ÜST REKLAM

logo

reklam
07 Kasım 2016

Deniz Selen Vapoğlu- EVİNİZDE DE BALIK SEZONU AÇILSIN

deniz-selen

balik-kucuk-f8aaa5ba400-cybkbyDeniz Selen Vapoğlu

EVİNİZDE DE BALIK SEZONU AÇILSIN

Bugün hazır sezonu açılmışken benim de en sevdiğim, yedikten sonra tokluğa rağmen hafif hissettiren, bütün diyetisyenlerin haftada en az 2 defa tüketilmesini önerdiği, Akdeniz Diyeti’ninana besin kaynağı olan balığa değineceğiz.

İnsan, daha anne karnında iken omega-3 yağ asitlerine ihtiyaç duyar ve hayatın her evresinde bu ihtiyaç artarak devam eder. Bunun için sadece çocuk ve yaşlıların değil her yaş grubundaki insanların, özellikle de anne adaylarının(gebelerin) haftada en az iki öğün balık yemeleri gerekmektedir. Sağlıklı bir hayat sürebilmemiz için bu şarttır.

Çoklu doymamış yağ asitleri oda sıcaklığında sıvı haldedirler ve aynı zamanda insan hayatının devamlılığı için de çok önemlidir. Bundan dolayı omega 9, omega 6, omega 3 yağ asitleritemel yağ asitleri olarak adlandırılır. ω -9’un temel kaynağı zeytinyağı iken, ω- 6’ların ana kaynağı yüksek oranda linoleik asit içeren mısır ve soya fasulyesi (diğer sıvı yağlar gibi)yağıdır. ω-3 ise keten tohumu, ceviz ve özellikle yağlı balıklarda bol miktarda bulunur. Keten tohumu ve cevizde alfa-linolenik asit, balık yağlarında ise Eikosapentaenoik asit (EPA) ve Dekosahegzaenoik asit (DHA) en önemli yağ asitleridir. EPA ve DHA’nın mutlaka dışardan alınması gerekir. Çünkü vücut tarafından sentezlenemedikleri için elzem yağ asitleri olarak adlandırılırlar.

Özellikle derin denizlerde yaşayan ve siyah etli olan balıklarda omega 3 oranı daha yüksektir. Somon, sardalya, uskumru, ton balığı gibi balıklar omega 3 yönünden oldukça zengin olmalarına rağmen kültür balıklarında omega 3 seviyesi biraz daha düşüktür.

Balığın bu kadar değerli kılan en önemli şey içerdiği yağ asitleri kompozisyonudur. Bütün deniz ürünlerinde bulunan ve diğer besinlerde bulunmayan iki önemli yağ asidi; eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosaheksaenoikasidi (DHA) vücutta önemli biyokimyasal ve fizyolojik değişikliklerde rol oynar. Beslenmelerinde omega-3 yağ asitleri olmayan bebeklerin, görme ve sinir dokularının gelişimi yetersizdir. İnsan sütündeki omega-3 yağ asidinin, balık tüketen kadınlarda en yüksek, vejetaryenlerde en düşük olduğu belirtilmektedir.

Balık, diğer hayvansal besinlerden,  et ve süt ürünlerinden daha az kalorilidir ve yüksek protein oranına sahiptir, proteinlerin yapıtaşı olan ve vücudumuza dışarıdan almamız gerekenamino asit örüntüsü de çok kalitelidir. D vitamini, E vitamini, B3, B6, B12 vitamini, demir, çinko, selenyum, iyot içermesi balık ve deniz ürünlerini daha cazip kılmaktadır.

