ÜST REKLAM

logo

reklam
27 Mayıs 2017

BOZOVA BAĞLICA KÖYÜNDEKİ ŞAMO


admin
bereket@prestijbilgisayar.org

 

 

 

Öğretmen olarak görevli bulunduğum; Şanlıurfa Bozova ilçesi Bağlıca Köyü İlkokulu Öğretmeniydim. Köyde ikinci yılımdı. Mevsim kıştı. Havalar serin, yağmurlar başlamak üzere. Köylüler kışa hazırlık yapıyorlardı. Hayvanların yemlerini depoluyor, kışın yakacakları tezekleri üst üste istifliyorlardı.  Gelinleri, kızları; akşam yemeği hazırlıkları içinde; kim saç ekmeyi açıyor, aş pişiriyor, kimileri de ertesi gün okula gidecek çocukların ev ödeviyle ilgileniyorlardı. Kalem defter, kitap çanta ve giysileriyle ilgilenenler… Kısacası; akşamüstü hummalı bir çalışma sürüp gidiyordu.  13 – 14 –yaşlarındaki çocuklarda mesai dışında Köy imamının evinde Kur’an kursundan dönüyorlardı. (Boyunlarında beyaz bezden yapılma çantaları ve içlerinde kur ’ani kerim kitaplarıyla evlerinin yolunu tutmuşlardı) İşte böyle bir günde, Köy Muhtarı Hacı Kılıç;  köyde geçirdiğim bir buçuk yıllık öğretmenliğim süresi içerisinde beni yemeye davet etmemişti. Benimde böyle bir beklentim, hiç olmadı.  O gün Okula köy halkından bir arkadaşı gönderdi. Gelen, beni arayıp,  buldu ve bana:‘’  Muhtarın İstanbul’dan gelen misafiri var. Akşam yemeyi verecek. Sezide yemeye bekliyor. Sofra kurulmadan önce orada ( muhtarın evinde) olmanızı istiyor. Gelen misafirle tanıştırmak ve beraber yemek, yemek için, mutlaka hocam gelsin, bekliyorum diyor.’’ dedi. Beklemediğim bir şeydi bu. Şaşırmıştım.

Doğrusu misafiri merak ettim. Nasıl gelmiş, niçin gelmiş, benimle neden tanıştırılmak isteniyor? Gibi, soru işaretleri kafamda yer etmeye başladı. Davetiyeyi aldıktan sonra yemeye katılmayı ve merak ettiklerime açıklık getirmeye karar verdim. Yemek zamanı gelince muhtarın evine doğru yöneldim. Ev okula yakındı. Kısa sürede evin önüne  oldum.. Kapı eşiğindeki ayak kabı çokluğu, evde fazlaca kişinin varlığına işaret ediyordu. Tek bir kişinin sesi duyuluyor. Farklı bir ses, köyümdeki insanların sessine benzemiyordu.  Tok sesliydi.

Odanın açık kapısından içeri girdim. Yemeye katılmak üzere gelen köy halkından olan kişilerle beraber gelen misafir ve yanında getirdiği, oğlum diye tanıttığı tahminen 14 yaşlarındaki çocuk da ayağa kalktı. Selam verdim ve herkese teşekkür ettim. Misafirin yanında yer açmaya çalışırlarken, Ben’ ’Raht olmalarını, yüz yüze gelecek biçimde karşılarında oturursam rahat ederim Birbirimizi daha iyi tanıyacağımızı ve sohbetimizin kolaylaşacağını söyledim.’’ Herkes yerinde oturdu. Muhtar bana ‘’ Hocam; Sayın Abdullah Efendi; Maden Mühendisidir. Köyümüzde zengin kil tabakaları varmış. Bu tabakaları gün ışığına çıkartıp, bir adet porselen fabrikası kuracakmış. Kaymakam Bey de Mühendis efendiye kolaylık göstermemiz için Muhtarlığımıza hitabet resmi bir yazı vermiştir. Yanında oturan çocuk da mühendis efendinin oğluymuş.’’ Dedi. Bende :’’ Tanıştığımıza memnun olduğumu belirttim. Mühendis konuşmasına devam etti. Kuracağı fabrikadan hiç söz etmiyordu. Allahtan, Peygamber efendimizden, kadının toplumda ki yerinden, eşler arasındaki sosyal ilişkilerden söz ediyordu.  Bir ara durakladı. Bana ‘’ne diyorsun? Hocan’’ dedi Bende Mühendis beye;’’ Hayatımda hiç Maden Mühendisi Diplomasını görmedim. Porselen fabrikası da… Başka yerlerde fabrikalarınız varsa, kaç tane olduğunu merak ediyorum.  Hangi liseyi, hangi üniversiteyi bitirdiğinizi, fabrikatör oluncaya kadar nerelerde çalıştığınızı ve bu başarıları nasıl elde ettiğinizi öğrenmek ve merakımı gidermek istiyorum. Mesela; sizleri yetiştiren ananız ve babanızı, kaç kardeş 0lduğunuz, doğum tarihinizi, ana – baba adını, nerede doğduğunuzu cidden merak ediyorum. Beni mazur görün. Şimdiye kadar; sizin gibi yüksek şahsiyetle yan yana gedmemiştim. Merakımı giderirseniz sevinirim. ’dedim. Sözlerim bitirdiğimde mühendis Bey’e baktım. Gözleri normalden fazla açılmış, yüzünde heyecan vardı Yanakları,  yaz domatesi gibi kızarmıştı. Birkaç kez yutkundu, başını kaşıdı.  Ellerini birkaç kez ovduktan sonra,  On adet parmaklarına ayrı ayrı masaj yapıyormuş pozisyona girdi.  Zaman kazanmaya ve bana yanıt hazırlamaya çalıştığı, her haliyle belli oluyordu. Herkes merak içinde Mühendis Efendiye bakıyordu. Çatık kaşlarıyla birkaç saniye bana baktıktan sonra söze başladı:’’ Hoca, sen çok cahil birisin. Sayın Kaymakam Bey ’ye saydığım fabrikalar benim gerçek kimliğimdir. Yemekten sonra, bu köye kuracağım fabrikanın projesini, herkesin gözleri önünde çizeceğim.’’ Deyip, sözlerini bitirdi.

