ÜST REKLAM

logo

reklam

BEREKETLİ TOPRAKLARIN ASİ ÇOCUĞU YILMAZ GÜNEY


Ümit Sağaltıcı
deneme01@hotmail.com

 

 

Yılmaz Güney’in edebiyat serüveni Çukurova’da başlar. Hayatın içinden derleyip yoğurmuştur konularını, bir yaprak bile, dile getirmeden bırakmamış öykülerinde, romanlarında film senaryolarında…

Türk sinemasında ölümsüz kılan yapıtlarının konusu çoğu birebir tanıklığını yapmış olduğu olaylardır.

Filmlerinde canlandırdığı ezilen, ama yazgısına kabullenmeyip kötülüğe karşı direnen dürüst ve cesur ‘’Anadolu Çocuğu’’ tiplemesiyle taşra izleyicisi tarafından çok tutulur.

Işıl Özgentürk’ün 1 Şubat 2000 günkü Cumhuriyet’te dünyanın sadece beş Türk’ü tanıdığını söylüyor: Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Yılmaz Güney bir de Nasreddin Hoca.

Yeryüzünde iyiden, güzelden yana tek kişi kalıncaya kadar bu beş büyük Türk yapıtlarıyla ölümsüzleşecektir.

Bugünkü sistem yanlısı havuz medya gazetelerinden Hürriyet gazetesi yılmaz Güney ile ilgili bir kampanya başlattığını da not olarak düşelim.

Hürriyet yazarı Doğan Hızlan11 Ocak 1999’da, Fatih Altaylı 25 Ocak’ta, ‘’Güney, sadece bir lümpendi’’ sözleriyle bir kampanya başlatıldı.

Aslında koparılan kıyametin ardında tek bir somut neden vardı. Bütün lobi faaliyetlerine karşın yurtdışında olumlu bir izlenim yaratmakta güçlük çekenler, dünyaca ünlü bir yönetmenin Costa Gavras’ın (Cannes Film Festivalinde birinciliği Missing (kayıp) adlı filmiyle paylaştığı yönetmen) Yılmaz Güney’le ilgili bir belgeselin hazırlığını yaptığını duyduklarında bu tuhaf kampanyanın da ipi çekilmişti.

Yılmaz Güney’e karşı kampanya 5 yıldır Ayna için de yerel figüranlar tarafından derin kuyularda yapılmaktadır.

Biz akıl, bilim, sanat, estetik, özgür düşünce dedikçe, onlar kudurdukça kuduruyorlar, hiçbir acil müdahale de dermen olmuyor bu kudurmuşlara. Onlar akıldışlığı, hurafeleri, yozlukları, örümcek ağlarını ortalığa saçıyorlar.

Biz değerlerimizi ileriye taşımaktan bahsederken, bu toprağa, mülke, paraya doymayanlar da ‘‘Sizin de, değerlerinizin de canı cehenneme!’’ diyorlar.

Ve 5 yıldır yaptığı kötülüklerin haddi hesabi yok ayna’ya.

Önce insanlığı böceğe çevirip, sonra ‘’sen ne böceksin’’ demeye başladılar.

Densizlik yapana,’’densiz’’ demeyi ise Can Yüce öğretmemiş miydi bize? Demekten de alamıyorum nedense kendimi.

Yılmaz Güney Adana’nın Yenice Köyünde topraksız köylü bir ailenin çocuğu olarak 1937 yılında doğdu. Ortaokul ve Lise öğrenimini Adana’da tamamladı. Bu dönemdeki gözlemlerinden filmlerinde ve romanlarında büyük ölçüde yararlandı.

Ortaöğrenim yıllarında bisikletiyle sinemalar bobinleri taşıdı. Bu dönemde her tür filmi izledi. Lise ikinci sınıftayken And Film’in pursantaj memurluğunu yapmaya başladı ve iş nedeniyle yakın illerde sinemaları dolaştı.

