‘’BENİ BİLİMLE ANLA İKİ GÖZÜM…’’ - Samandağ Ayna HaberSamandağ Ayna Haber

ankara escort

Şişlide Gece Hayatı

şişli escort

bahistapot.comekbonus.comlinkegit.com

sanal ofisweb tasarım ankaraistanbul travestileri
SON DAKİKA

‘’BENİ BİLİMLE ANLA İKİ GÖZÜM…’’

Bu haber 15 Kasım 2016 - 13:29 'de eklendi ve 868 kez görüntülendi.

husamettin-kazan

‘’BENİ BİLİMLE ANLA İKİ GÖZÜM…’’

Çok karışılık, anlaşılmaz, zor gibi gelen durumlar, özünde hiç de karışık değil.

Her şey açık, anlaşır, sade…

Karışık olan sadece görünüşüdür.

Karışık gözüken durumları anlaşılır hale getirmek için sadeleştirmeliyiz. Matematikte yaptığımız sadeleştirmeler gibi, sosyal ve siyasi olguları da sadeleştirmeliyiz.

Matematiğe göre sadeleştirmenin nasıl yapıldığını hatırlayalım. 357:1071 işlemin sade hali, 1:3 tür. Verilen sayılar, en sade haline gelinceye kadar, ortak katları ile bölünür.

Siyasal- sosyal konuları da böyle sadeleştirebilir. Ancak siyasal bilimlerdeki sadeleştirme matematik kadar mekanik değildir. Siyasal -sosyal konular; tarihteki benzer durumlar veya farklı durumlar ile, dünyanın farklı coğrafyalarındaki benzer veya farklı durumlar ile, farklı veya destekleyici fikirler ile, sadeleşebilir.

Kısacası, siyasal-sosyal olgular; felsefe, tarih ve coğrafya gibi sosyal- siyasal bilimlerin bilgileri ile sadeleşir.

Ahmet KAYA’nın ‘’Başkaldırıyorum’’ albümündeki bir şarkısında;  ‘’Beni bilimle anla iki gözüm, felsefeyle anla ve tarihle yargıla…’’ sözleri ile yaptıklarının anlaşılması için dostlarına; bilim, felsefe, tarih süzgeçlerinin kullanılmasını öneriyor.

 

Bu bilgilerden ve yorumlardan hareketle, günümüzde yaşanan bütün siyasi ve sosyal konuların çok açık, anlaşılır ve sade olduğunu bir kez daha tekrarlamak istiyorum.

 

İnsanımız her şeyin farkındadır.

İnsanımız, deneyerek, gözlemleyerek, yaşayarak, tanık olarak, haksızlıklara uğrayarak, kandırılarak, sömürülerek,  bir geçmiş yaşadı. Yaşadıklarından dersler çıkardı ve düşünceleri olgunlaştı.

 

Ben insanımızın artık ‘’felsefi, tarihi, bilimsel’’derinliğe sahip olduğunu görüyorum.

Kimilerine göre halk cahil, korkak, sinmiş, susmuş, duyarsızlaşmış falan filan… olabilir.

 

Ben hiç de öyle düşünmüyorum..

Halkı ile bu şekilde konuşanları ayıplıyorum. ‘’Yaptığınız ayıp, ayıptır.’’ Diyorum.

Halk ne korkuyor, ne susmuş, ne sinmiş, ne duyarsız,, ne cahil ,ne de başka bilmem ne…

Kendilerini kahraman-lider sananların peşine takılmayan insanımıza, böyle suçlamalarda bulunmak densizliktir.

 

Yaşadıklarından sonuçlar çıkaran halkımızın gözünde, ‘’ne kahraman, nede lidersiniz’’.

Halk, lider olamamışların, yönlendirmelerinden bıktı artık. Dünya için ABD yeni başkanı ‘’ TRUMP’’ sürpriz olduysa; bu içsel birikimlerle Samandağ’ın sosyal ve siyasal yapısı sürprizlere açıktır.

 

Yüksek çıkan ama, içinde ruh olmayan sesler de gürültüden başka bir şey değildir

 

Laçkalaştırılmış ortamlarda, yapılan her hareketin  olumsuzluk dışında bir şey getirmeyeceğini insanımız çok iyi biliyor. ‘’Çamura taş atma sana da bulaşır.’’ Atasözünü duruma uygun düşüyor.

‘’Bu kadar haksızlılık varken, bu kadar mağdur varken halk niye tepki vermiyor?’’ Diye soranlara cevabım; halk her haksızlığa tepki veriyor.  Daha bilinçli ve daha içten tepkileri var.  Tepkiler ne kadar bilinçli olursa o kadar insani olur.  İnsanımızın fikirlerini oluşturması ve olgunlaştırması tepkilerin en güzelidir. Durumları enine boyuna değerlendirmesi düşünce kalıplarını yıkmasına yol açıyor.

Durumlar karşısında bizimle aynı tepkileri vermeyen insanlara sinmiş, korkak, duyarsız, şeklindeki suçlamalarda bulunmak zorbalığın bir başka halidir.

Kimse korkmuyor, kimse duyarsız değil, kimse ne sinmiş ne susmuş…

Ayrıca mağduriyeti ön plana çıkarmak fikir insanlarına yakışmaz. Mağdur yerine ‘’mağrur’’ olmalıyız.

Ömrünün ‘’30 yılına yakını hapishanelerde’’ geçirmiş Yalçın KÜÇÜK’e daha önceki yol arkadaşları;  ‘’mağdur edebiyatı yapma!’’ diye rencide etmeye çalışırken; onun cevabı ‘’Ben hayatım boyunca mağdur olmadım.’’ şeklinde olmuştur.

Üniversite yıllarımda emniyet birimleri tarafından gözaltına alınıp, kekeme çıkan biri ile tanışmıştım. Bir mağdurluk değil bir mağrurluk hali vardı. Her zaman hayat dolu olarak görürdüm.

Halk mağduru değil mağruru seviyor.  Mağrura değer veriyor. O’nu lider kabul ediyor. İsminin önündeki unvanlarla insana etki etmeye çalışanların etki düzeyi ne kadar olduğunu tarih göstermiştir.

Daha önce çeşitli durumlarda sokağa dökülen bu halk, şimdi sokağa dökülmüyorsa; mutlaka bir bildiği vardır.

Halkın algıları gayet açıktır ve durumlar arasında muhakeme yapabilmektedir. İnsanımızı; bilimle anlamalıyız iki gözüm, felsefeyle anlamalıyız ve tarihle yargılamalıyız.

Hüsamettin Kazandeneme18@hotmail.com