“DİNSİZ BİLİM TOPAL, BİLİMSİZ DİN KÖRDÜR” - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

Ahmet Kaya

SON DAKİKA

“DİNSİZ BİLİM TOPAL, BİLİMSİZ DİN KÖRDÜR”

Bu haber 27 Mart 2020 - 23:40 'de eklendi ve 1.034 kez görüntülendi.

Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı Merkezi (EHDAV) Başkanı Ali Yeral, dünya gündemi olan Korona virüsü, ile ilgili açıklamada bulundu. ‘Konunun başlığını ünlü bilim adamı Einstein’ın sözünü koyuyorum’ diyerek konuşan EHDAV Başkanı Yeral,  “aslında bu çok önemli konuda makale değil, büyük bir kitap yazılır. Malumunuz 2 hafta önce Türkiye’de, 3 ay önce de Çin’de başlayan Korona virüsü, tüm dünya için kâbus olmaya devam ediyor. Arzumuz ülkemizle dünyanın bu belayı en acil ve en az hasarla atlatmasıdır” dedi.

Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı Merkezi (EHDAV) Başkanı Ali Yeral, konuşmasının devamında, “ama ne acıdır ki, 1440 yıldır Allah’la bir türlü barışamayan bazı kişi ile kesimler, bunu fırsat bilerek böylesi küresel bir salgını bile Allah, din ve din adamı düşmanlığına çekmeye çalıştılar. Bazı noktalarda hükümet, siyaset, diyanet ve bazı kişileri eleştirebilirsiniz, ona sözümüz yok. Ama bu virüsü, inananlar ile Allah, Peygamber, İslam, Kuran vb. mukaddesata saldırı malzemesi yapamazsınız, size bu hakkı da kimse vermez.

Çoğu zaman ve mekânda din ile bilimi birbiriyle yarıştırmak hatta çatıştırmak isteyen o kadar cahil ve meraklı kişiler var ki. Bir defa şunu evvela bilelim ki, din ile bilim birinin rakibi, düşmanı, zıddı veya alternatifi asla değildir. Bunlar hayatta birbiriyle savaşan 2 olgu değil, birbirini tamamlayan 2 büyük değerdir. Biz gerçekte ne dinsiz bir bilimi, ne de bilimsiz bir dini kabul ederiz. Hangisini alıp diğerini reddederseniz, hayatınız ve de dünyanız, aksak, sakat ve kör kalır. Zira insanı, aklı, eşyaları, dünyayı ve tüm evreni de yaratan aynıdır ve O da Âlemlerin Rabbi Allah’tır. Onun için, Ondan gelen şeylerde çelişki ve akıl dışılık olmaz. Olsa da Ondan değildir. Bilimle teknoloji, bize Allah’ın yarattığı nimetlerden en güzel şekilde faydalanıp dünyamızda rahat etmemizi sağlarken, din ve iman da bize hem dünyada huzur, hem de ahirette ebedi saadet verir.

Mesela bir kasaptan ifraz yapmasını, bir berberden inşaat kurmasını, bir avukattan cenaze yıkamasını, bir tamirciden ameliyat yapmasını, bir çiftçiden de uçak kullanmasını istemek ne kadar saçma ve gülünçse, din alimi bir hocadan virüse aşı bulmasını veya cerrahi ameliyat yapmasını istemek de bir o kadar saçma ve ahmakçadır.

Çünkü bunların hiçbiri, diğerinin uzmanlık alanında tahsil yapmamış ve çalışıp tecrübe kazanmamıştır. Kaldı ki, halkın hizmetinde olan her meslek kendi alanında saygın, güzel ve de kutsaldır. Onun için, artık akla karayı, sapla samanı birbiriyle karıştırmaktan ve dinle bilimi çatıştırmaktan lütfen artık vazgeçelim.

