda öbür romanlarındaki gerçekçi çizgiden uzaklaştı. Halk hikâyelerinin, destan ve masalların yapısından, söyleyiş özelliklerinden yararlandı.

Yorgun Savaşçı’ıyla Yunus Nadi, Devlet Ana’yla Türk Dil Kurumu ödüllerini alan Kemal Tahir’in hapishane anılarından yola çıkarak yazdığı Namusçular, Karılar Koğuşu, Dam Ağası, Bir Mülkiyet kalesi ve Hür Şehrin insanları gibi roman taslakları ölümünden sonra basıldı.

Kaynaklar:

Makaleler. Com

Aydın forum.

Ümit Sağaltıcı

 

Share
842 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+1 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • MEMLEKETTE HAK, HUKUK ADALET VAR MI?

    17 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Bu üç kavram varsa, iyi yoldayız, başarı mutlak olacak. Bu kavramları Samandağ ilçesinde arayalım. Bizim ilçede var mı? Varsa, nerede saklanmışlar da bizler göremiyoruz? Ben bu yüce değerleri çok aradım. Merak ediyordum. Bulamadım. Örneğin; Şehir merkezinde bulunan ve davası 1991 yılından beri çözüm bekleyen Park sorununun yasa ve yönetmelik açısından beraber bakalım ‘’İlimiz Samandağ İlçesi Atatürk Mahallesinde kâin 1042,1998 ve 4241 sayılı parseller, Mahkeme kararlarıyla Park olarak ihdas edildi Hatay Valiliğinin 17.10.2018 tarih ...
  • KAPİTALİST SİSTEMDE ONUR, HAYSİYET VE ŞEREF; PARADIR

    15 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan / Sami Aslan İnsanlık Kapitalizm ile birlikte Basit yeniden üretimden (sanayi öncesi antik ve orta çağlardaki tarıma dayanan üretim) Geniş yeniden üretim  ( teknolojik sanayiye dayanan üretim) sistemine geçmiştir. Çok uluslu tekelci şirketler ve Bankalar sistemi olan KAPİTALİST sistem demek, GENİŞ YENİDEN ÜRETİM SİSTEMİ demektir. Geniş yeniden üretim demek yüzbinlerce işçi ile en son teknoloji kullanarak dağlar gibi yığılan matahlar (mallar) üretmek demektir. Dağlar gibi yığılan üretilmiş MATAHLAR’ın milli sınır...
  • ZEYTİNİN TARİHÇESİ VE FAYDALARI

    08 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Zeytin, çok yönlü bir kültür bitkisi olarak, Anadolu mutfak kültüründe binlerce yıldan bu yana birçok alanda kullanılır. Anadolu’da yaşayan eski medeniyetler, zeytin ve zeytinyağını, dini kutsamalarda, nazardan korunmada, birçok hastalığın tedavisinde kullanırlardı. Tüm dinlerde zeytin, bereket, barış, akıl, uzun ömür ve olgunluk gibi simgesel anlamlar taşır. Zeytin ağacı, ağır büyüyen, fakat oldukça uzun yaşayan bir ağaçtır. Gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Üstelik de ömrünü tamamladığında köklerinden yeni bir ağaç filizlenmekt...
  • YEMEĞİN AZI KARAR ÇOĞU ZARAR

    01 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Hz. Muhammed’in şu sözünü hiç aklımızdan çıkarmayalım: “ sofradan tam doymadan kalkınız.” Bu sözün değerini sağlıkçılar daha iyi bilir. Yemek yemekten anladığımız, karnımızı doyurmak anlamında midemizi doldurmaktır. Midelerimizi bir çöp kutusu gibi dolduruyoruz. Doygunluğa ulaştığında yani tam doluluk sağlandığında “doydum” diyoruz. Maalesef bunu destekleyen diğer olgu ise lezzet adı altında damak tadı dediğimiz, yediklerimizin tatlı, ekşi, acı,tuzlu olmasının ön plana çıkmasıdır.M.Ö.106 –M.Ö.43 yılları arasında yaşamış ...