İlk öykülerini bu dönemde verdi. Nihat Ziyalan ve Özdemir İnce ile tanıştı ve edebiyat dergilerinde öyküleri yayınlanmaya başladı, kendisi dergiler çıkardı. 1955 yılında liseyi bitirdi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Okula devam etmedi ve Adana’ya dönerek Dar Film’de çalışmaya başladı.Dar film’deki işi nedeniyle İstanbul’a geçen Güney, İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi’ne kaydoldu.Ve bu dönmede sinemaya ciddi olarak adım atmasını sağlayan Atif Yılmaz ile tanıştı.

Bu Vatan’nın çocukları ve Alageyik filmlerinde senarist ve yönetmen yardımcısı olarak kamera arkasında ilk görevlerini aldı. Yılmaz Güney bu dönemde senaryocu, oyuncu ve yönetmen olarak çalıştı. Oyuncu ve senaryocu olarak sivrildi.

Dönemin siyasal öğrenci hareketlerinin içinde yer alan Güney, bu dönemde sol düşünce ile yakınlaştı ve sinemayla ilişkisi daha üretken bir zemine doğru yol aldı.

On Üç adlı dergide 1956 yılında yaynlanan ‘’Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri adlı öyküsünde ‘’Komünizm propagandası’’ yaptığı gerekçesiyle 1961 yılında hapse mahküm edildi ve film setinden alınarak cezaevine kondu. 24 ayını cezaevinde geçirdi.

Boynu Bükük Öldüler romanı bu dönemin ürünü oldu. 1963 yılından sonra yaptığı filmlerde oyuncu olarak giderek artan bir popülarite kazandı ve Göksel Arsoy gibi temiz yüzlü jönlerin saltanatını altüst etti.Bu dönemin filmleri genellikle Yeşilçam kalıpları içinden çıkamadı. Ancak izleyiciler Yılmaz Güney’in oynadığı kişilerde kendilerinden çok şey buldular.

Çırkın Kral adı ve mitosu bu dönemin eseridir. Lütfi Akad’ın yönettiği Hudutların Kanunu ile başlayan dönem yılmaz Güney’in yazıp yönettiği Seyyit han ile sonraki başarıların ilk işaretlerini verdi.

1970 yılında yapılan Umut ise sinemamızın en başarılı yapıtlarından biri oldu. İtalyan yeni Gerçekçiliği’nin derin izlerini taşıyan bu filmde Güney’in Adana’da geçirdiği çocukluk ve gençlik yıllarının tanıklıkları ile keskin bir toplumsal yapı çözümlemesi bir araya geldi.Güney, Antalya’da ve Adana Film Festivallerinde aldığı En İyi Oyuncu ödüllerine ile Umut ile Adana’da aldığı  En İyi Film ödülünü ekledi.

Güneyin filmleri sık sık sansüre takıldı, genellikle Danıştay kararıyla gösterim izni alabildi. Umut’u, Ağıt, Acı, Umutsuzlar, Baba filmleri izledi.

Mahir çayan ve arkadaşlarına yardım ettiği için 1972 yılında tutuklanan Güney yine cezaevine kondu. Çıkar çıkmaz çekmeye başladığı Arkadaş filmi cezaevinde geçirdiği nasıl değerlendirdiğini de ortaya koydu. Büyük ilgi gören ve tartışılan bu film, çirkin kral’ın kendisiyle olduğu kadar çirkin kralcılarla da hesaplaşması anlamına geliyordu. Güney farklı sınıflardan insanları yüz yüze getirdiği Arkadaş filmiyle siyasal sinema yapmak yönünde en ciddi adımını attı.

1974 yılının 13 Eylül’ünde yaşanan Adana’nın yumurtalık ilçesinde ki olay sonrasında 19 yıl hapse mahkum edildi. Uzun hapislik yıllarında çok önemli film projeleri için araştırmalar yaptı, ekipler kurdu, binlerce sayfa tutan senaryo çalışması yaptı…

Filmin oluşum sürecinin tümünü yöneten kişinin ‘’cezaevinde’’ olduğu bu filmler, elden edilen başarı ve alınan ödüllerin yanı sıra yapım hikayeleriyle de tarihe geçti.

