ÜST REKLAM

logo

reklam

Bu Bir Mucize Mi? Hayır, Bu Bir Annenin Azmi, Umudu, Hayali… UMUDUN RESMİ, SEYİT ALİ

Başka türlü annelerdir, engelli çocuk anneleri. Gökyüzünü yeşil kabul edebilen, denize kırmızı diyebilen, karların beyaz değil mavi de yağabiliyor olduğuna inanan annelerdir. Omuzlarında dağlarca yük taşıyabilen, ‘farklı, kusurlu ya da hatalı’ birey olmadığını sadece ‘insan’ olduğunu kabul eden annelerdir.

Dünya engelli bireyleri konuşur ya, engelli çocuklara bakan anne veya babayı konuşan yok. Aileler sosyal destek eksikliği yüzünden kendi çocukları için okullarda, sokakta, parkta ya da her hangi bir aktivitede çocukları için kabul savaşı vermek zorundalar.

Bu yazımızda sizleri çocukları engelli bireylerden korkmayı, kaçınmayı değil, onları sevmeyi ve saygı duymayı öğreten, oğlu Seyit Ali için okullarda, kurumlarda ve her alanda verdiği mücadeleyi, oğlunun yürüyebileceğine dair hiçbir umut yokken, şuan hayallerini gerçekleştirmek için çalışan bir Anne ile tanıştıracağız.

Songül Hadimoğulları, İlçemizin Çiğdede Mahallesinde ikamet eden ve çocuklarının geleceği için her şeyi yapabilen bir Anne.

İkiz bebeğe hamile iken sıkışma sonucu Seyit Ali bir rahatsızlık geçirdi. Ancak, anne Hadimoğulları, bu durumu engel olarak değil süreç içerisinde iyileşebilecek bir hastalık olarak gördüğünü ifade etti.

Zamanla İyileşti Değil, Zamanla İyileştirdi…

Seyit Ali, Annesi Songül Hadimoğulları ve Özel Eğitim aldığı kurum olan Yeni Gün Işığı Rehabilitasyon Merkezi ile hayata engelsiz bir adım atmaya başladı.

Bu iyileşmenin daha tam anlamıyla oluşmadığını belirten Anne Hadimoğulları ile Seyit Ali ve engeller üzerine sohbet ettik.  Oğlu ve tüm engelli bireyleri için İlçemizde görmek istediklerini tek tek sıralayan Anne Hadimoğulları, onların engelli değil öncellikle bir insan olduklarının unutulmaması gerektiğini belirtti. 

Seyit Ali’yi doğurduğu günden bugüne ona herkes gibi iyi olacağının sözünü veren Anne Hadimoğulları; “Toplumumuzda bu tarz çocuklarla ilgili çok ciddi sıkıntılar var. Gerek ailelerin yaşadığı sosyal çevreden olsun, gerekse insanların bakış açısı olsun bütün bunların yanı sıra eğitim sürecinde yaşadıkları sıkıntılarda cabası. Bu anlamda sıkıntıları dile getirmeyi çok istiyorum. Bu süreç içerisinde gerçekten çok fazla sıkıntılar çektik ama hepsini geride bıraktık çok şükür. Velilerin, ailelerin bilinçlenmesi noktasında yapılması gereken eğitimlerin, seminerlerin çok fazla olmasını isterdim ama maalesef Samandağ’ında böyle çalışmalar yapılmamakta. Ailelerin bu konu üzerine yeterince eğitilmediğini düşünüyorum. Ben çocuğumu doğurduğum günden bugüne psikolojik destek alıyorum. Neden buna ihtiyaç duydunuz diye sorarsanız. Böylesine ciddi bir konuda yanlış yapmak istemiyorum. Onu doğurduğum günden itibaren ona herkes gibi iyi olacağının sözünü verdim. Oğlumun rahatsızlığı genetik değil, sıkışma sonucu böyle bir rahatsızlık geçirdi ve ben bunu bir hastalık olarak gördüm ki ona da bunu empoze ettik. “Sen şuan bir hastalık sürecindesin ve biz bunu hep beraber aşacağız” dedik. Diğer çocuklarımda bu durumu bu şekilde kabul etti ve biz oğlumuza asla engelli muamelesi yapmadık. Bu durum sadece çekirdek ailemizle kalmadı. Büyük ailemizde bize çok destek verdi ve asla ona öteki çocuk muamelesi yapmadı. Samandağ’ında Bu bilinci oluşturmak çok önemli.

