ÜST REKLAM

logo

reklam
02 Eylül 2019

BESLEDİĞİMİZ AKREPLER TSK’YA HAİN DİYOR

Mehmet Yuva

Cilvegözü, Hatay’ın Suriye’ye açılan en büyük ve en aktif hudut kapısıdır. Suriye tarafındaki kapıya Hava Kapısı anlamına gelen Bab –El-Hava denilir. İki hudut kapısı arasında beş kilometreye yakın bir tampon bölge var.  Tampon bölgede tarihi eser olarak kabul edilen bir sur mevcut.  Suriye tarafında Bab- El-Hava hudut kapısından birkaç kilometre uzaklıkta Saha olarak tabir edilen geniş bir alan var. Yarım hilal ve bir giriş bir çıkış kapısı olan bu sahanın etrafını kafeteryalar, dükkânlar, marketler, tatlıcılar, illegal sarraflar ve Türkiye’de getirimi olan envaı çeşit ürünü satan seyyar arabacılar sarar. Sahadan çıkıp İdlib veya Halep’e doğru yöneldiğinizde yol kenarında eski püskü iki petrol istasyonu mevcut. Tırlara, otobüslere, günübirlik giden gelen taksilere ucuz petrol sağlar.  

Bu kapıdan giren yüzlerce Türk ve yabancı tırlar Suriye’ye ve Suriye’ye yakın uzak Arap ülkelerine taşıdıkları yük bu gümrük kapısından geçerdi.  Suudi Arabistan veya Ürdün’de çalışan binlerce emekçi kardeşimizi taşıyan otobüsler bu güzergâhı kullanırdı. Bereket, kardeşlik, dostluk, ticaret kapısıydı. 2012’den sonra terör örgütlerin denetiminde Cehennem Kapısı oldu. Bu kapıdan giren cehennem ateşi Suriye’yi yaktı. Türkiye’nin ABD, BOP ve geleneksel bağımlılık rayından çıkmasını “ihanet” olarak görenlerin idlib bölgesindeki iblisleri bu  kapıdan başta Hatay Türkiye’yi yakacak cehennem ateşini ihraç etmeye çalışıyor.  

Hatay Valiliğinden yapılan açıklamaya binaen, “bir kişi bile sınırdan geçemez. Binlerce kişi sınırımızdan Türk topraklarına geçmek için beklerken provokatörler de boş durmuyor” diyerek yetkilileri, vatandaşları provokatörlere karşı dikkatli olmaları konusunda uyarmış. Hem sınır ilçelerimiz hem tüm Hataylılar dikkatli olmalı” demiş. 15 Temmuz 2016’da vuku bulan terör saldırısına henüz beş ay vardı. 15 Şubat 2016’da Hatay’a bağlı Güveççi Sınır karakolunda görev yapan bir askerimizi kestiler. İdlib’i babalarının çiftliği gibi kullanan yerli ve yabancı onlarca terör örgütü sınırı uyuşturucu, petrol, silah, envaı çeşit ürün ve insan kaçakçılığı için istihdam ediyor.

Türkiye’nin her koşul ve şartta kendilerini koruyacağını, tüm illegal faaliyetlerine müsamahakâr davranacağına kani olmuşlar. Türkiye’nin kendilerinden razı olduğunu ve Türkiye’ye hizmet ettiklerini anlatıyorlar. Türkiye’nin desteği, teşviki, yardımları ve go ehead yeşil ışığıyla hareket ettiklerini söylüyorlar. Zira kendilerini “zalim Esed’i” devirmeye sittin cehennemden gelen silahşorlar veya Allah’ın askerleri olarak görüyorlar. Her yol ve üslup mubahtır diyorlar. Türkiye’nin kendilerini, ailelerini, dostlarını, destek verenlere yurt olacağını, ev, arsa, para, iş, eğitim ve ihtiyaçları olan her şeyi sağlayacağının sözünü verdiğini propaganda ediyorlar. Bu sayede Türkiye’nin de yardımıyla Şam’dı çok kısa bir sürede halledeceklerini düşünüyorlar.

Bu zihniyete karşı gelenleri şeytanlaştırıyorlar. Mazlumları katleden zalimin yandaşları olarak servis ediyorlar. Burası Türkiye, burada hukuk var, kanun var, mevzuat var, sınırları dingonun ahırı gibi kullanamazsınız buna izin vermeyiz diyen sınır güvenlik güçlerimize hain diyorlar. Kâfir diyorlar katlediyorlar. Keyfiyetlerine uymayan karakol komutanlarını Ankara’ya şikâyet ediyorlar. Mücahit medya bu ipini koparmış dini-dar, mezhebi-dar, yeşil ve kuruyu tüketen çekirge sürülerini melekler olarak takdim ediyor. Devrim yapan fedailer olarak sunuyor. Bunları eleştiren, illegal faaliyetlerini teşhir eden, vahşi eylemlerini deşifre edenleri çarmıha geriyorlar.