Endişe, İzin, Bir gün Mutlaka, Düşman, Sürü ve Yol filmleri bu dönemin ürünü oldu. Yol Cannes film festivalinde Altın portakal ödülünü Costa Gavras’ın Kayıp filmiyle paylaştı.

Güney cezaevinde 7 yıl 1 ay yattıktan sonra Isparta cezaevinden kaçarak Fransa^ya iltica etti.

Fransa’da 1984 yılında kansere yenik düştü. Paris’te pere Lachaise mezarlığında yatıyor.

Yılmaz Güney anısına saygıyla.

Ümit Sağaltıcı

Kaynak: Ekin Sanat Dergisi Eylül 2005 sayısı Celal İnan

 

 

Share
1324 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+9 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İMAM CAFER’İ SADIK’TAN BİRKAÇ HADİS

    20 Ocak 2020 Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan 1- Erkek, hanımına karşı üç şeye riayet etmelidir: Hanımının muhabbet ve ilgisini kazanmak için onunla uyum sağlamak; ona karşı güzel ahlaklı olmak; onun gözünde güzel görünmek ve refahını sağlamakla kalbini elde etmek. Kadın da kocasına karşı şu üç şeye riayet etmesi gerekir: Kocasının tüm hallerde güvenini sağlayacak şekilde kendisini kötülüklerden korumak; muhtemel hatalarının affedilmesi için sürekli kocasının hakkını gözetmesi; tatlı dil ve çekici tavırlarıyla kocasına olan sevgisini bildirmesi. 2- Basi...
  • YOLSUZLUKLARIN KİLOMETRE TAŞLARI

    15 Ocak 2020 Genel, Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Asaf Hişmi BEL – BİR AŞ.’ye bulaşmayan kişilerin sayısı azdır. BU şirketle yapılan iş ve işlemlerin fiyat belirlemesi iki türlü. Hesabı kitabı yok. Şirket lehine sonuçlar çıkartılmaya çalışılmıştır. Toplumsal çıkar, ikinci plana atılmıştır.  Şirket kar etsin diye Asliye Hukuk Hâkimliğine sunulan Bilirkişi Raporu sahtedir. Mahkemeyi olumsuz yönden etkilemeye çalışılmıştır. Raporda kullanılan veriler sahtedir. Kıymet takdir komisyonu da sahte bedel takdiri yapmıştır. İşin aslına geçelim. BEL – BİR AŞ.’ye kat karşılığı olmak üze...
  • DOĞAL YAŞAMDAN KOPUNCA

    13 Ocak 2020 Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Hazırlayan: Sami Aslan Yaşanacak bir tek ömrümüz var. Onu da uzun ve mutlu yaşamak için sağlıklı olmak gerekiyor. Oysa günümüz insanı çok erken, hatta küçücük yaşlarda kanser, kalp, şeker, tansiyon, obezite sorunlarıyla sarmalanıyor. Paketlerle ilaç, antidepresanlar, antibiyotikler yanımızdan ayırmadığımız aksesuarlarımız oldu. İnsan ömrü uzadı, evet uzadı ama, ne pahasına. Sağlıksız, hastalıklı, bir gün bile kullanmadığımızda ölümümüze neden olabilecek ilaçlara mahkum bir yaşam. Neden bu hale geldik: Doğadan uzaklaştıkça, bizi...
  • RANTIN ŞEYTANİ YÖNÜ ( 2 )

    13 Ocak 2020 Köşe Yazıları, üst manşetler, Yerel

    Asaf Hişmi 2 – 03.05 1991 tarih ve 11 sayılı Samandağ Belediyesi, Belediye Meclis Kararında rantın şeytani yönü, sırıtır derecede görünüyordu. BEL – BİR A.Ş.’ne Projesiz, ihalesiz  (resmi belgelerde belirtildiğine göre: 1991 yılı Birim fiyat tariflerine göre İhale Bedeli: 20.000.000 TL) iş vermek için bu şirkete kamu kurumu olarak tanıttılar. Belediye encümen ve belediye meclis kararlarında böyle tanıtılmıştı. Kamu kurumu olmayan, Kamu kurumu niteliğini taşımayan ve maliye bakanlığından uygun görüş almayan bu şirketin ödenmiş serma...