Yeri geldiğinde başka yerlerde gözlemliyorum, aileler bu durumdaki çocukları, kendi çocukları olarak saymıyorlar. Bir kaç defa karşılaştım atıyorum kaç çocuğunuz var diye soruyorum. Verdikleri cevap 3 çocuğum var +1 engelli. Bu cevabı duyduğum zaman çok üzülüyorum. İnanın bu insanlarla çok mücadele ettim. Aslında en çok kazanmaları gereken çocuğun o olduğunu, ne kadarını kazanabilirlerse geleceği için daha iyi olacağını velilerle defalarca konuştum. Çünkü hepimiz baki değiliz bu dünyada. Yeri gelir hastalık olur, yeri gelir ölüm olur. Çocuğu teslim edebileceğimiz birileri olması gerekiyor. Çocukları alıştırmak gerekiyor. Ancak maalesef bizim burada böyle bir bilinç yok.  Bu çocuklara hep öteki çocuk muamelesi yapılıyor. Bu sadece aile yapısından mı kaynaklanıyor. Hayır! Devlet nezdinde de, yönetim nezdinde de bu böyle. Çocuğum okula başladığı zaman ben dört sene boyunca kucağımda taşıdım ki biz tekerlekli sandalyeyi çocuğun rehavete kapılıp kendini tamamen bırakmasını önlemek adına kullanmama kararı aldık psikologlarla beraber. Örgün eğitimde kaynaştırma kararının çıkmasından dolayı 4 sene boyunca kucağımda getirip götürdüm Seyit Ali’yi.

Ancak okulların fiziki yapısı buna pek müsait değildi. Eğitmenlerimizde dahil olmak üzere maalesef çocuklarda ona nasıl yaklaşacaklarını bilmiyorlardı. Okul müdürüyle çok ciddi bir mücadelem oldu. Okulda engelli merdiveninin olmaması bizim için çok ciddi sıkıntılar yaşattı. Milli eğitime dilekçe vermeme rağmen okul yıkıldıktan sonra öğretmenle, müdür arasında yaşanan sürtüşmeden dolayı bizi ikinci kata verdiler. Teneffüslerde çocuğu yukarıda bırakmak zorunda kalıyorduk. Bir gün bana şöyle dedi; “Anne ben kendimi burada hapiste hissediyorum, artık okula gelmek istemiyorum” bu ifade üzerine kendimi çok kötü hissetmiştim. Bu durum üzerine daha fazla uğraş vermeye başladım. İki sene sonra okulumuz yenilendi projede olmasına rağmen engelli merdiveni yapılmadı. Pes etmedim, gittim geldim en son Milli Eğitim Müdürüyle görüştüm bunun üzerine bir merdiven yaptılar. Ancak şuan bütün okullardaki engelli merdivenlerinin kullanımı doğru değil. Bu durum çok zorumuza gidiyor. Kamusal alanların birçoğunda bu böyle. Bu duruma ciddi anlamda bir el atılması gerekiyor.

Seyit Ali doğduğu zaman belden aşağısının güç aktarımı 0 olan bir çocuktu. Şuan çok şükür daha iyi. Ama fizik tedavilerimizi hiç aksatmadık. Ben buradan Yeni Gün Işığı Rehabilitasyon Merkezine ve özel eğitim öğretmenlerimize çok teşekkür ederim. Hiç bir şey başaramayacağımızı düşünüp umutsuzluğa düştüğümüzde, oturup kendimizi telkin ettik. Psikologlarımızdan yardım aldık. Ve devam ettik, hiç bir şekilde pes etmedik. Oğlum üç yaşında konuşmaya başladı. Dil terapilerinde oğlum beni yanında gördüğünde öğretmenlerine uyum göstermiyordu bende bu yüzden kapının arkasından neler yaptıklarını izliyordum.  