Davutoğlu, “ anlatırsam birileri insan yüzüne çıkamaz” demiş. Konuşursam Dünya yıkılır, yer yerinden oynar, çok kelle gider misali laf kalabalığı etmiş. Araştırmacı köşe yazarı Yılmaz Özdil 27 Ağustos’ta “İnsan İçine Çıkabilmek”  başlığıyla kaleme aldığı yazısında,  Davutoğlu’nun zerre vicdanı, ahlakı ve onuru olsaydı herkesten önce kendisinin insan yüzüne neden çıkamayacağını belgelerle anlatıyor. Özdil, Davutoğlu’nun Dış İşleri ve Başbakan olduğu dönemlerde Türkiye, Suriye, Irak, KKTC ve bölgemizin onun eseri olan felaketlerin kronolojisini çıkarmış.

Birkaç gündür İdlib’te Davutoğlu’nun eseri olan, “öfkeli Sünniler” diye adlandırdığı IŞİD’in siyam ikizleri örgütlerin teşvikiyle yüzlerce militan Suriye tarafına bakan ilk hudut kapımıza saldırdılar.  Tomalara, askeri araçlara, güvenliği sağlayan askere ve polise taş attılar, sopalarla vurdular. Bunlar çayan, bunlar talancı, yağmacı, harami, cani, bunlara dışardan katılanlar kanla ve parayla beslenen profesyonel katil, bunlar insanlığa düşman bunlardan uzak duralım bunlar akrep, bunlar nankör, bunlar milletsiz, vatansız, dinsiz imansız, cebimiz de taşırsak, beslersek, korur ve kollarsak sana biat ve itaat eder ancak çıkarı esastır ve o çıkara her şart ve koşulda hizmet etmezsek sahibine saldırır, yeni efendilerinin çakalları olur sana karşı vahşi kesilir dedik anlamak istemediler.

Zira ne dünyayı doğru okuyacak vizyona ne de Suriye tarihine müdriktiler. Dini-dar ve mezhebi-dar pencereden baktılar. Bunlar bizim için din kardeşimiz mezhep kardeşimiz Ensar ve muhacir dediler.  Önce Esad ve Suriye bayrağını yaktılar. Şimdi Erdoğan ve Türk bayrağını yakıyorlar. Bir müddet sonra ABD, Suudi hanedanlığı, İsrail bayraklarıyla yürüyüp onlardan açıkça destek talep ederlerse hiç şaşırmayın. Davutoğlu’nun  “Öfkeli Sünnileri” saldırırken, sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın posterlerini yakmıyor, Türk bayrağını parçalıyor, “hain hain Türk askeri hain” sloganı atıyorlar. TSK’nın gözlem noktalarına saldırın diyor.

Bu “provokatörlerin” Türkiye’deki yandaşları da boş durmuyor. “Kapılarımızı açın, bunlar Şam ve Moskova’nın varil bombalarından kaçıyor. Sivil katliamlar olacak. Erdoğan Suriyelilere sahip çıkmalı. Rusya ve Esed Rejim saldırılarını durdurun. Gözlem noktalarımız tehdit altında” feveranlarıyla yardımsever maskeleri altında saklanan çirkef, münafık, riyakar ve NATOcu yüzlerini saklayabileceklerini sanıyor. Acilen yapılması gerekenleri söyleyelim; Bu provokasyonların kimler tarafından ve neden yapıldıklarını bilen Şam ve Moskova, Türkiye’yi rahatlatmak için dün sabah itibariyle tek taraflı ateşkes ilan etti.

Bu provokatörlerin ve efendilerinin oyununu bozacak, terör örgütleri, yandaşları ve sivil kollarını etkisiz hale getirecek, masum sivillerden ayrıştıracak en ivedi acil plan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriye Silahlı Kuvvetlerin (SSK) sahada ortak operasyonlar yapmasıdır. Gözlem noktalarına yapılacak saldırıları birlikte göğüslemeleridir. Bu yapılırsa ABD, NATO, İsrail, Suudi Hanedanlığı, Birleşik Arap Emirlikleri ve bölgemizdeki dini-dar ve bölücü tüm faaliyeleri ile bunları eyleme koyan taşeronların iflahı kesilir. Suriye ve Türkiye’nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve egemenliğini hedef alan İdlib sahası kadar tehlikeli olan Fırat’ın Doğusuna odaklanma imkanı olur. Bunlar yapıldığı takdirde geçmişte yapılan tahripkâr hatalardan ibret alındığı görülür. Sonrası Allah Rahman, Affedici ve Kerimdir.

Share
219 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

10+4 = ?