Şimdi size ilgi çekici bir bilgi daha; Greenlandeskimoları günlük ortalama 700 mg kolesterolden yoksun yüksek yağlı deniz ürünleri tüketmektedirler. Bu besinlerdekötü huylu kolesterol ve total kolesterol seviyeleri düşük yoğunluktadır. Bu insanlar üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda; balık ağırlıklı beslenen insanlarda, kalp-damar rahatsızlıklarına ve hipertansiyona, çarpıntıya, kalp ritmi bozukluğuna, şeker hastalığına, eklem romatizmasına, sinir ve bağışıklık sistemine, beyin fonksiyonlarına, depresyona ve kansere karşı önemli etkileri olduğu bildirilmiştir. Balık tüketimi belirli mineraller, vitaminler ve yüksek biyolojik değerli proteinleri sağladığı için önemlidir. Bilimsel veriler, balık ya da balık yağlarının omega 3 içeriğinin tüketiminin kroner kalp hastalığı riskini azalttığı, hipertansiyonu düşürdüğünü, belirli kalp ritmi bozukluklarını ve ani ölümleri azalttığını, şeker hastalıkları oranını düşürdüğünü ve romatizmaya bağlı eklem ağrılarını azalttığını ortaya koymuştur. Üreme sistemi, görme ve sinir sistemi fonksiyonlarının düzenlenmesinde, PUFA’ların hayati bir rol oynadığı açıktır.

EPA, DHA ve Omega-3 yağ asitlerinin,iskemik kalp rahatsızlıkları üzerinde olumlu etkisi  olduğu biliniyor. Balık tüketiminin depresyona, davranış bozukluklarına ve bağışıklık sistemi üzerinde de etkili olduğu yönünde işaretler mevcut. Balık yağlarının bilişsel işlevler ve Alzheimer gibi dejeneratif hastalıklara karşı savaştığı düşünülüyor.

Balığın, bağışıklık sisteminde olumlu etkilerinin bulunduğu ve hastalıklara karşı vücudun direnç kazanmasına yardımcı olduğu ortaya konmuştur. Yüksek düzeyde balık etinin tüketilmesi ile hücre duvarının sağlamlaştığı görülmüştür. Günde ortalama 120-180 gr civarında balık tüketmek bu etkiyi artırmaktadır.

Balık yağlarının kanser hastaları üzerinde direkt tedavi edici etkisinden çok, hastalıktan korunma ve ağrıları dindirici etkisi daha yaygın olarak görülmektedir. Ayrıca kanserli hücrelerle mücadele etmede omega 3 yağ asitlerinin büyük etkisi vardır. Balık tüketmeyenlerin tüketenlere göre prostat kanserine yakalanma oranlarının 2-3 kat fazla olduğu belirlenmiştir. Yapılan çalışmalarda prostat kanseri olan insanlara EPA ve DHA’nın etkisinin olduğu kanıtlanmıştır.

Yüksek kolesterol içeren besinler ve balık ile beslenen iki ayrı grup denek üzerinde yapılan çalışmalar, balık yağı ile beslenenlerde kroner damar tıkanıklığının azaldığını, diğer grupta ise damar tıkanıklığının devam ettiğini göstermiştir.

Yapılan bir araştırmada da düzenli balık yağı tüketiminin çocuklarda astım gelişimini önemli ölçüde azalttığı bulunmuştur.

Çağımızda, ölümlerin %50’den fazlasının kalp krizi, damar tıkanıklığı, yüksek kolesterol ve kansere bağlı hastalıklardan kaynaklandığı ve depresyon, stres, şiddet, intihar vakalarının çok fazla arttığı düşünülürse, balık tüketiminin önemi dahi iyi anlaşılacaktır.

En önemli bir diğer konuya değinmeden yazımı sonlandırmak istemedim, Türkiye’de balık pişirme yöntemi olarak en çok kullanılan yöntem kızartmadır. Oysa ızgara, fırınlama, yağsız tavada pişirme gibi yöntemler çok daha sağlıklıdır. Lütfen hayatınızdan kendiniz için kızartmayı çıkarın.

Bugünkü yemeğini yapmamış olanlar veya akşam ne yemek yesem diye düşünenler! Bu yazıyı okuduktan sonra bence bugün için balık en iyi bir seçim  Sağlıcakla kalın…

Share
935 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+10 = ?