Bu çalışmaları yaparak biraz da toplum baskısını aşmak istiyordum. Çünkü bu çalışmaları gören en yakınınızda olan bir insan bile size acıma duygusuyla yaklaşır. Benim bir yakınım gelip bana bunu söylemişti hatta; “Boşuna uğraşma, bu engelli bir çocuk” Bende bu söyleme karşılık “bana konuşabileceğini söylediler ben de bunu deneyeceğim” dedim. Bundan bir hafta sonra tabi 4 aylık bir çalışmanın ardından yemek masasından inen Seyit Ali’ye seslendim. Bana efendim, odama deyince ben şok oldum. Bu sesin ondan gelip gelmediğini anlamak için tekrar tekrar sohpet etme, konuşma ihtiyacı duydum.

 Bu durumda siz ne kadar güçlü olabilirsiniz o ayrı bir konu ama ben denedim ve çocuğum gördüğünüz üzere şuan kendini ifade edebiliyor. Çok şey kazandık. Okuma, yazmasıyla ilgili ben 4 sene sonra çocuğumu okuldan aldım. Çünkü okulda hiç bir kazanımımız olmadı. Milli eğitim böyle çocukları kaynaştırma eğitimine tabi tutuyor. Hiç bir alt yapısı olmayan bir sınıftaki özel eğitim sınıflarımızda yoktu. Özel eğitim sınıflarımızın müracaatlarını da ben yaptım. Samandağ’ında ilkleri başlatıyor olmaktan dolayı çok mutluyum. Bakanlık müfettişleri okula geldiğinde bu sürecin bizlere sadece eziyet olduğunu, bize hiç bir şey katmadığı, tamamen psikolojik bir yıpranma olduğunu ve bununla ilgili gerçek anlamda bir çalışma talebimizin olduğunu ifade ettim. Bu durumu müdürler çok hoş karşılamıyorlardı ama pek önemsemiyordum çünkü benim hedeflerim vardı. Bütün bunların arkasından oğlumun bütün raporlarını değiştirdim. Evde eğitim talebimi dile getirdim. Talebimiz gerçekleşti ve evde eğitim görmeye başladık. Öğretmenlerimiz bu konuda çok bilgi sahibi değildi ancak ben onlara da teşekkür ediyorum. En azından bu durumu kabul edip evime geldiler. Hala eğitimlerimiz devam ediyor. Oğlum şuanda bursluluk sınavına hazırlanıyor. Seyit Ali ile gayet sohbet edebiliyoruz, kendi telefonundan, tabletinden merak ettiği her şeyi araştırıp bakabiliyor. Televizyonda gördüğü her şeyi okuyabiliyor, yanında kitabı da var istediği zaman açıp okuyabiliyor. Şuanda Yüksel Acun Anadolu Lisesi’ne kayıtlı. Kendi performansına göre sınavlar hazırlanıyor ve gayet başarılı. Düşününki okuyabilen, matematik yapabilen, Türkiye Coğrafyasını tanıyan, fizikten kimyadan sorulan sorulara cevap verebilen bir birey oluştu. Bununda en büyük etkeni 1. pes etmemek, 2. aile desteği, 3. sürekli kendinizi yenilemeniz. Aslında ben burada annelere de bir şey söylemek istiyorum. Çevre desteği çok önemli engelli çocuk anneler için. Bizim burada şöyle bir algı var. Engelli bir çocuğun varsa ne işin var dışarıda. Annelere sesleniyorum bu tür düşüncelerin hepsine kulak tıkasınlar.  Engelli çocuğu olan hayatında onu emanet edebileceği biri olmalı. Bizde insanız nefes almaya, dinlenmeye ihtiyacımız var. Seyit Ali’nin yanı sıra diğer çocuklarımda var. Tabi zamanımın %80’i onunla diğer %20’si diğer çocuklarımla geçiyor kaldı ki babada burada değil. İlk yedi sene boyluca hiçbir yere gitmedim, buna Serap hocamda tanık. Rehabilitasyona onunla birlikte gidiyordum ki eğitimi gözlemek zorundaydım. Şuan bir fizyoterapist kadar sinir- kas sistemini tanıyorum. Evimin önünde yürüme barları, yürüme tekneleri hazırladım. Çocuğu sadece rehabilitasyona getir götür yapmak istemedim. Orada yapılan he şeyin üzerine katarak çalışma yaptık. Fakat 7. ci yıldan sonra gerçek anlamda ben tükenmiştim. Bir ara raporunu hazırlarken ağlaya ağlaya kendime anlatıyorum ve tesadüfen orada bir psikoloğun oturduğunu fark ettim. Psikolog bana daha önce bir şeyle uğraşıp uğraşmadığımı sordu bende ona çocuğum bu haldeyken ben ne yapabilirim ki dedim ağlaya ağlaya. Psikolog’ta bu çocuğun tamamen eli ayağı olduğumu, bu şekilde devam ederse gelişmeyeceğini ifade etti. Psikoloğun söylediği çok mantıklı geldi.

