ÜST REKLAM

logo

reklam

ÇAĞDAŞ TÜRK ÖYKÜSÜNE DAMGASINI VURAN


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

 

 

Sait Faik

O, daha çok yaşadığını yazmaya çalışmıştır. Öykü tekniği, onun yaşayış biçimine sıkı sıkıya bağlıdır. Ayrıca yaşamın özgür ve bağımsız bir şiir olduğunu kabul eder. İnsanlar, çevre ve doğa ise hiçbir kurala bağlı kalmadan anlatılır. Bir de sanatın bir meslek olduğunu belirtir. Onun öykülerinde ele aldığı kişiler, genellikle günlük ekmeğin peşinde koşan sıradan, yaşamları dolu dolu olan küçük olan insanlardır.

Yaşamları emeğe dayalı 0lmayan kibar insanlara asla yüz vermez. Onların yaşamlarını yapay, renksiz, kuru ve beğenisiz bulur.

Sait Faik, değişik alanlarda ürünlerde verdiği halde, en çok öykü yazarlığıyla ünlendi. O, Türk edebiyatının öykü dalında kendine özgü biçemiyle yepyeni bir çığır açtı. Ancak başlangıçta Maupassant, Mehmet Rauf, Nahit Sırrı örik, Reşat Nuri Güntekin, Sadri Etem Erten ve Sabahattin Ali tarzında; olaya dayalı, şaşırtıcı sonlarla biten, başı- ortası ve sonu belli kurallara bağlı klasik ve gerçekçi öyküler yazdı.

Semaver, Sarnıç ve Şahmerdan’da bu özellikler yer alır. Dahası bu birinci dönemde, dil savrukluğu ve Türkçe yanlışlar da vardır. Dili kitap cümlesidir, anlatımında konuşma dilinin canlılığına pek rastlanmaz.

Lüzumsuz Adam’la başlayana iki döneminden sonra ise yazarın asıl yazınsal kimliği ortaya çıkar. Konuşma dilinin canlılığına ulaşır. Kurallı cümleden devrik cümleye geçer. Anlatımında ‘’Ve’’ bağlacını büyük ölçüde dışlar. Öykülerine kendisini katar.

İnsanı, ekonomik dengesizlikleri ruhsal konuları ele alır. Sevgisizlik ve yasakçılığın karşısına çıkıp yaşama sevincini savunur. Öykülerinde nesneler, mekânlardan önce insanı çıkış noktası yapar.

Sait Faik; İstanbul’da aylak aylak dolaşırken semtlerin, sokakların ve dükkânların bile ayrı ayrı kokularını saptar. O tıpkı Anton Cehov ve Katherina Mansfield gibi konularını genellikle gündelik yaşamın en sıradan verilerinden oluşturur. Ayrıntıları sonuna dek götürmeyerek onlara gerektiğinde başvurur. Böylece keskin bir gözlemle gerçeği ve bunun yanında kendine özgü dil tutumuyla yalınlığı da yakalama yoluna gider.

23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda doğan Yazar Sait Faik Abasıyanık, 11 Mayıs 1954’te daha 48 yaşında iken, genç denecek yaşta sirozdan öldü. Ailesi Kurtuluş Savaşı’nda sonra İstanbul’a taşınmıştı. İlköğrenimine Adapazarı’nda özel bir okulda okudu. Ortaöğrenimini yatılı olarak Bursa Erkek Lisesi’nde bitirdi. Arkasından, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girdiyse de babasının isteği üzerine, ekonomi öğrenimi için İsviçre’nin Lozan kentine gitti.

1935’te Öğrenimini tamamlamadan Türkiye’ye döndü. Bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği yaptı. 1939’da babası ölünce, tecimle (ticaretle) uğraşmaya yöneldi; fakat başarılı olamadı. 1942’de Haber Gazetesi’nde bir ay süre ile adliye muhabiri olarak çalıştı. Daha sonra babasının geliri ile ölünceye değin kışları Şişli’de yazları da Burgaz Adası’nda yaşadı. Bu arada kendisini olduğu gibi edebiyata verdi.

O; sanat alanında şiir, öykü, roman ve röportaj türünde kalıcı birçok ürünler bıraktı. Ölümünden bir yıl önce ise ‘’modern edebiyata yaptığı hizmetler nedeniyle’’ Amerika’daki uluslararası ‘’Mark Twain Derneği’’ne onur üyesi oldu.

