ÜST REKLAM

logo

reklam

“BASIN HÜRDÜR, SANSÜR EDİLEMEZ.*”

İlçemiz Belediye Başkanı Sayın Nehir’in Samandağ Ayna Gazetesi Sorumlu Yazıişleri Müdürü Ümit SAĞALTICI hakkında, hakaret iddiasıyla yapmış olduğu suç duyurusu neticesinde açılan davada, dün ilk duruşma yapıldı. Duruşmada müvekkilim Ümit SAĞALTICI dinlenildi. İfadesinde, söylemlerinin hakaret ve isnat içermediğini, yazılı delilleriyle birlikte ortaya koydu. Sayın Başkan ise vekili aracılığıyla şikayetinin devam ettiğini, müvekkilimin cezalandırılması talebini ve davaya katılma istemlerini ilettiler. Duruşma 24 Ocak’a ertelendi. 24 Ocak’ta ise Sayın Başkan’ın duruşmaya gelip gelmeyeceği yönünde karar verilecek ve eksik olan deliller toplanacak. Davanın özeti bu…

Gelelim asıl meseleye… Davanın tarafı gömleğimi çıkararak, salt bir hukukçu olarak olayı yorumlamak isterim. Sayın Başkan gibi topluma malolmuş, belirli bir bürokratik konumu işgal eden ve siyasi duruşu olan kimselerin, eleştiriye daha açık olmaları gerekir. Hatta yapıcı eleştiriye değil, yıkıcı, vurucu, çarpıcı eleştirilere açık olması gerekir. Hele hele bunları kendisine vatandaşlar değil basın, yani vatandaşların haber alma hakkını karşılayan, kısaca kamu hizmeti gören kişi ve kuruluşlar yapıyorsa eleştiriye katlanılabilirlik sınırı daha yüksek olmalıdır. Bu tanınmış olmanın doğal bir sonucudur. Bu sözler de fikirlerde bana değil; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahil Yargıtaydan ilk derece mahkemelerine, karar verme mekanizmalarınca dile getirilmiş şeyler bunlar.

Misal, sıradan bir vatandaşın nelerden hoşlandığını, kimle ne konuştuğunu bir kaç kişi bilmek isterken; tanınmış kimseler hakkındaki en ufak detaylar bile herkesçe bilinmek istenir. “Magazin Haberciliği” denen ve ünlülerin özel hayatlarını TV’lerde ifşa eden habercilik de kaynağını buradan alır zaten. Onların özel hayatlarının dokunulmaması gereken alanı, sıradan vatandaşlara göre çok daha dardır.

Bakın, davadaki hakaret ve itham iddialarının haklılığı ya da haksızlığı üzerine hiçbir şey yazmıyorum; zira mahkemenin görüşünü etkileme yeri burası değil, mahkeme salonudur. Bu yazıyı kaleme almamın amacı, 2,5 yıllık köşe yazarı yani bir basın emekçisi kardeşiniz olarak, ilçemizde basına yönelik bu tür şikayetlerin artık son bulmasını temenni etmemdir. Basın kötü bir şey değildir. Sizi olduğunuzdan büyük gösterebilecek bir dev aynası olup, sizi hatalarınızı görmemeye itebileceği gibi; salt bir ayna olup size hatalarınızı gösteren en büyük yardımıcınız olabilir. Önemli olan sizin neyi istediğiniz…

Kendi şahsi fikrimi izah etmek isterim nacizhane. Ben bir siyasi olarak, asla basınla uğraşmayı tercih etmezdim. Sürekli mahkeme huzurunda ifade verme gibi sıkıntılı bir süreçle yüzyüze kalmak çok da tercih edilebilir bir şey olmasa gerek. Zaten gerçekten suç unsuru bir yayın yapılması halinde savcılıklar resen müdahale edip, kamu davaları başlatabilmekte. Parti Genel Merkezlerinin sürekli sorun çıkan kişi ve bürolarla ilgili hoşnutsuz olduğu da zaten bilinen bir şey. Dün duruşmada olduğu gibi kalabalık ve kırgın hatta yer yer öfkeli kitlelerin hedefi haline gelmek, muhalefetiyle karşılaşmak kesinlikle benim kaldıramayacağım şeyler.

Sonuç ne olur söylemem. Profesyonellik de gönlüm de müvekkilimden yana. Ama her iki ihtimalde de aslında kaybeden Samandağ olacak. Eğer başkan kazanırsa, basın kendisine otosansür uygulamak zorunda kalacak, müvekkilim kazanırsa ise ilçemizin en çok oy olan ve benim de üyesi bulunduğum CHP imaj kaybı yaşayacak.