Bu sürecin doğru işlemediğini fark ettim. Öyle öyle biraz uzaklaşmaya başladım. Kendimi yenilemeye ihtiyacım vardı.

Çocuğum için engel tanımadığımı size nasıl anlatacağım bilemiyorum ama şöyle bir örnek vereyim. Hidroterapi (su ile tedavi) diye bir tedavi şeklinin olduğunu duydum ve bu konuyu araştırdım. Sonrasında oğlumu havuza götürdüm. Seyit Ali yüzükoyun duramıyordu önceleri şuan bağımsız bir şekilde yüzüyor. Aralıksız her yaz devam ettik yüzme kurslarına evde de şişme bot aldık içinde yüzdürdük. Ancak havuz bu durumdaki çocuklar için oldukça önemli. Ben her yaz havuza götürüyorum ama birazda belediyenin gerçek anlamda bu konuya el atmasını çok istedim. Geçmiş yönetime defalarca gittim ve engellilerin kullanabilecekleri kumsaldan denize ulaşabilen parkurlar yapmalarını istedim. Büyük şehire sunuldu çünkü bu konu belediye yönetimin tasarrufunda değilmiş. Bu talebimiz onaylandı ancak daha hayata geçirilmedi. Ben yeni yönetime de gittim ve Belediyede yeni başlayan psikoloji servisi görüştüm. İnanın biz hidroterapiye başladıktan sonra Seyit Ali’nin vücudu şekillendi. İyi ki tanımışım o psikoloğu iyi ki tanık oldum o konuşmaya. Ben hayattaki hiç bir şeyin tesadüf olduğuna inanmıyorum. Demek ki bu konuyu duymam gerekiyordu. Ve şuanda Seyit Ali’de gördüklerimiz bir efsane. Ve inanın ben daha kendimi başarmış olarak görmüyorum. Ne zamanki bu çocuk bağımsız yürürse, ne zaman ki toplumda hak ettiği yere gelirse ben o zaman kendimi başarmış hissedeceğim.

Bu süreç beni büyüttü. Görmeyi, bakmayı öğrenen bir oldum. Bireysel değil, toplumsal düşünen biri oldum. Bu çocuklar sizin gerçek anlamda olgunlaşmanıza vesile oluyor. Serap hanımla sanırım Seyit Ali altı yaşındayken tanıştık. Takriben 12 yıldır beraber Seyit Ali’ye eğitim veriyoruz. Kendisi Empati duygusu çok yüksek olan bir insan. Serap hanım önceden çalıştığı kurumda sorunlar yaşadıktan sonra 7-8 arkadaşla beraber istifa dilekçesini verip kendi kurumlarını açtı. Onları tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum ve Seyit Ali’ye kazandırdıkları için onlara çok teşekkür ediyorum.