Şimdi bazılarının azıcık rahatlaması, peşinden de ibadet mukabilinde olan tefekküre dalması için, birkaç örnek arz edeceğim;

“Göğü (Evreni) kudretimizle biz kurduk ve elbette biz onu genişleticiyiz.” (Zâriyât: 47) 1929’da Edwin Hubble dev teleskopla göğü gözlemlerken, yıldızlarla galaksilerin hızla birbirinden uzaklaştığını keşfetmiş ve “Genişleyen Evren” tezi doğrulanmıştır.Ama Rabbimiz bunu K. Kerim’de tam 1440 yıl önce buyurmuştur.

  “Sizi annelerinizin karnında, üç karanlıkta, bir yaratılıştan diğer yaratılışa geçirerek yaratmaktadır.” (Zümer: 6) Cenini dış tehlikelere karşı koruyan annedeki bu 3 bölge; karın, rahim ve zardır. Kuran’ın indiği dönemle milletin bilgi seviyesiyle açıklanamayacak bu hassas bilgiler, yakın tarihte bulunurken, Rabbimiz bunu K. Kerim’de 1440 yıl önce buyurmuştur.

“Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslam’a açar, kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi göğsüne darlık ve sıkıntı verir.” (En’am: 125) Gökyüzüne doğru yükseldikçe, azalan oksijen nefes alma güçlüğü doğurup göğüsteki akciğerlerde sıkıntı ve daralma hissettirir. Bilimin yakın tarihte keşfettiği bu gerçeği, Rabbimiz K. Kerim’de 1440 yıl önce buyurmuştur.

“Elbette hayvanlarda da sizin için ibretler vardır. Size onların karınlarında sindirilmiş gıdalarla kanın arasından halis, boğazınızdan kolayca kayan süt içirmekteyiz.” (Nahl: 66) William Harvey, Peygamberimizin vefatından bin yıl sonra kan dolaşımını keşfetmiştir. 1440 yıl önce Rabbimizin Kuran’da buyurduğu bu gerçeği yani kanın, sindirilmiş gıdalardan ayrışmış besinleri meme salgı bezlerine taşıdığı, o bezlerin de kendilerine ulaşan bu ham maddeleri işleyerek süt ürettiği hiç bilinmemekteydi.

“O yeryüzünü de yayıp yuvarlattı.” (Naziat: 30) Ayette geçen “dahv” kelimesinin köklerinden türetilen kelimeler “Yuvarlaklık” ifade etmekte, “Devekuşu yumurtası” gibi anlamlara da gelmektedir. Dünya aynı devekuşu yumurtası gibi geoittir. Yani tam düzgün küre olmayan fakat küremsi, kutuplardan basık şekildedir. Düne kadar dünya düz bir tepsi gibi sanılırken, Rabbimiz K. Kerim’de bunu 1440 yıl önce buyurmuştur. Ayrıca Zümer: 5’te de aynı manaya açık işaret vardır.

“Dolunay haline gelen Aya ant olsun ki, kesinlikle siz tabakadan tabakaya binip geçeceksiniz.” (İnşikak: 18-19) İnsanlar ilk defa Aya 1969’da çıkarken ve hala günümüzde buna inanmayan milyonlar bulunurken, Rabbimiz Kuran’da bunu 1440 yıl önce buyurmuştur.

“Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki delillerden yüz çeviriyorlar.” (Enbiya: 32) Dünya atmosferi şeffaf olmasına rağmen, meteor yağmurlarına ve Güneş’ten gelen tüm zararlı ışınlara karşı mükemmel bir kalkan gibi dünyayı koruyor. Uzayda ısı -270 dereceyi bulurken, Rabbimiz bu korumayı K. Kerim’de 1440 yıl önce buyurmuştur.

“Biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri de tuzlu ve acı olan iki denizi karışacak şekilde salıveren ve ikisi arasına bir engel ve aşılmaz bir perde koyan Odur.” (Furkan: 53) Tüm denizlerin birleşmesine rağmen, suların farklı özellik ile yoğunluklarından ve yüzey geriliminden dolayı karışmadığını, Rabbimiz K. Kerim’de 1440 yıl önce buyurmuştur.