  1. celse olan 24 Ocak’ta tekrar görüşmek üzere…

Avukat Ali BEYAZ

*TC Anayasası 28. maddesinin firiş cümlesi

 

İlçemiz Belediye Başkanı Sayın Nehir’in Samandağ Ayna Gazetesi Sorumlu Yazıişleri Müdürü Ümit SAĞALTICI hakkında, hakaret iddiasıyla yapmış olduğu suç duyurusu neticesinde açılan davada, dün ilk duruşma yapıldı. Duruşmada müvekkilim Ümit SAĞALTICI dinlenildi. İfadesinde, söylemlerinin hakaret ve isnat içermediğini, yazılı delilleriyle birlikte ortaya koydu. Sayın Başkan ise vekili aracılığıyla şikayetinin devam ettiğini, müvekkilimin cezalandırılması talebini ve davaya katılma istemlerini ilettiler. Duruşma 24 Ocak’a ertelendi. 24 Ocak’ta ise Sayın Başkan’ın duruşmaya gelip gelmeyeceği yönünde karar verilecek ve eksik olan deliller toplanacak. Davanın özeti bu…

Gelelim asıl meseleye… Davanın tarafı gömleğimi çıkararak, salt bir hukukçu olarak olayı yorumlamak isterim. Sayın Başkan gibi topluma malolmuş, belirli bir bürokratik konumu işgal eden ve siyasi duruşu olan kimselerin, eleştiriye daha açık olmaları gerekir. Hatta yapıcı eleştiriye değil, yıkıcı, vurucu, çarpıcı eleştirilere açık olması gerekir. Hele hele bunları kendisine vatandaşlar değil basın, yani vatandaşların haber alma hakkını karşılayan, kısaca kamu hizmeti gören kişi ve kuruluşlar yapıyorsa eleştiriye katlanılabilirlik sınırı daha yüksek olmalıdır. Bu tanınmış olmanın doğal bir sonucudur. Bu sözler de fikirlerde bana değil; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahil Yargıtaydan ilk derece mahkemelerine, karar verme mekanizmalarınca dile getirilmiş şeyler bunlar.

Misal, sıradan bir vatandaşın nelerden hoşlandığını, kimle ne konuştuğunu bir kaç kişi bilmek isterken; tanınmış kimseler hakkındaki en ufak detaylar bile herkesçe bilinmek istenir. “Magazin Haberciliği” denen ve ünlülerin özel hayatlarını TV’lerde ifşa eden habercilik de kaynağını buradan alır zaten. Onların özel hayatlarının dokunulmaması gereken alanı, sıradan vatandaşlara göre çok daha dardır.

Bakın, davadaki hakaret ve itham iddialarının haklılığı ya da haksızlığı üzerine hiçbir şey yazmıyorum; zira mahkemenin görüşünü etkileme yeri burası değil, mahkeme salonudur. Bu yazıyı kaleme almamın amacı, 2,5 yıllık köşe yazarı yani bir basın emekçisi kardeşiniz olarak, ilçemizde basına yönelik bu tür şikayetlerin artık son bulmasını temenni etmemdir. Basın kötü bir şey değildir. Sizi olduğunuzdan büyük gösterebilecek bir dev aynası olup, sizi hatalarınızı görmemeye itebileceği gibi; salt bir ayna olup size hatalarınızı gösteren en büyük yardımıcınız olabilir. Önemli olan sizin neyi istediğiniz…

Kendi şahsi fikrimi izah etmek isterim nacizhane. Ben bir siyasi olarak, asla basınla uğraşmayı tercih etmezdim. Sürekli mahkeme huzurunda ifade verme gibi sıkıntılı bir süreçle yüzyüze kalmak çok da tercih edilebilir bir şey olmasa gerek. Zaten gerçekten suç unsuru bir yayın yapılması halinde savcılıklar resen müdahale edip, kamu davaları başlatabilmekte. Parti Genel Merkezlerinin sürekli sorun çıkan kişi ve bürolarla ilgili hoşnutsuz olduğu da zaten bilinen bir şey. Dün duruşmada olduğu gibi kalabalık ve kırgın hatta yer yer öfkeli kitlelerin hedefi haline gelmek, muhalefetiyle karşılaşmak kesinlikle benim kaldıramayacağım şeyler.

Sonuç ne olur söylemem. Profesyonellik de gönlüm de müvekkilimden yana. Ama her iki ihtimalde de aslında kaybeden Samandağ olacak. Eğer başkan kazanırsa, basın kendisine otosansür uygulamak zorunda kalacak, müvekkilim kazanırsa ise ilçemizin en çok oy olan ve benim de üyesi bulunduğum CHP imaj kaybı yaşayacak.

  1. celse olan 24 Ocak’ta tekrar görüşmek üzere…

*TC Anayasası 28. maddesinin firiş cümlesi

Avukat Ali BEYAZ

 

Share
414 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+9 = ?