Seyit Ali ile ilgili okuma yazma sürecinden sonra onu hayata hazırlama kararı aldım. Bu çocuk yalnız başına kalırsa geçimini nerden sağlayabilir üzerine yoğunlaştık. Sonuçta hayat bu gelecek kaygısı taşıyorsunuz. Ve bunu kurumdan istedim, yaptılar.

İkinci aşama santral görevi yapabilir mi? Tabi çocuğu ikna etmek kolay olmuyor bu süreçte. Onu ikna etmek için inanılmaz bir efor harcadık. Şuan santral görevi yapabiliyor. Bu sene bilgisayarda klasör oluşturmaya girdik.

“Engel Biz Değiliz, Engel Dışarıdaki Yaşam”

Biz engelli aileleri olarak her kurumda çok sıkıntı çektik. RAM’a gidin. Öncesinde bekleme salonu, banyosu, asansörü bile yoktu. Bunlar sonradan bizim taleplerimiz doğrultusunda oluştu. Böyle bir anlayış olabilir mi? Engelleri kaldırmak için açıldığını iddia eden bir kurumun yapısı durumun hiçte öyle olamadığını yansıttı bize. Oysaki ben oraya en şık halimle gittim bizde insanız mesajını vermek için. Değişimler tabi ki oldu. Şuan RAM’da biraz daha rahatladık. En azından randevu sistemiyle çalışmaya başladılar. Ama hastanelerdeki durum felaket. RAM’da kişisel yeterlilik değerleri ölçülüyor. O bize bir çeşit rehber aslında çok iyi oluyor. RAM raporlarımız yılda 1 defa tekrar ediyor. Bazılarında 6 ayda 1 kişinin engellilik düzeyine göre değişiyor. Ben bu çocukların özellikle üç alanda çok önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. 1. Sosyal alanların oluşması, 2. toplumdan soyutlanmamaları, 3. toplum bilincinin oluşması (tabi bunun içinde daha fazla panel, seminerler düzenlenmesi gerekiyor)

Özel günlerde mesela 3 Aralık’ta gelip fotoğraf çektirip destek mesajı verenlere deli oluyorum. Engelli bireylere gerçek yaşamda bir destek sunmamışken onların gününü kutlaman neye yarıyor. Bu düşünce ile insanların bu konuda daha duyarlı olmasını istiyorum” dedi.

Mimar olmak istediğini ve en büyük hayalinin yurtdışında yaşamak olduğunu ifade edilen Seyit Ali; ” Üniversite sınavına girip mimar olmak istiyorum. Ailem ise memurluk istiyor. Bizim gibi çocuklar iyi eğitilirse okuma yazma daha aktif hale gelir. Çocuğun öğrendiği bir şeyi başka birinin sorması öğrenmeyi unutturmuyor. En büyük hayalim ise Rusya’da yaşamak. Hatta annem geçen dedi ki sana pasaport çıkartabilirim. Bende dedim ki annem daha bir dur şimdi değil. Daha önceden gelseydiniz görürdünüz. Evimiz fizik tedavi materyalleriyle doluydu. Benim annem istediği her şeyi yapabilecek bir kadın. Mesela benimle ilgili bir durum olduğunda aniden hocalarımı arar sorar ve ilgilenir.

Benim gibi bireyler için talebim olacak. Çünkü biz sosyal çevrede insanların hareket ettiği şekilde hareket edemiyoruz.  Ben kumsaldan sahile kadar bir rampa yapılmasını istiyorum. Denize girmeyi çok seviyorum ama kumsalda yürümek benim ve ailem için çok güç bir durum. Yemek ve su insanlar için gerekliyse D vitamini de vücudumuz için öyle gerekli. Bu anlamda kumsalda bir rampa yapılması hem bizim için hem de diğer bireyler için çok iyi olacaktır” ifadelerine yer verdi.

Share
1779 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+6 = ?