“İnsan, kemiklerini toplayıp birleştiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet, parmak uçlarına varıncaya kadar, yeniden yapmaya gücümüz yeter.” (Kıyamet: 3-4) Aynı DNA’ya sahip tek yumurta ikizleri dâhil, gelmiş – gelecek tüm insanların parmak izleri ilahi kudretle çok özel ve ayrı bir tasarımla yaratılmıştır. Bu doğumdan önce cenin üzerinde yaratılır ve ölüme kadar bu kimlik kartı sabit kalır. Bu gerçek bilim adamlarınca 19. asrın sonlarında keşfedilirken, Rabbimiz bunu K. Kerimimde 1440 yıl önce buyurmuştur.

“Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik. Yol bulabilsinler diye de ondan geçitler yaptık.” (Enbiya: 31) “Biz yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? (Nebe: 6-7) Önceleri dağların sadece yeryüzündeki yükseltiler olduğu sanılırdı. Oysa 20. asırda çok önemli bir gerçek keşfedildi ve dağ kökü adında yer altındaki uzantılarının yer üstündekinin 10-15 katı olduğu görüldü. Mesela Everest dağının zirvesi 9 km iken yer altındaki kökü 125 km’dir. Bugün, dağların kökü sayesinde, yer kabuğunu oluşturan tabakaların birbiri ya da magma tabakası üzerinde kaymasını engelleyerek büyük yer sarsıntılarını önlediği bilimsel olarak ispatlanmıştır. Ama Rabbimiz bunu K. Kerimde 1440 yıl önce buyrulmuştur.

“Geceyi, gündüzü, Güneşi, Ayı yaratan O’dur. Bunların her biri kendi yörüngesinde yüzüp gitmektedir.” (Enbiya: 33) Evrende yaklaşık 200 milyar galaksi, her birinin ortalama 200 milyar yıldızı, bu yıldızların çoğunun gezegenleri, gezegenlerin de çoğunun uyduları vardır. Bütün gök cisimleri milyarlarca yıldır kendileri için çok ince bir titizlikle çizilmiş yörüngelerde kusursuz bir ahenkle hem kendi etraflarında hem de bağlı oldukları sistemle beraber dönerler. Bilimin yakın tarihte keşfettiği bu gerçeği, Rabbimiz 1440 yıl önce K. Kerim’de buyurmuştur.

“Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah, verdiği sözden asla caymaz. Fakat Rabbinin katında bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.” (Hac: 47). 20. asrın ilk çeyreğinde Einstein’ın, zamanın kütle ve hıza bağlı olarak görecelik kavramına kadar, o dönemde zamanın fiziki şartlara göre farklılık göstereceği bilinmiyordu. Ama Rabbimiz bunu 1440 yıl önce K. Kerim’de buyurmuştur.

“İnkâr edenler, göklerle yer bitişik iken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?” (Enbiya: 30). Evrenin ezelden beri var olduğu ve yaratılmadığı statik görüşü, 20. asrın başlarına kadar hâkimdi. Fakat bugün bilimsel olarak kabul edilmiş “Big Bang” teorisiyle, bunun böyle olmadığı,15 milyar yıl evvel madde ve zaman boyutlarıyla beraber, sıfır anında bir noktanın patlamasıyla yoktan var edildiği ispatlanmıştır. Bunu da Rabbimiz 1440 yıl önce K. Kerim’de buyurmuştur.

“Sen dağlara bakar da onları donuk, durgun sanırsın, oysa onlar bulutların dolaştığı gibi dolaşmaktadır. Bu her şeyi mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır.” (Neml: 88) Yakın tarihe kadar, herkes dünyanın yerinde durduğunu ve Güneşle Ayın hareket ettiğini sanırdı. Oysa Rabbimiz 1440 yıl önce K. Kerimdeki bu ayetle, aynen bulutlar gibi dağların da dolayısıyla üzerinde olduğu dünyanın da hareket edip yer değiştirdiğini buyurmuştur.

