ÜST REKLAM

logo

reklam
30 Ağustos 2016

BUGÜN NEREDEYSE MİLLİ EĞİTİM ÖZELLEŞMİŞ VE ADALETSİZLEŞİŞTİR.


Sabah Aslan
deneme@hotmail.com

Konuya gelirsek bu zevatların aldanışlarına mazeret gösterdikleri konulardan biri de eğitim, Osmanlı’dan beri bu topraklarda hep Ata’dan, dededen zengin olan, makam, rütbe sahibi olan kesimin çocukları en iyi okullarda okudu. En iyi eğitimi aldı ve babalarının yerine çocukları geçti. Fakir kesimin hiçbir zaman böyle bir şansı olmadı. Bu asaletsizliktir. Biz bu adaletsizliği gidermek fakir kesimin çocuklarını okutmak için milletten zekat, kurban, sadaka vs. toplayarak okullar, yurtlar açtık. Tespit doğru. Bu taktiği kullanan yalnızca FETÖ da değil. Osmanlı döneminde açılan Fransız ve Amerikan köleleri özellikle kimsesiz çocukları hedef kitle seçerek mülkiye ve bankacılık anlamında eğitip devlet kademelerinde iş başına getirilmişlerdir. Şuan ülkemizde yerli ve yabancı birçok vakıf kuru vs. kendi amaç ve ideolojileri için okullar açmış ve insan eğitmeye başlamışlardır. Bugün neredeyse milli eğitim özelleşmiştir. Oysa eğitim her bireyin eşit olarak faydalanması gereken bir haktır. Bu hakkı bireye sunması gereken ise devlettir. Yani hükümetlerdir. Yıllardır her alanda olduğu gibi eğitim alanında da ülkemizin götürüldüğü bu vahim tablo, sosyal devlet anlayışı gereği olarak eğitimin devlet tarafından halkına bedava sunulması gerekir. Tabi eğitimin devlet eliyle bedava deyince bazıları aynen milli paralarla ticareti dolar kurumunun düşmesi gibi efendim. Zaten devlet eğitimden para almıyor Türkiye’nin her tarafında aynı müfredat uygulanıyor. Şeklinde cevaplanmaya kalkıyor. Yani hem kendini kandırıyor, em de milleti aldatıyor. Bu tip düşünenlere gidin bakın çocukları en güzel okullarda veya yurt dışında eğitim görüyor.

Eğitimin devlet eliyle bedava olması demek bugün en kaliteli eğitimi veren okulların bina, araç- gereç, öğretmen kadrosu gibi standardını devlet okullarının yakalaması ve bu standardı Türkiye’nin her yöresinde vatandaşına sunması demektir. Tabi eğitimin tek sorunu araç- gereç ve öğretmen kadrosu değildir. Asıl sorun eğitimin amaç ve hedefidir. Eğitim bir milletin varoluşudur. Eğer bir millet kendi dönemleri, kendi kültür yapısı, siyaset yapısı medeniyet yapısıyla insanını kendi yararına menfaatine kazanmasa o milletin bir adım ileri gitmesi asla mümkün olamaz. Bir ülkede, o ülkenin, o milletin, o devletin kazanılmış insanı yoksa o milletin bir adım ileri gitmesi asla mümkün olamaz. Eğitimin uzun yıllardan beri yanlış yaptığı nokta kendi yararımıza, vatandaşımıza kazandırabileceğimiz bir iş. İnsanımızın hem kendi yararını hem de toplumun yararına kazandırmaktır. Böyle bir model kişilik ortaya koymamız lazım. Düşünebiliyor musunuz? Bizim bir Türk beyefendi modelimiz yok ne oluyor. Avrupa’ya gidiyor, geliyor. Bakıyorsun olmuş Amerikalı bir genç. Yazık günah değil mi? İnsanlık tarihinde bütün insanlığa örnek olmuş bir milletin bir delikanlı veya hanımefendi bir modeli yok. Böyle şey mi olur. İşte milli eğitim. Biz kaybettik. Çocuklarımız kaybetmesin. Bundan sonraki günlerimiz daha iyiye daha güzele doğru seyreder. Eğitimle bilgiyle sağlıcakla kalın.

Sabah ASLAN

 

 

Share
579 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+4 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ZEYTİNİN TARİHÇESİ VE FAYDALARI

    08 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Zeytin, çok yönlü bir kültür bitkisi olarak, Anadolu mutfak kültüründe binlerce yıldan bu yana birçok alanda kullanılır. Anadolu’da yaşayan eski medeniyetler, zeytin ve zeytinyağını, dini kutsamalarda, nazardan korunmada, birçok hastalığın tedavisinde kullanırlardı. Tüm dinlerde zeytin, bereket, barış, akıl, uzun ömür ve olgunluk gibi simgesel anlamlar taşır. Zeytin ağacı, ağır büyüyen, fakat oldukça uzun yaşayan bir ağaçtır. Gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Üstelik de ömrünü tamamladığında köklerinden yeni bir ağaç filizlenmekt...
  • YEMEĞİN AZI KARAR ÇOĞU ZARAR

    01 Temmuz 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Hz. Muhammed’in şu sözünü hiç aklımızdan çıkarmayalım: “ sofradan tam doymadan kalkınız.” Bu sözün değerini sağlıkçılar daha iyi bilir. Yemek yemekten anladığımız, karnımızı doyurmak anlamında midemizi doldurmaktır. Midelerimizi bir çöp kutusu gibi dolduruyoruz. Doygunluğa ulaştığında yani tam doluluk sağlandığında “doydum” diyoruz. Maalesef bunu destekleyen diğer olgu ise lezzet adı altında damak tadı dediğimiz, yediklerimizin tatlı, ekşi, acı,tuzlu olmasının ön plana çıkmasıdır.M.Ö.106 –M.Ö.43 yılları arasında yaşamış ...
  • HUBRİS (KİBİR) SENDROMU HASTALIĞI

    24 Haziran 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler

    Genelde siyasetçilerde görülen bu hastalık “tanrısal ego” olarak da biliniyor. İlk kez, Psikiyatrist David Owen ve Jonathan Davidson tarafından dile getirilen bu sendrom, 2010 yılında tıp dünyasının önemli dergilerinden biri olan Brain’ de yayınlanmış. David Owen ve Jonathan Davidson’a göre  sendrom bir “güç zehirlenmesi”dir.  Diktatörler, “hubris Sendromu”na özel bir eğilim taşırlar.  Demokratik ülkelerde, tekrarlayan seçim zaferleri liderlerin Hubris Sendromu hastalığına yakalanma olasılığını arttırıyor. Bu has...
  • KAPİTALİST UYGARLIĞIN FELAKETLERİ

    17 Haziran 2019 Köşe Yazıları, Üst Haberler, Yerel

    Eğitimci - Sami ASLAN Karl Marks,19.yy’da kapitalizmin insanlığın başına getireceği felaketlerin farkındaydı. Marks, toplum yaşamının ekoloji merkezli olması gerektiğini düşünmüş, doğanın özgürleşmesini savunmuş ve insanın doğadaki güzellik yasalarını gereğince üretmesi gerektiğini savunmuştur. O günlerden doymak bilmeyen kapitalist üretimin, insan ile doğa arasındaki yabancılaşma ve çatışmayı had safhaya çıkaracağını görmüş, bu durumu tersine çevirmek için öncelikle insanlar arasındaki ilişkilerin doğru bir yöne dönüştürülmesi gerektiğini ...