Yemekler yer sofrasında yenildi. Yemek sonrası, izin isteyerek mekândan ayrıldım. Aradan iki hafta geçtikten sonra, köyde hareketlik başladı. Bağlıca Köyü doğu tarafına düşen tepeciklerin nebatı toprak tabakasını kaldırmak için, köyümüzden ve civar köylerden 150 kişilik amele/ işçi topluluğu topladı. Herkes kullanacağı kazmasını/çapasını yiyeceğini beraberinde getirecekti. İşçiler her gün sabah saat sekizde iş başı yapacak ve akşam saat dörtte iş yerinden ayrılacaklardı. Bir ay süreyle düzenli şekilde çalışmalar devam etti. Fakat hiç kimseye ödeme yapılmadı. Bu kez Mühendis Efendi. Köyün batısına düşen tepeciklerin bir yerinde ev kiraladı. Kendisine ve oğlum diye tanıttığı çocuğa bakacak bir hizmetçi, yemek yapacak bir aşçı tuttu. İlçeye götürüp getirecek, bir tane motorlu araç kiraladı. Bir ay boyunca hiç birine ödeme yapamadı.

Bir ayını tamamlayan işler aylık ücretlerini istemeye başladılar. Kitle içinde homurdanmalar başladı. Günün birinde çalıştırdığı işçileri okulun güney tarafındaki okul bahçesinde topladı. İşçilere ;’’ İş makinası getirmek üzere İstanbul’a gideceğim. Birer aylık ücretlerinizi posta havalesiyle göndereceğim. Onun için aylığımı eksiksiz aldım diye çizelgede isimlerinizin karşısında imza atacaksınız. Oğlumu,  sizlere emanet edeceğini… Çocuğu üzmeyin.’’ tavsiyesinde bulundu. Devamla:’’ Yarın Hacı Atçı’nın Köy Odasında imzaları atmak için akşam hazır bulunun’’ dedi.

Ertesi gün imzalar atıldı. Mühendis Efendi köyden ayrıldı. Oğlum diye tanıttığı çocuk, köyde kaldı. Köylüler çocuğa iyi baktılar. Yedirdiler, içirdiler… Gidenden haber gelmedi.

Konuyu Komşu köyün öğretmeni ( Saf Köyü/ Arıkök Köyü öğretmeni) arkadaşım Ahmet Aksoy’a’’  açtım. Çeşitli yorumlarımız oldu. Köylülerin dolandırıldığı kanaatine vardık. Rehin olarak köyde bıraktığı çocuğun,  Abdullah Efendinin oğlu olmayabileceğini düşündük. Köylüler tarafından Şamo adı takılan bu çocuğu konuşturmaya karar verdik. Şamo’yu okula çağırdık. Geldi.  Ben ve Ahmet, çocuğu zorlamadan ve sohbet biçiminde sorguladık. Sonuçta çocuğu maaş karşılığında yanında çalıştıracağı, çok da para kazandıracağı vaadiyle beraberinde getirdiğini, anasının, babasının haberdar olmadığını söyledi.