Annesinin Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışladığı köşk, 1964’te Sait Faik Müzesi yapıldı. Aynı yıl Darüşşafaka Cemiyeti, onun adına bugüne değin sürüp gelen bir ‘’Sait Faik Hikâye Armağanı’’ düzenledi.

Sait Faik, yapıtlarında Altan alta sürekli bir mutluluk ve erincin peşindedir. Bunu da, yaşamın tadını çıkaran her meslekten üretici küçük insanların yaşayışlarında bulmuştur. Tıpkı uzun arayışlardan sonra mutluluğu, Marmara kıyısında marul yetiştirerek yalın bir yaşama kavuşan Voltaire’in Canddite’inde olduğu gibi…

Edebiyat tarihimizin köşe taşlarından bir olan Sait Faik, yaşamı boyunca sanırım böyle bir felsefenin hep özlemini çekmiştir. Ayrıca o, Türk halkına bireyselleşmenin de savaşımını vermiştir.

Ümit Sağaltıcı

Share
615 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+7 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • MEMLEKETTE HAK, HUKUK ADALET VAR MI?

    17 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Bu üç kavram varsa, iyi yoldayız, başarı mutlak olacak. Bu kavramları Samandağ ilçesinde arayalım. Bizim ilçede var mı? Varsa, nerede saklanmışlar da bizler göremiyoruz? Ben bu yüce değerleri çok aradım. Merak ediyordum. Bulamadım. Örneğin; Şehir merkezinde bulunan ve davası 1991 yılından beri çözüm bekleyen Park sorununun yasa ve yönetmelik açısından beraber bakalım ‘’İlimiz Samandağ İlçesi Atatürk Mahallesinde kâin 1042,1998 ve 4241 sayılı parseller, Mahkeme kararlarıyla Park olarak ihdas edildi Hatay Valiliğinin 17.10.2018 tarih ...
  • KAPİTALİST SİSTEMDE ONUR, HAYSİYET VE ŞEREF; PARADIR

    15 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan / Sami Aslan İnsanlık Kapitalizm ile birlikte Basit yeniden üretimden (sanayi öncesi antik ve orta çağlardaki tarıma dayanan üretim) Geniş yeniden üretim  ( teknolojik sanayiye dayanan üretim) sistemine geçmiştir. Çok uluslu tekelci şirketler ve Bankalar sistemi olan KAPİTALİST sistem demek, GENİŞ YENİDEN ÜRETİM SİSTEMİ demektir. Geniş yeniden üretim demek yüzbinlerce işçi ile en son teknoloji kullanarak dağlar gibi yığılan matahlar (mallar) üretmek demektir. Dağlar gibi yığılan üretilmiş MATAHLAR’ın milli sınır...
  • ZEYTİNİN TARİHÇESİ VE FAYDALARI

    08 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Zeytin, çok yönlü bir kültür bitkisi olarak, Anadolu mutfak kültüründe binlerce yıldan bu yana birçok alanda kullanılır. Anadolu’da yaşayan eski medeniyetler, zeytin ve zeytinyağını, dini kutsamalarda, nazardan korunmada, birçok hastalığın tedavisinde kullanırlardı. Tüm dinlerde zeytin, bereket, barış, akıl, uzun ömür ve olgunluk gibi simgesel anlamlar taşır. Zeytin ağacı, ağır büyüyen, fakat oldukça uzun yaşayan bir ağaçtır. Gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Üstelik de ömrünü tamamladığında köklerinden yeni bir ağaç filizlenmekt...
  • YEMEĞİN AZI KARAR ÇOĞU ZARAR

    01 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Hz. Muhammed’in şu sözünü hiç aklımızdan çıkarmayalım: “ sofradan tam doymadan kalkınız.” Bu sözün değerini sağlıkçılar daha iyi bilir. Yemek yemekten anladığımız, karnımızı doyurmak anlamında midemizi doldurmaktır. Midelerimizi bir çöp kutusu gibi dolduruyoruz. Doygunluğa ulaştığında yani tam doluluk sağlandığında “doydum” diyoruz. Maalesef bunu destekleyen diğer olgu ise lezzet adı altında damak tadı dediğimiz, yediklerimizin tatlı, ekşi, acı,tuzlu olmasının ön plana çıkmasıdır.M.Ö.106 –M.Ö.43 yılları arasında yaşamış ...