ÜST REKLAM

logo

reklam
26 Ocak 2018

D VİTAMİNİ

D vitamini yağda eriyen, depolanabilen ve kemik sağlığı için gerekli olan bir vitamindir. İnce bağırsaklardan kalsiyumun emilmesini ve kemik yapımında kullanılmasını kontrol eder. Yetersizliğinde kemik mineralizasyonu bozulur ve büyüme çağındaki çocuklarda raşitizm (rikets), yetişkinlerde osteomalasia (kemiğin yumuşaması), ileri yaşlarda osteoporoz(kemik erimesi) oluşur. Bu durum kemik ağrıları ve deformasyonuna neden olur.

Toplumdaki birçok birey çok iyi beslenmesine rağmen, kanlarındaki D vitamini düzeyinin düşük olduğunu belirtmektedir. D vitamininin romatoid artrit, kanser, astım, diyabet gibi kronik hastalıklarla ilişkisi olduğuna dair bilgiler olduğu için, rutin sağlık taramalarında kanda D vitamini değerlendirmesi de yapılmaya başlanmıştır.  Oysa D vitamini uzun yıllar boyunca, sadece kemik gelişimi ile ilişkisi olan bir vitamin olarak değerlendirilmekteydi. D vitamini değerlendirmesinin rutin testler içerisinde yer alması ile bireyler D vitamini ile ilgili daha fazla bilgiye sahip olmuşlardır. Bireylerin iyi beslendiklerini düşünmelerine karşılık, D vitamini düzeylerinin düşük çıkmasının nedeni ise, D vitamini kaynakları hakkındaki bilgi eksikliğidir.

Gereksinmemizin %90’ı deride güneş ışınları aracılığı ile sentez edilir. Deride sentezlenen D vitamini (kolekalsiferol) kana geçer. Kas ve yağ dokusunda depolanır veya karaciğer ve böbreğe geçip, D vitamininin aktif şekline dönüşerek vücutta kullanılır. Vücudun D vitaminini depolama yeteneği önemlidir. Çünkü derideki sentezi sadece yaz aylarındadır. D vitamininin %10’luk kısmı besinlerle sağlanır. D vitamininden zengin besinler karaciğer, yumurta sarısı, tereyağı ve yağlı balıklardır. Güneş ışınları olmaksızın, sadece besinler ile günlük D vitamini gereksinmesi karşılanamaz. Yağlı balıkların dışında hiçbir besin kaynağı, normalin üzerinde tüketilmiş olsa bile, D vitamini gereksinimini karşılayamaz. Morina balığı yağı ile somon, sardalya gibi yağlı balıklar en iyi kaynaklardır. Haftada 3-4 kez yağlı balık yemek yetişkin bireyin gereksinmesini karşılayabilir. Süt, yumurta, tereyağı, karaciğer gibi besinlerin normal tüketimiyle D vitamini gereksinmesi karşılanamaz. Birçok ülkede süt, D vitaminiyle zenginleştirilmiştir. Ülkemizde henüz böyle bir uygulama yoktur.

D vitamini gereksinmesini karşılamak için en iyi kaynak güneş ışınlarıdır. Ancak bazı durumlarda D vitamini sentezi yeterince gerçekleşememektedir. Derinin hafif pembeleşmesine yetecek süre güneşlenmeyle (15-30 dk) ağızdan alınan 2000 IU D vitaminine eşit miktarda D vitamini oluşabilir. Fazla güneşlenme ile vücutta daha fazla D vitamini oluşacağına dair bazı inanışlar bulunmaktadır. Ancak aşırı güneşlenme ile D vitamini etkinliği göstermeyen lumisterol, taçesterol, suprasterol gibi D vitamini aktivitesi göstermeyen bazı bileşikler oluşur. Ayrıca güneşe uzun süre maruz kalan insanda da D vitamini toksisitesi görülmez.

Yaşlı kişilerde cildin ince olması ve deri altı yağ tabakasının az olması nedeniyle, güneşlenmeyle D vitamini oluşumu daha azdır. Ayrıca güneş ışınlarının dik veya eğik gelmesi D vitamini sentezini etkilemektedir. Ülkemizde güneş ışınlarının eğik geldiği Kasım-Nisan ayları arasında güneşlenmenin etkisi çok azdır. Atmosferdeki ozon tabakası ultraviyole ışınlarını tutar. Güneşin eğik geldiği sabah ve akşam saatleri ve kış günlerinde ozon, ışınları tuttuğundan D vitamini oluşumu azalır. Bu nedenle kuzey ülkelerinde yılın 4-6 ayında güneşlenme sırasında D vitamini oluşmaz. Güneşin dik geldiği yaz aylarında ise saat 10.00-16.00 arasında güneşlenme deri kanserleri oluşum riskini arttırmaktadır. Bu nedenle insanlar koruyucu kullanmaktadır. Koruyucu kullanılan ciltte D vitamini oluşumu azalmaktadır. Cam güneş ışınlarını kırdığı için, evde can arkasında güneşlenme D vitamini oluşumunu engellemektedir. Kapalı giyim tarzı nedeniyle özellikle kadınlarda D vitamini oluşumu daha az olabilmektedir. Kapalı alanlarda çalışan, gün içerisinde dışarıya çıkmayan insanlarda (ev içinde veya ofiste) D vitamini oluşumu azalmaktadır. Koyu tenli insanlarda, açık tenlilere göre D vitamini oluşumu daha azdır. Hava kirliliği D vitamini oluşumunu azaltır. Obez bireylerde D vitamini yeterince oluşamaz, bu bireylerin D vitamine gereksinimi daha fazladır.

D vitamini yönünden beslenme durumunun en iyi göstergesi serum 25(OH) D vitamini düzeyidir. Bu düzeyin 20 ng/mL (50 nmol/L) altında olması yetersizlik olarak değerlendirilmektedir.

Türkiye’de yaz aylarında güneşli havalarda 15-30 dk kadar kollar ve bacaklar açık şekilde güneşlenme ile yeterli D vitamini oluştuğu düşünülmektedir. Önerilen alım düzeyleri sıfır-bir yaş arası bebeklerde 400 IU, bir yaşın üstündeki bireylerde (1-70 yaş) 600 IU/gün, 71 yaş ve üzeri bireyler için ise 800 IU/gün olması gerektiği belirtilmiştir. Gebe ve emziren kadınların 600 IU/gün D vitamini alması gerekmektedir. Obez bireylerde ve antikonvülsan, glukokortikoidler ve AIDS tedavisi gören bireylerde, önerilen D vitamini alım düzeylerinin 2-3 katı almaları gerekmektedir. D vitamini yetersizliği görüldüğünde, 18 yaş altı bebek ve çocukların günde 2000 IU (haftada 1 kez 50.000 IU), D vitamini ile 6 hafta süresi ile tedavi edilmesi gerekmektedir. Erişkinlerde ise günde 6000 IU D vitamini ile 8 hafta tedavi yeterlidir. Özellikle D vitamini yetersizliği taşıyan bireylerin (kemik bozuklukları, kronik böbrek yetmezliği, emilim bozuklukları olanlar ile D vitamini metabolizmasını etkileyebilecek ilaç tedavisi görenler, gebe ve emziren kadınlar, yaşlılar, çocuklar) serum 25(OH) D vitamini düzeyleri düzenli olarak izlenmelidir.

Dyt. Deniz Selen Vahapoğlu

Share
422 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+8 = ?