Abdullah Efendinin dolandırıcı olduğu şüphesi arttı. Konuyu çalışanlara ilettik. Bunun üzerine gerekli yerlere resmen başvuru dilekçelerini verdiler.  Şamo ilgili makamlara teslim edildi. Şamo’nun  anası – babası kayıp ilanları verdikleri öğrenildi. Mühendis Efendi de giderken Bozova zenginlerini dolandırmış, yüklü miktarda parayla ilçeden ayrıldığı örenmiş oldu.

En son, Abdullah Efendi; Sinop Hapishanesinde yattığını, olaydan bir yıl sonra öğrenecektik.

Ben ŞAMO’yu halen unutmadım. Köylülerim de unuttuğunu sanmıyorum. Çünkü onlar Şamo’yu, Şamo da onları sevmişti.

25.05.2017

Asaf Hişmi

Share
1142 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

7+10 = ?

#

BOZOVA BAĞLICA KÖYÜNDEKİ ŞAMO” için 2 Yorum

  1. Avatar yusuf SÜRÜCÜ : diyor ki:

    bu hocamızın tel no mailime gönderebilir misiniz

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İMAM CAFER’İ SADIK’TAN BİRKAÇ HADİS

    20 Ocak 2020 Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan 1- Erkek, hanımına karşı üç şeye riayet etmelidir: Hanımının muhabbet ve ilgisini kazanmak için onunla uyum sağlamak; ona karşı güzel ahlaklı olmak; onun gözünde güzel görünmek ve refahını sağlamakla kalbini elde etmek. Kadın da kocasına karşı şu üç şeye riayet etmesi gerekir: Kocasının tüm hallerde güvenini sağlayacak şekilde kendisini kötülüklerden korumak; muhtemel hatalarının affedilmesi için sürekli kocasının hakkını gözetmesi; tatlı dil ve çekici tavırlarıyla kocasına olan sevgisini bildirmesi. 2- Basi...
  • YOLSUZLUKLARIN KİLOMETRE TAŞLARI

    15 Ocak 2020 Genel, Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Asaf Hişmi BEL – BİR AŞ.’ye bulaşmayan kişilerin sayısı azdır. BU şirketle yapılan iş ve işlemlerin fiyat belirlemesi iki türlü. Hesabı kitabı yok. Şirket lehine sonuçlar çıkartılmaya çalışılmıştır. Toplumsal çıkar, ikinci plana atılmıştır.  Şirket kar etsin diye Asliye Hukuk Hâkimliğine sunulan Bilirkişi Raporu sahtedir. Mahkemeyi olumsuz yönden etkilemeye çalışılmıştır. Raporda kullanılan veriler sahtedir. Kıymet takdir komisyonu da sahte bedel takdiri yapmıştır. İşin aslına geçelim. BEL – BİR AŞ.’ye kat karşılığı olmak üze...
  • DOĞAL YAŞAMDAN KOPUNCA

    13 Ocak 2020 Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Yaşanacak bir tek ömrümüz var. Onu da uzun ve mutlu yaşamak için sağlıklı olmak gerekiyor. Oysa günümüz insanı çok erken, hatta küçücük yaşlarda kanser, kalp, şeker, tansiyon, obezite sorunlarıyla sarmalanıyor. Paketlerle ilaç, antidepresanlar, antibiyotikler yanımızdan ayırmadığımız aksesuarlarımız oldu. İnsan ömrü uzadı, evet uzadı ama, ne pahasına. Sağlıksız, hastalıklı, bir gün bile kullanmadığımızda ölümümüze neden olabilecek ilaçlara mahkum bir yaşam. Neden bu hale geldik: Doğadan uzaklaştıkça, bizi...
  • RANTIN ŞEYTANİ YÖNÜ ( 2 )

    13 Ocak 2020 Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Asaf Hişmi 2 – 03.05 1991 tarih ve 11 sayılı Samandağ Belediyesi, Belediye Meclis Kararında rantın şeytani yönü, sırıtır derecede görünüyordu. BEL – BİR A.Ş.’ne Projesiz, ihalesiz  (resmi belgelerde belirtildiğine göre: 1991 yılı Birim fiyat tariflerine göre İhale Bedeli: 20.000.000 TL) iş vermek için bu şirkete kamu kurumu olarak tanıttılar. Belediye encümen ve belediye meclis kararlarında böyle tanıtılmıştı. Kamu kurumu olmayan, Kamu kurumu niteliğini taşımayan ve maliye bakanlığından uygun görüş almayan bu şirketin ödenmiş serma...