DOĞAL ZENGİNLİĞİMİZ TALAN EDİLİRKEN - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

maltepe escortkurtköy escort

Şişlide Gece Hayatı

şişli escort

bahistapot.comekbonus.comlinkegit.com

SON DAKİKA

DOĞAL ZENGİNLİĞİMİZ TALAN EDİLİRKEN

Bu haber 22 Ocak 2021 - 10:40 'de eklendi ve 626 kez görüntülendi.


Türkiye’nin toplumsal yapısı her zaman çok renkli, karmaşık ve bir o kadar da hararetli olmuştur. Koca bir kazana benzeyen Anadolu’nun içinde kaynayıp duran bu kültürel ve sosyal çeşitlilik, biri diğerini yok saymadığı sürece bu toprakların en büyük zenginliklerindendir.
Tıpkı bir aşure kazanı gibi, bakliyatından hububatına, kuru yemişinden taze meyvesine, tohumundan baharatına coğrafyanın tüm zenginliği birbirine karışır ama asla biri diğerinin tadını bozmaz, bilakis bu bileşimin kendisi aşureyi zengin kılar.
Sistemli ve çoğu yerde “yasal” olarak sürüp giden doğa yıkımlarına karşı ülkenin dört bir yanında süren itirazlar, direnişler, davalar, eylemler ve yangın yerine dönen coğrafyayı korumak için çırpınan insanların neye yanacağını şaşırdığı bir dönemden geçiyoruz.
Tam da bu noktada bazı ÇOK DEĞERLİ VE FEDAKAR İNSANLAR bir adım daha öne çıkıyor ve yaşadıkları zamanın hem tanığı hem de sorumlusu olma duygusuyla deyim yerindeyse tüm enerjisini yaşamı savunmaya harcıyor.
Kimi sıradan bir çiftçi, kimi işçi, kimi akademisyen, kimi hekim, kimi öğrenci, kimi müzisyen, kimi de hukukçu. Meslekleri, statüleri, sosyal konumları ve belki de inandıkları şeyler farklı ancak birleştikleri tek şey, içine doğup yaşadıkları, görüp büyülendikleri bu güzel toprakların büyüsü hiç değilse torunlarına da kalsın.
İçinden geçtiğimiz zamanlarda Türkiye’de bir varlığı savunmak adeta düşmanlaştırılmanın bir aracı haline dönüştü. “Gölümüzü koruyalım” dediğinizde, “bozguncu”, “dağlarımızı taş ocaklarıyla yok etmeyelim” dediğinizde ise sermaye düşmanı ilan ediliyorsunuz. Körü körüne yıkımı savunanlara göre doğru ya da yanlışın bir önemi yok. Özetle akıl tutulmasının sonu, dibi yok. Her şeye rağmen yaşamı savunmak için mücadele eden insanlar için en ağırı bunca hoyratlık karşısında yıkımı savunanların akıl almaz önyargılarıdır. Herkesin bildiğinin sır olmadığı bir süreçte göz göre göre yanlışı savunmak, yalan değirmenine su taşımak ve bütün bunlara itiraz eden insanları sorumsuzca ve acımasızca yargılamak bu dönemin en ağır hastalığı.
Ancak coğrafya ve doğa öylesine kusursuz bir işleyişe sahip ki kimi zaman kısa zamanda kimi zaman da biraz bekleyerek kendisine yapılan kötülükleri bir şekilde yansıtıyor. Buradan doğanın intikamı sonucunu çıkarmıyoruz. Çünkü doğa öç tutan, kin besleyen ve intikam alan bir işleyişe sahip değil. Bu daha çok insanın kendi bindiği dalı kesmesinin olağan bir sonucu. Binlerce yıldır coğrafyanın ve doğanın aklına uyumlu yaşamayı öğrenen insanlığın içinde bulunduğumuz çağda biraz da kibir ve böbürlenmeyle bu ortak akıldan uzaklaşması ve doğaya egemen olma saplantısından beslenen yıkıcı davranışı ne yazık ki insanı en yıkıcı canlıya dönüştürüyor.
Sonuçta bu güzel ülkenin bütün değerleri üzerinde yaşayan her insanın, her canlının ortak varlığı. Bu benzersiz mirası korumak için de herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor.
İçinden geçtiğimiz bu dönemin hepimize öğrettiği en önemli şey, Anadolu coğrafyasının adım adım büyük bir kuraklığa sürüklendiğidir. Aslında bunu son yıllarda yaşadığımız hemen her yerde toprağın yüzündeki değişimden gözleyebiliyorduk. Toprağın neşesi her geçen mevsimde azalıyor; otlar daha kısa ve solgun, ağaçlar daha neşesiz ve yorgun, dereler daha cılız, göllerin rengi daha solgunlaşmaya başlamıştı. Her an coğrafyadaki değişimi görmek için öyle bilimsel testler yapmaya gerek yok. Sadece bakmak ve görebilmek yeterli.
Karar vericileri ancak yerel ve ulusal kamuoyunun ortak refleksi harekete geçirebilir. Çözüm için mücadele eden insanlarına sahip çıkmayan toplumlar, ortak mirası olan doğal ve kültürel varlıklarına da sahip çıkamazlar. Bunlar topluca yok oluşun ilk işaretleri.
(Kaynak: Yusuf Yavuz-Yazar)
Hazırlayan: Sami ASLAN