Edison 1879’da elektriği bulmadan İmam Ali Efendimiz 14 asır önce elindeki asayı Fırat suyuna vurarak; “Dileseydim size bu sudan hem ışık hem de ısı yapardım” buyurarak, sudaki hem elektrik hem de ısı enerjisine açıkça parmak basmıştır.

Yine Batı ile bilim adamları hayal bile etmezken, 4. İmamımız Hz. Ali Zeynelâbidîn (A.S); “Ey ışık, karanlık, hava, gölge ile rüzgârın ağırlığını bilen Allah’ım, sen ne yücesin!” buyurarak, bunların hepsinin ayrı ayrı ağırlık, kitle ve yoğunluğa sahip olduğunu 14 asır önce açıkça buyurmuştur. Bunların örneklerini çok daha fazla uzatabiliriz. Ama düşünen ve özgür beyinler için, şimdilik bu kadarla yetiniyoruz.

Ama 21. asırda bilim ve teknolojinin tüm imkânlarına rağmen; Hz. İbrahim’e Nemrut’un kor ateşininin Onu yakmak yerine nasıl serin suya dönüştüğünü; Hz. Musa ile müminlerin suyun üstünde nasıl yürüdüğünü; Hz. Yakup’un onlarca km.den Hz. Yusuf’un gömleğinin kokusunu duyup o gömleğin onlara sürülmesiyle kör gözlerinin nasıl açıldığını; Hz. Yunus’un balık karnından 3 gün sonra zikirle nasıl sapasağlam çıktığını; Hz. Süleyman’ın vasisi Hz. Asaf b. Berhiya’nın Belkis’i tahtıyla beraber yüzlerce km.den göz açıp kapamadan nasıl getirdiğini; Hz. İsa’nın felçlilerle körleri bir duayla nasıl iyileştirdiğini ve göğe nasıl diri çekildiğini; Ashab-ı Kehfin 309 yıl mağarada yattıktan sonra nasıl sapasağlam kalktıklarını; Hz. Muhammed (S.A.A)’in Miraç gecesinde, mübarek bedeniyle evinden Mescid-i Haram’a, oradan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, oradan da 7 kat göğe ve Sidre-i Münteha’ya nasıl yükselip yatağı soğumadan tekrar döndüğünü; Hz. İmam Ali’nin nasıl batan güneşi kaç defa geri çevirdiğini ve binlerce yıllık ölüleri nasıl diriltip onlarla konuştuğunu, bilim – teknoloji bilemedi bileceğini de sanmıyorum…

Şimdi birilerinin; “Madem din ve Kuran bu kadar bilimsel gerçeğe 14 asır önce açıkça işaret ediyor, niye bu bilimsel icatları Müslümanlar değil de başkaları yaptı?” dediklerini duyar gibiyiz.

Biz de hemen samimice cevaplayalım: Sevgili kardeşim, öyle konuşma! Müslümanlar fetih düşüncesiyle kılıçlarla savaş ve cihat peşinde koşmaktan; Kuran’la Ehl-i Beyti bırakıp birilerinin ardından asırlar boyu çıkmaz sokaklarda şaşkınca dolaşmaktan; ayrıldıkları bir sürü mezheplerle, her biri tek kurtulan kesim iddiasıyla, amansız bir şekilde cennetin en güzel yeri ile en çok huriyi kapma maratonuna girmekten; kendileri gibi düşünmeyen tüm din kardeşlerini cehennemlik görüp onları tekbir eşliğinde boğazlamaktan; önlerinden geçenin namazını, sakız çiğneyenin de orucunu bozup bozmama tartışmasından; Aleviler İslam’ın içinde mi dışında mı, kıyısında mı, kurbanları yenir mi yenmez mi, onlarla evlilik yapılır mı yapılmaz mı derin soru ve sorunlara fetva yetiştirmekten ve son model kindar nesil yetiştirmekten,  maalesef bilimsel icatlara hiç vakitleri kalmadı, ne yapsın zavallılar yani?! Muhabbet ile…” dedi.

afdah.info

voir films